Ana içeriğe atla

plak mecmuası

plak mecmuası 3. sayı
böyle bir dergi çıkıyor, plak mecmuası... ben anca 3. sayısında haberdar oluyorum... cittaslow, slow food filan derken, her şeyi rölantiye aldım zannedersem:)... yavaş olmakta keramet vardır... sonuçta yazıyorum işte bir şekilde... ama dikkat de çekmek istiyorum bunları yazarken!... yahu arkadaş, ben her yeri durmadan radar gibi tarıyorum:)... ben heberdar olmadıysam, elalem nasıl duyacak bu dergiyi de satın alacak... demek var bir sıkıntı...

ilk gördüğümde, "ömrü uzun olsun inşallah" gibi bir şey geçti aklımdan, hatta okuyup üflemiştim istanbul kadıköye doğru çünkü maalesef bir kaç sayı yada 1-2 yıl oluyor ülkemizde bu dergilerin ömrü... güzel insanlar, iyi niyetlerle çıkarmaya başlıyorlar bu dergileri bildiğim ve bilmediğim bir sürü zorluğuna karşı ama belli bir süre sonra ne oluyorsa oluyor ve günün birinde; önce "bu ay gecikti, ama mutlaka gelecek, bekliyoruz..." daha sonra "dağıtımda sorunlar var galiba, bu ay gelmedi ama size getirtelim" en sonunda da "aylardır çıkmıyor o dergi" sözleriyle karşılaşıyorsunuz... "aylardır" ifadesini özellikle belirttim çünkü belli bir süre sonra o dağıtım yapılan tek yada bir kaç yere gitmeye üşeniyorsunuz... fenalık geliyor, gide döne... biz de insanız... bir kaç ay sonra, "dur yahu bir daha sorayım" diyorsunuz umutla... bu yazdığım eminim hiç kimseye yabancı gelmemiştir... umarım bu sefer öyle olmaz çünkü çok güzel bir dergi... kadro da çok güzel... üç sayıdır değişmeyen isimler var, her sayıda olmayan isimler de var... ben aşağıdaki şekilde yazayım dergide emeği geçenleri... mutlaka unuttuğum olacaktır, özür dilerim şimdiden...

onur bayrakçeken, erdem bayrakçeken, yasemin şefik, salih karagöz, aptülika (aptülkadir elçioğlu), ali ece, armağan ekici, gökhan budak, altug senel, david wilkinson, emek can tülüş, güven erkin erkal, murat ertel, murat beşer, murat meriç, güray ali canlı, özge denizci, phil webb, uğur bekarlar, bugay akyüz, cemre coşkun, deniz ekim tilif, eray düzgünsoy, emek can tülüş, gülay oktar, hande yetkin, izzet öz...

dergi, mylos yayın grubundan çıkıyor... karaf, episode ve 221b gibi harika dergileri de çıkaran, oldukça sağlam bir yayınevi mylos... bu sebeple, bu sefer umutluyum, uzun soluklu bir dergi olacak diye düşünüyorum...

bu mecmua lafına ben bayılıyorum... plak için tam cuk diye oturmuş bu mecmua lafı... bir şekilde eskiye dönülebilen bildiğim tek şey şu plak denen şey... üstüne neler neler çıktı, kullanıldı, miadını doldurdu hepsi ve biz yeniden en başa dönebildik!... olacak iş değil aslında... akla mantığa ters ama oldu... yada oluyor yavaş yavaş... bu sebeple plak mecmuası çok iyi düşünülmüş isim olarak... konuyla ilgili olabilecek aşağıdaki eski paylaşımları da dilerseniz okuyun...

silindirden dijitale

eve gelen konser

plak mecmuası 2. sayı
derginin boyutları da çok iyi düşünülmüş... 10 inç plak dergisi... harika... pardon, mecmuası... ekip olabilecek en iyi ekip bence, onu yukarıda bir yerlerde yazmıştım... ne kadar dağınık, bölük pörçük yazıyorum ben, gidin bakın bi zahmet... derginin baskı kalitesi de çok iyi... fiyatı bence ucuz!...

