Ana içeriğe atla

plak mecmuası

plak mecmuası 3. sayı
böyle bir dergi çıkıyor, plak mecmuası... ben anca 3. sayısında haberdar oluyorum... cittaslow, slow food filan derken, her şeyi rölantiye aldım zannedersem:)... yavaş olmakta keramet vardır... sonuçta yazıyorum işte bir şekilde... ama dikkat de çekmek istiyorum bunları yazarken!... yahu arkadaş, ben her yeri durmadan radar gibi tarıyorum:)... ben heberdar olmadıysam, elalem nasıl duyacak bu dergiyi de satın alacak... demek var bir sıkıntı...

ilk gördüğümde, "ömrü uzun olsun inşallah" gibi bir şey geçti aklımdan, hatta okuyup üflemiştim istanbul kadıköye doğru çünkü maalesef bir kaç sayı yada 1-2 yıl oluyor ülkemizde bu dergilerin ömrü... güzel insanlar, iyi niyetlerle çıkarmaya başlıyorlar bu dergileri bildiğim ve bilmediğim bir sürü zorluğuna karşı ama belli bir süre sonra ne oluyorsa oluyor ve günün birinde; önce "bu ay gecikti, ama mutlaka gelecek, bekliyoruz..." daha sonra "dağıtımda sorunlar var galiba, bu ay gelmedi ama size getirtelim" en sonunda da "aylardır çıkmıyor o dergi" sözleriyle karşılaşıyorsunuz... "aylardır" ifadesini özellikle belirttim çünkü belli bir süre sonra o dağıtım yapılan tek yada bir kaç yere gitmeye üşeniyorsunuz... fenalık geliyor, gide döne... biz de insanız... bir kaç ay sonra, "dur yahu bir daha sorayım" diyorsunuz umutla... bu yazdığım eminim hiç kimseye yabancı gelmemiştir... umarım bu sefer öyle olmaz çünkü çok güzel bir dergi... kadro da çok güzel... üç sayıdır değişmeyen isimler var, her sayıda olmayan isimler de var... ben aşağıdaki şekilde yazayım dergide emeği geçenleri... mutlaka unuttuğum olacaktır, özür dilerim şimdiden...

onur bayrakçeken, erdem bayrakçeken, yasemin şefik, salih karagöz, aptülika (aptülkadir elçioğlu), ali ece, armağan ekici, gökhan budak, altug senel, david wilkinson, emek can tülüş, güven erkin erkal, murat ertel, murat beşer, murat meriç, güray ali canlı, özge denizci, phil webb, uğur bekarlar, bugay akyüz, cemre coşkun, deniz ekim tilif, eray düzgünsoy, emek can tülüş, gülay oktar, hande yetkin, izzet öz...

dergi, mylos yayın grubundan çıkıyor... karaf, episode ve 221b gibi harika dergileri de çıkaran, oldukça sağlam bir yayınevi mylos... bu sebeple, bu sefer umutluyum, uzun soluklu bir dergi olacak diye düşünüyorum...

bu mecmua lafına ben bayılıyorum... plak için tam cuk diye oturmuş bu mecmua lafı... bir şekilde eskiye dönülebilen bildiğim tek şey şu plak denen şey... üstüne neler neler çıktı, kullanıldı, miadını doldurdu hepsi ve biz yeniden en başa dönebildik!... olacak iş değil aslında... akla mantığa ters ama oldu... yada oluyor yavaş yavaş... bu sebeple plak mecmuası çok iyi düşünülmüş isim olarak... konuyla ilgili olabilecek aşağıdaki eski paylaşımları da dilerseniz okuyun...

silindirden dijitale

eve gelen konser

plak mecmuası 2. sayı
derginin boyutları da çok iyi düşünülmüş... 10 inç plak dergisi... harika... pardon, mecmuası... ekip olabilecek en iyi ekip bence, onu yukarıda bir yerlerde yazmıştım... ne kadar dağınık, bölük pörçük yazıyorum ben, gidin bakın bi zahmet... derginin baskı kalitesi de çok iyi... fiyatı bence ucuz!...

fiyatı ucuz kısmında biraz duralım... evet, ucuz... çok ucuz hem de... maliyetin biraz üstünde, minimum karla yada zar zor, ucu ucuna çıkarmayın bu dergileri... o sebeple işler zor yürüyor... kesinlikle eminim, olabilecek en düşük fiyata çıkıyor bu dergi... diyeceksiniz ki "zaten zor satıyoruz" yada "öğrenciler alacak, alsın istiyoruz vs vs vs"... yahu sorun da orada zaten... öğrenciye hitap edelim, ucuz olsun, şu işi sevdirelim vs ile bu iş yürümüyor... bu dergi kime hitap ediyor? hitap edilen kitle için fiyat yüksek mi?... bir paket cigara kaç tl?... dergi galiba 16 tl şimdi... bence siz onu 35 tl yapın en az... üç ayda bir çıkan bir dergi bu ve kaliteli hem içerik olarak hem de fiziksel olarak... koleksiyonluk dergi arkadaş bu... 40-50 tl yapın hatta... bu devirde, 3 ayda bir hatta ayda 1, o 35 tl ilgilisini asla sarsmaz... öğrenciyi de sarsmaz...

