Ana içeriğe atla

beni kategorize etme

müzik
aşağıdaki giriş paragrafını silmedim ama "beni kategorize etme" değildi, sadece "müzik" idi bu yazının başlığı ancak daha sonra değiştirdim bu şekilde çünkü iş yazıyı yazmakla bitmiyor, onun okunması da lazım ve maalesef okunmasına karar veren de başta google olmak üzere, arama motorları... başlığı sadece "müzik" olan bir yazının okunması da neredeyse mümkün değil... aşağıda da belirttiğim üzere, mutlaka yanında başka ifadeler de olması lazım... mesela arayan kişi de sadece müzik yazmaz asla... en az iki yada daha fazla kelime olmalıdır... ille de kategorize edilecek ki ilgi çeksin!!... bir bakıma bu arama motorları konusu da bu yazının konusuyla neredeyse aynı... temelde hiç bir fark yok... internette dolanmak da ciddi biçimde ağız sulandıran bir sektör hatta endüstri artık... dünyadaki en gelişmiş yapay zekalar şu anda sizi buraya getirmiş bulunuyorlar! farkında oldunuz mu?... ve alenen ben sizi kandırdım! 😁... büyük ihtimalle siz bülent ortaçgil'in muhteşem şarkısı beni kategorize etme hakkında bir şeyler arıyordunuz... maalesef arama motoru ve ben sizi buraya çekmek için ayak oyunu yaptık:)... merak etmeyin, insaflıyımdır ben, aşağıda şarkı da var, sözler de... bu sektör içinde esamesi bile okunmaz ama şu anda ben yazdıkça, siz de okudukça para kazandırıyoruz bu endüstriye... halbuki kendi halinde, basit ve hiç bir şeyden haberi olmayan insanlarız ve üstelik ben yazarken, siz de okurken cebimizden para çıkıyor... endüstriye tabii ki... neyse, esas konuya geçelim ve müzikle devam edelim...

bir müzik bloğunda başlığı sadece "müzik" olan bir paylaşımın bulunması tuhaf mıdır? olağan mıdır? yada zaten mutlaka olmalı mıdır? bilmiyorum... müziğe çok uzaktan bakmak pek de kolay değilmiş... bir türlü başlamayı beceremediğim bir paylaşım oldu bu... "müzik" kelimesinin sağında yada solunda hiç olmazsa bir kelime daha olsaydı çok kolay olacaktı ama şu müzik denen şeye sağı solu, önü ardı boş olarak, mümkün olduğunca uzaktan, çevresi boş ama içi dolu olarak bakmak istedim... etrafında, içinde ve dışında hiç bir ekleme olmadan, müziğe sadece "müzik" olarak bakmak istememin sebebi ise; müziği, hiç bir şekilde kategorize etmeden, saf hali ile görebilmek... tabii hemen ekleyeyim buraya, bu sadece bir temenni yada fantezi... yani artık benim gibi alelade birinin müziği saf hali ile görebilmesi -daha doğrusu duyabilmesi- mümkün değil... diğer yandan, zaten artık yapılmıyor ki duyalım...

dünyada müzik kadar dallandırılıp budaklandırılan, kategorilere ayrılan, türlere bölünen, alt türlere ve onların da altlarına parçalanan, sentezlenen, öğütülen, etiketlenen, yaftalanan, göklere çıkarılan ve yerin dibine batırılıp, aşağılanan, karalanan başka bir olgu yok... tamamı, müzik dinleyenler için de geçerli çünkü müzikle birlikte, dinleyen de kategorize edilip, saflara ayrılıp, etiketleniyor... müziği yapan da... "arabeskçi" dediğinizde, yapan da dinleyen de ciddi biçimde yaftalanıyor mesela... tüm dünyada böyle, bizdeki karşılığı arabesk sadece...

müziğin o dallı budaklı, salkım saçak haline en yakın durumda olan bildiğim tek şey, canlıların taksonomisi ki o taksonomik sınıflandırmada da kalıplaşmış basit yöntemler vardır... omurgalı hayvanlardan insan gibi... gerçi insan omurgasız gördüğüm kadarıyla ya neyse artık... neyse dedik ama müziği de karman çorman bir yumağa döndüren de zaten insanın bu omurgasızlığı değil mi?...