fiyatı ucuz kısmında biraz duralım... evet, ucuz... çok ucuz hem de... maliyetin biraz üstünde, minimum karla yada zar zor, ucu ucuna çıkarmayın bu dergileri... o sebeple işler zor yürüyor... kesinlikle eminim, olabilecek en düşük fiyata çıkıyor bu dergi... diyeceksiniz ki "zaten zor satıyoruz" yada "öğrenciler alacak, alsın istiyoruz vs vs vs"... yahu sorun da orada zaten... öğrenciye hitap edelim, ucuz olsun, şu işi sevdirelim vs ile bu iş yürümüyor... bu dergi kime hitap ediyor? hitap edilen kitle için fiyat yüksek mi?... bir paket cigara kaç tl?... dergi galiba 16 tl şimdi... bence siz onu 35 tl yapın en az... üç ayda bir çıkan bir dergi bu ve kaliteli hem içerik olarak hem de fiziksel olarak... koleksiyonluk dergi arkadaş bu... 40-50 tl yapın hatta... bu devirde, 3 ayda bir hatta ayda 1, o 35 tl ilgilisini asla sarsmaz... öğrenciyi de sarsmaz...

plak mecmuasını çıkaranlar için bu iş tamamen bir gönül işi, kesinlikle biliyorum... bu tip dergiler, özelleşmiş ve belli bir kesime hitap eden dergiler olduğu için; dergileri düşünenler, çıkartanlar, yazıları yazanlar, fotoları çekenler, röportaj yapanlar, yayına hazırlayıp basanlar ve hatta dağıtımını sağlayıp, satanlar da özelleşmiş kişiler oluyorlar... tabii en önemlisi, satın alanlar da özel kişiler... dolayısıyla, bu kadar özel kişiyi bir arada tutmak da kolay olmuyor... bir işe gönül verenler sürekli hata yaparlar... zannederler ki; gönüllü gözükenlerin hepsi kendileri gibiler... yok öyle bir şey... hiç ummadığınız kişi gerçek bir plak müptelası çıkar, şaşırırsınız... plak müptelası süsü verilmiş kişi de kalkar mp3 indirir:)... mesela ben:))... ona da şaşar kalırsınız:)... gerçek gönüllüler, yardım kuruluşu mantığı yürütürler... ülkemizde bu da olmalı, biz yapalım derler... olmaz... neden olmaz? yapanlar gönüllerini koyarlar ortaya ama tükentenler koymazlar... mesela 3-5 dergi alıp da çevrelerindeki öğrencilere dağıtmazlar!... onu geçtim, 16 tl yi pahalı bile bulabilirler... durmadan plak satın alır! ama dergiyi pahalı bulur!... biz biliriz birbirimizi:))... derginin içeriğini de beğenmezler!... ne demiş elalem diye şöyle bir bakayım dedim, bendeki de şans! "bu dergide punk konusunun olmasını çok yadırgadım" diyen biri çıktı karşıma ilk olarak... ben ne şanssız adamım yahu... halbuki çok fazla kişi öve öve bitirememiş... bana kalktı o denk geldi... şimdi, biz bu ülkede minicik elit bir grubuz ya! punk'ın işi ne orada!... tamam, ben de dinlemem ama yahu onu da okuyan vardır... 2-3 sayfayı da atlayıver... olmazzz... biz bu dergiye 16 tl veriyoz, işi ne o punk'ın... yakında başlar; işi ne müzeyyen senarın vs...

ilk sayının kapağındaki koskoca emrah'ı küçük emrah zanneden biri, dergiyi yerden yere vurdu:)... dedikodu yapayım biraz:)... sonra anladı ve sildi yazdıklarını:)... önce bi dergiyi okusaydı iyi olacaktı ya neyse... kaldı ki, eğer küçük emrah plağı varsa, dergide o da olabilir... sıkıntı yok... bu derginin yaşayacağı en büyük sorun snoblardır...