plak mecmuasını çıkaranlar için bu iş tamamen bir gönül işi, kesinlikle biliyorum... bu tip dergiler, özelleşmiş ve belli bir kesime hitap eden dergiler olduğu için; dergileri düşünenler, çıkartanlar, yazıları yazanlar, fotoları çekenler, röportaj yapanlar, yayına hazırlayıp basanlar ve hatta dağıtımını sağlayıp, satanlar da özelleşmiş kişiler oluyorlar... tabii en önemlisi, satın alanlar da özel kişiler... dolayısıyla, bu kadar özel kişiyi bir arada tutmak da kolay olmuyor... bir işe gönül verenler sürekli hata yaparlar... zannederler ki; gönüllü gözükenlerin hepsi kendileri gibiler... yok öyle bir şey... hiç ummadığınız kişi gerçek bir plak müptelası çıkar, şaşırırsınız... plak müptelası süsü verilmiş kişi de kalkar mp3 indirir:)... mesela ben:))... ona da şaşar kalırsınız:)... gerçek gönüllüler, yardım kuruluşu mantığı yürütürler... ülkemizde bu da olmalı, biz yapalım derler... olmaz... neden olmaz? yapanlar gönüllerini koyarlar ortaya ama tükentenler koymazlar... mesela 3-5 dergi alıp da çevrelerindeki öğrencilere dağıtmazlar!... onu geçtim, 16 tl yi pahalı bile bulabilirler... durmadan plak satın alır! ama dergiyi pahalı bulur!... biz biliriz birbirimizi:))... derginin içeriğini de beğenmezler!... ne demiş elalem diye şöyle bir bakayım dedim, bendeki de şans! "bu dergide punk konusunun olmasını çok yadırgadım" diyen biri çıktı karşıma ilk olarak... ben ne şanssız adamım yahu... halbuki çok fazla kişi öve öve bitirememiş... bana kalktı o denk geldi... şimdi, biz bu ülkede minicik elit bir grubuz ya! punk'ın işi ne orada!... tamam, ben de dinlemem ama yahu onu da okuyan vardır... 2-3 sayfayı da atlayıver... olmazzz... biz bu dergiye 16 tl veriyoz, işi ne o punk'ın... yakında başlar; işi ne müzeyyen senarın vs...

ilk sayının kapağındaki koskoca emrah'ı küçük emrah zanneden biri, dergiyi yerden yere vurdu:)... dedikodu yapayım biraz:)... sonra anladı ve sildi yazdıklarını:)... önce bi dergiyi okusaydı iyi olacaktı ya neyse... kaldı ki, eğer küçük emrah plağı varsa, dergide o da olabilir... sıkıntı yok... bu derginin yaşayacağı en büyük sorun snoblardır...

plak mecmuası 1. sayı
ilk sayıyı bilmiyorum ben... haberim olmadı... kapağını çok beğenmiş bir çok kişi... ben valla ne yalan söyleyeyim, hiç beğenmedim:)... zevk meselesi ne yapayım... ama bereket ben görüntüde değil, içerikte kafa yoran biriyim... içerik harika sonuçta... sonraki iki sayının da kapağı güzel olmuş... blog burası yahu, takılmayın fazla... herkes beğenmiş, ben de beğenmeyeyim... nazar değmez hiç olmazsa...

plak mecmuasında öncelikle yeni plakların ele alındığı “çıktı çıkacak”, başka ülkelerinden plak dükkanlarına götüren “uzak diyarlardan”, yerli ve yabancı plak koleksiyonerleriyle röportajların yer aldığı “koleksiyoncu muhabbetleri”, plak meraklısı ünlü kişilerle “plak sohbetleri”, plak dükkanlarında “plakçı sohbetleri”, nadir plakların incelendiği “bul bulabilirsen!” ve plak dünyasına yeni adım atacaklar için rehber niteliğindeki “ilk adımlar” gibi düzenli bölümler dikkati çekiyor... tabii aptülika da çizimleriyle her sayıda olacak...

dergilerin yukarıdaki kapakları incelenirse, genel bir fikir edinilebilir konular hakkında ancak ben fikir vermesi için bazı konuları da sayı ayrımına girmeden aşağıda başlıklar halinde vereyim ki derginin tam olarak üzerinde duracağı konular da anlaşılsın...