beni kategorize etme, benle oynama
yaftayı yapıştırıp bana isim koyma
karikatürleştirme beni, ilahlaştırma
tabulaştırma sakın, tapulaştırma

ben seni öyle sevdim, öyle sevdim
ben seni öyle sevdim, böyle mi sevdim

matematikleştirme beni, çarpma, bölme
toplama, çıkartma sakın beni hesaplaştırma
mekanikleştirme beni otomatikleştirme
yarıştırma sakın onla bunla karşılaştırma

ben seni öyle sevdim, öyle sevdim
ben seni öyle sevdim, böyle mi sevdim

sıkıştırıp tıkıştırma beni depolaştırma
duygularım yok oldu, yüreğimi nasırlaştırma
beni demoralize etme, depolitize etme
her işten kaçar oldum, illegalize etme
bülent ortaçgil eseri beni kategorize etme adlı parçayı bilmeyen, dinlemeyen ve dinlerken de kategorize ettiği şeyleri düşünmeyen yoktur... ben de şimdiye kadar hiç "müzik" denen şeyi düşünmemiştim bu parçayı dinlerken... bir de kategorize edilen şey olarak müziği düşünün dinlerken diye paylaştım yukarıdaki videoyu... büyük ihtimalle siz de benim gibi üzüleceksiniz dinlerken... ben gerçekten üzüldüm çünkü her satırında müziğe -ve diğer bir çok sanat dalına- verdiğimiz zararı daha da fazla farkettim...

müziği kategorize ettik fazlasıyla... hatta aşırı derecede... oynadık müzikle... yaftaladık, etiketledik ve isim koyduk... karikatürleştirdik resmen... ilahlaştırdık, tabulaştırdık... üstelik tapulaştırdık da... matematikleştirdik ama müziği yaparken değil, satarken... tapusuyla satmadık ama hesaplaştırdık... çarptık, böldük, topladık, çıkardık ve mekanikleştirip otomatikleştirdik... sıkıştırıp, tıkıştırdık... depolaştırdık... depolitize de ettik müzikle, demoralize de... müziği yarıştırdık, onla bunla da karşılaştırdık... daha ne yapalım... duygularımız yok oldu, her işten kaçar olduk... biz müziği aslında böyle sevmedik...

müziği sanat akımları olarak kategorize etmedik!... türlere ayırdık... türleri gerektiğinde topladık, çıkardık, gerektiğinde çarpıp, böldük ve yeni türler icad ettik... her türe yeni müzisyenler bulduk, her müzisyene yeni dinleyiciler... etiketledik böylece... yaftaladık... önce alt kültür insanını yarattık, sonra da o insana alt kültür müziği yarattık... elitlere ise elit müzikler bulduk... hangi müziğin elit olması gerektiğini de empoze ettik... politize etmek işe yaramadı pek, müziği politize etmektense, dinleyiciyi depolitize ettik... o işe yaradı... protest müziği de illegalize ettik... depolitize dinleyiciye mekanik ve otomatik müziği kakaladık... halkın her kesimine, yarattığımız farklı etiketleri sattık... birbirlerinin etiketine bulaştırmadık... dinleyiciyi yaftaladık... vatan haini ilan ettik, yavşak bile dedik... yaftaladığımız dinleyiciyi yaratanların da aslında kendimiz olduğunu unuttuk yada üstünü örttük, kafamızı da kuma gömdük... müzikten matematiği çıkardık ama o matematiği barkodlara ve bandrollere kattık... tapulaştırdık ama tapusunu satmadık... tüm evren için müzik yapanların, şiir yazanların ve sanat yapanların hakkını kendimize hak gördük... telif dedik adına ve dünyaya mal olmuş sanatçıların hakkını da kendi cebimize gasp ettik... müziği sıkıştırdık... hem türlere bölüp çapını sıkıştırdık, hem de fiziksel olarak sıkıştırıp, minik cd lere ve usb lere depoladık... 1000 tane plağı aldık telefonumuza sıkıştırıp depoladık ve müzik dinlediğimizi sandık... üzerimizde binlerce müziği taşır olduk... müziği ve müzisyeni sürekli yarıştırdık... birbiriyle kıyasladık... o iyi, diğerleri kötü dedik... çocukları bile yarıştırdık... duygularımızı yitirdik, işten kaçar olduk... emek isteyen her şeyi bıraktığımız gibi, emek isteyen sanatı ve müziği de bıraktık...

müziği yapan ve satanlar kadar, belki de onlardan daha fazla kategorize ettik dinleyenler olarak... müzikle adam olduk, müzikle aşağıladık, müzikle yücelttik kendimizi... müziğin üstüne basa basa çıktık, yükseldik... müzikle reklam yaptık, müzikle kandırdık... müzikle uyuttuk, müzikle uyuşturduk...

bu düşünceyle dinlediğimde, bülent ortaçgil'in de bu sözleri müzik adına yazmış olabileceğini bile düşündüm... aklıma gelen başka hiç bir şey bu derece uymuyor bu sözlere müzik endüstrisi kadar... bir ihtimal bülent ortaçgil bu sözleri müziğin yakarışları olarak yazdı...

müzik türü dediğimiz o dallı budaklı etiketler silsilesine ek olarak; popüler müzik, çağdaş müzik, klasik müzik, modern müzik, devrimci müzik, saray müziği, sanat müziği, yavşak müziği, folklorik müzik, anonim, elektronik, akustik, 60'lar, 90'lar, film müziği, summer hits, minimal, maksimal, karışık, kulüp, disko, alt kültür, yüksek kültür, maço, elit, geri kalmış, vulgar, etnik, world, zenci, african, afro-american, latin, latin dance, türkü, protest, love songs, best slows, live, best of.... yoruldum ama bitmedi, daha doğrusu bitmemiştir ve bir başka biri, daha farklısını yazabilir... eurovision müziği bile var!... eurovision şarkı yarışmasına katılacak müzik apayrıdır... müziği ve müzisyeni bile yarıştırdık... dinlerken anlarsınız... eurovision contest sound!... tüm dünyada böyledir... besteci ve söz yazarı, sırf o yarışma için şarkı yaparlar, buram buram örovizyon kokar o şarkı...

çok uzatmaya da gerek yok, müziğin içine edilmiş durumda... mesela daha bir kaç on sene önce yoktu bu zırvalık... o zaman neden ihtiyaç yoktu?... insanların hiç bir zaman aslında farklı müzik türlerine ihtiyacı olmadı!... farklı türler ve o türlere tutsak insanlar yaratıldı... müzik, müziklikten çıktı, silah oldu... bu raydan çıkışın bazı sebepleri var tabii... en önemlisi "müzik endüstrisi"... bir şeyin endüstrisinden bahsediliyorsa, orada basitlik, popülerlik, popülistlik yani gelip geçici bir empoze kültürü hakimdir... gelip geçici olmayan hiç bir şey size defalarca daha fazla para kazandırmaz çünkü... kategorize edilmemiş bir şeyi satmanız ve tüketmeniz de neredeyse olanaksızdır...  tıpkı hiç bir işe yaramayan telefon modelleri gibi!... hiç bir işe yaramayan farklı telefon modellerine, hiç bir işe yaramayan insanları tutsak etiğiniz gibi, hiç bir işe yaramayan müzik türlerine de işe yaramayan insanları tutsak edersiniz... resmen gerçek bir sanayiye dönüşen müzik haricinde başka bir sanat dalı var mı? yok... plastik sanatlar endüstrisi yok mesela... yada sokak performansları sanayiii... yok... sadece sinema sektörü biraz yakındır... bildiğim kadarıyla yok başka... müzik, ağır sanayii üstelik... bildiğiniz, bacalarından dumanlar çıkaran cinsinden... müzik gruplarının karbon ayakizi bile hesaplanıyor artık ve çevreye verdikleri zararı tazmin ediyorlar... bilmiyor muydunuz? artık biliyorsunuz... bu karbon ayakizi de öyle yabana atılır gibi değil... gerçekten birer fabrika her biri... hatta bir kaç fabrika... "hadi ordan" demeyin sakın, soğuk ve bilimsel bir paylaşım olmaması için rakamlar filan vermiyorum... müzik endüstrisinin ne olduğunu herkes az çok zaten biliyor ama milyon dolarlık transferlere ve ülke bütçesine yakın kulüp bütçelerine rağmen, müzik sanayiinin yanında futbol sanayii bile büyük ihtimalle solda sıfır kalır... sinema sektörü de... yine hiç kimse "hadi ordan" demeye kalkmasın, futbol ve sinema sektörlerinde bile müzik ciddi yer tutmaktadır... daha 1 ay önce dünya kupası açılışında muhteşem konserler izlemedik mi? neden konserler verilir tüm spor organizasyonlarında? yada film müziği oscarları neden çok önemlidir?... ne alakası var futbol ile operanın? opera açılışlarında futbolcular çıkıp da bacak ve omuz üstünde top sektirip gösteri yapıyorlar mı? hayır... ama dünya kupasında opera sanatçıları dev orkestra önünde konserler veriyorlar... müzik çok önemli çünkü... her an her yerde var müzik...