50. yılında 1967 plakları
moğollar'ın kurucularından usta klavyeci murat ses ile özel bir röportaj
okay temiz'in 40. yaşını kutlayan eseri oriental wind
yeni baskı yerli plaklar
bağımsız plak dükkanları ile post-punk ilişkisi
ingiliz koleksiyoner phil webb ile türk koleksiyoner güray ali canlı
shah music centre
kim, nerede, nasıl basıyor bu plakları?
türkiye'de lo-fi & punk plakları
serhat köksal ve izzet öz ile röportaj
cem karaca & dervişan albümü yoksulluk kader olamaz tanıtımı
blue note ve barclay records tanıtımı
plak dükkanları günü
müzik formatlarının tarihi
japon baskı plaklar
ac/dc plakları
reptilians from andromeda, mustafa özkent ve tünay akdeniz röportajları
gökçen kaynatan, mike vernon, tuna kiremitçi ve dirtmusic grubu röportajları
sultan-ı yegâh röportajları
1968'in dikkat çeken yerli 45'likleri
1968'in modası ve jim morrison
1968'in the beatles'ı
ilhan mimaroğlu'nun kurduğu finnadar records
georges brassens'in ilk plağının öyküsü
utrecht'te düzenlenen dünyanın en büyük plak fuarı
dünya kupası plakları
john cage ile sun ra'nın buluşması
amon düül ve krautrock plakları

derginin çizgisi apaçık belli ve sanırım klasik müziğe hiç girilmeyecek, caz da sınırlı kalacak... yada ilerleyen sayılarda belki belli bir denge sağlanacak... belki de şimdiye kadar öyle bir ayrıma hiç gitmediler ve ana tema derginin adı gibi plak olacak, tür ayrımı olmayacak... gönlümden geçen de o halidir... ben kendi adıma şunu söyleyeyim; dergi çizgisini ortaya koyar, okuyucu beğenir yada beğenmez... okuyucu dergiye çok fazla burnunu sokmamalı... bu içeriği ben fazlasıyla beğendim ama bana hitap etmeyebilirdi de... etmeseydi, belki büyük bir hevesle olmasa da yine tanıtıp, önerirdim... sonuçta önemli bir açığı kapatıyor plak mecmuası...

dergiye emek verenlerin önemli bir kısmını çok yakından tanıyoruz... onları ayrıca belirtmiyorum... aslında plak mecmuası gerçekten göreceli olarak minik sayılabilecek bir kitleye hitabeden bir dergi... doğal bu, dünyada böyle... üç aşağı 5 yukarı böyle... yapacak bir şey yok... kitlenin daha sınırlı olması sorun mu? kesinlikle değil... çok daha sınırlı kitlelere hitap eden bir sürü yayın var... zaten hiç kimse yola milyonlarca satalım diye çıkmaz... ne diyorum ben yahu, milyonlarca mı:)... plak mecmuası emektarları ve okuyucu kitlesi aslında birbiri ile bir çok şekilde bağlantısı olan, birbirini tanıyan, bilen ve birlikte mutlu olan bir kitle... bu sebeple sadece dergi de çıkarmıyorlar aslında... dergi, plak konusunda seçici olan ve benim "emek gerektiren müzik" dediğim müzikleri dinleyen kesime hitap ediyor ve bu kesim için aktivitelerde de bulunuyor... aslında günden güne büyüyen bir kesim ve ben bu kesime hitap edebilen her türlü aktivitenin ve yayının uzun soluklu olacağından eminim, yeter ki mantıklı hareket edilsin, gönüllü duygusallığıyla değil...

plak mecmuası yavaş yavaş rayına oturacak ve şu anda en azından dağıtım açısından biraz yerel gibi duruyor... istanbul kadıköy ağırlıklı... oradaki plakçılardan temini kolay... bugün için dağıtımı yapılan yerler aşağıda ve anladığım kadarıyla sürekli genişleyecek... üstelik abonelik de mümkün... abone olun, 3 er sayı alıp, gençlere hediye edin... yada gençleri abone yapın, parasını siz ödeyin... bunu sadece bu dergi için değil, her konuda yapın... laf değil, icraat üretin:)...

atlantis müzik (istanbul - kadıköy)
analog plakevi (denizli)
can plak (istanbul - kadıköy)
dipsahaf (istanbul - kadıköy)
exit music (istanbul - kadıköy)
gramofon evi (izmir)
groove music shop (istanbul - şişli)
hammer müzik (istanbul - kadıköy)
kontra plak (istanbul - beyoğlu)
küçük plak dükkanı (istanbul - kadıköy)
mavzolos plak evi (bursa)
orfe mobydick (istanbul - kadıköy)
outro music (istanbul - kadıköy)
ozzyturk records (ankara)
plakhane (istanbul - kadıköy & beyoğlu)
plak kutusu (adana & ankara)
rainbow45 records (istanbul - kadıköy)
rpm music (istanbul - kadıköy)
sahafiye datça (datça)
zoltan records (istanbul - kadıköy)
zihni müzik (istanbul - kadıköy)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.