müzik endüstrisi
aşağıdaki fotoğrafla anlatılabilecek müziği, yukarıdaki fotoda görülen şekle dönüştürebilmek ve çokça para da kazanabilmek; kesinlikle öyle sanıldığı gibi kolay ve basit bir şey değildir... hakkını yemeyelim, müzik endüstrisi tahminlerimizin çok çok üstünde çalışkan ve sürekli kazanan, asla kaybetmeyen bir sektördür... bir insan yapabilir bunu sadece... müzik aslında tıpkı aşağıdaki fotoda yansıtılan gibidir... çoğu kişi için asla öyle olmadığı da malumdur... olmamalıdır çünkü müziği üretenin de, tüketenin de işine gelmez asla... kediye flüt çalan bir çocuk kime ne kazandırabilir ki?... çok şey kazandırır aslında ama sadece kediye ve çocuğa...

müzik nedir?
bu konu çok uzun, üzerine cilt cilt kitaplar yazılabilecek bir konu... ki bu konuyu yazmak, eşelemek, deşmek de bana kalmadı... blog ya burası, aklıma eseni yazıyorum... haddim değil... aslında bu konuları; müzikologların, sanatçıların, sanat tarihçilerinin, dinleyicilerin bir araya gelerek derleyip toparlamaları gerekir ki bu konuda bir sürü makale ve kitap da zaten mevcut... ben kendi aklımın yettiğince anlatmaya çalışıyorum... benim için müzik; zamanın birinde, bir yerlerde seslendirilip, dinlenen ve orada kalan müziktir... tıpkı aşağıdaki gibi... denk geliş youtubedan seçtiğim, karşıma çıkan, olabilecek ilk video... leonard cohen şarkısı hallelujah, allie sherlock'dan... aslında kaydedilmiş ve o müzik, o an zedelenmiş... ama yine de fikir verebilir... bizler için o an yok ve aslında videoyu her izleyişimizde, o anı yaşayanların özeline burnumuzu sokmuş oluyoruz... olmuyor muyuz?... şans eseri o mekanda, o anda olanlar için muhteşem bir "müzik" denebilir... yada bana öyle geliyordur... bana öyle gelenleri yazıyorum sonuçta:)...

bir çok sokak müzisyeninin videolarında görebileceğiniz çevredeki kalabalığın ilgisini konser salonlarında bulamayan profesyonel müzisyen sayısı bence hiç de az değil... 

müzik; üzerinde en ince ayrıntısına kadar çalışılmış, her bir notasına kadar dinleyiciye göre kalıplara sokulmuş, düzeltilmiş, değiştirilmiş, kurcalanmış, sıfır hata ile çalınmış ve tertemiz kaydedilip, hi end sistemlerle tertemiz dinlenen bir şey değildir... olabilecek en titiz, en hatasız müzik; bir aşığın yaptığı alelade bir serenad kadar müzik değildir aslında...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.