plak mecmuası 1. sayı
ilk sayıyı bilmiyorum ben... haberim olmadı... kapağını çok beğenmiş bir çok kişi... ben valla ne yalan söyleyeyim, hiç beğenmedim:)... zevk meselesi ne yapayım... ama bereket ben görüntüde değil, içerikte kafa yoran biriyim... içerik harika sonuçta... sonraki iki sayının da kapağı güzel olmuş... blog burası yahu, takılmayın fazla... herkes beğenmiş, ben de beğenmeyeyim... nazar değmez hiç olmazsa...

plak mecmuasında öncelikle yeni plakların ele alındığı “çıktı çıkacak”, başka ülkelerinden plak dükkanlarına götüren “uzak diyarlardan”, yerli ve yabancı plak koleksiyonerleriyle röportajların yer aldığı “koleksiyoncu muhabbetleri”, plak meraklısı ünlü kişilerle “plak sohbetleri”, plak dükkanlarında “plakçı sohbetleri”, nadir plakların incelendiği “bul bulabilirsen!” ve plak dünyasına yeni adım atacaklar için rehber niteliğindeki “ilk adımlar” gibi düzenli bölümler dikkati çekiyor... tabii aptülika da çizimleriyle her sayıda olacak...

dergilerin yukarıdaki kapakları incelenirse, genel bir fikir edinilebilir konular hakkında ancak ben fikir vermesi için bazı konuları da sayı ayrımına girmeden aşağıda başlıklar halinde vereyim ki derginin tam olarak üzerinde duracağı konular da anlaşılsın...

50. yılında 1967 plakları
moğollar'ın kurucularından usta klavyeci murat ses ile özel bir röportaj
okay temiz'in 40. yaşını kutlayan eseri oriental wind
yeni baskı yerli plaklar
bağımsız plak dükkanları ile post-punk ilişkisi
ingiliz koleksiyoner phil webb ile türk koleksiyoner güray ali canlı
shah music centre
kim, nerede, nasıl basıyor bu plakları?
türkiye'de lo-fi & punk plakları
serhat köksal ve izzet öz ile röportaj
cem karaca & dervişan albümü yoksulluk kader olamaz tanıtımı
blue note ve barclay records tanıtımı
plak dükkanları günü
müzik formatlarının tarihi
japon baskı plaklar
ac/dc plakları
reptilians from andromeda, mustafa özkent ve tünay akdeniz röportajları
gökçen kaynatan, mike vernon, tuna kiremitçi ve dirtmusic grubu röportajları
sultan-ı yegâh röportajları
1968'in dikkat çeken yerli 45'likleri
1968'in modası ve jim morrison
1968'in the beatles'ı
ilhan mimaroğlu'nun kurduğu finnadar records
georges brassens'in ilk plağının öyküsü
utrecht'te düzenlenen dünyanın en büyük plak fuarı
dünya kupası plakları
john cage ile sun ra'nın buluşması
amon düül ve krautrock plakları

derginin çizgisi apaçık belli ve sanırım klasik müziğe hiç girilmeyecek, caz da sınırlı kalacak... yada ilerleyen sayılarda belki belli bir denge sağlanacak... belki de şimdiye kadar öyle bir ayrıma hiç gitmediler ve ana tema derginin adı gibi plak olacak, tür ayrımı olmayacak... gönlümden geçen de o halidir... ben kendi adıma şunu söyleyeyim; dergi çizgisini ortaya koyar, okuyucu beğenir yada beğenmez... okuyucu dergiye çok fazla burnunu sokmamalı... bu içeriği ben fazlasıyla beğendim ama bana hitap etmeyebilirdi de... etmeseydi, belki büyük bir hevesle olmasa da yine tanıtıp, önerirdim... sonuçta önemli bir açığı kapatıyor plak mecmuası...

dergiye emek verenlerin önemli bir kısmını çok yakından tanıyoruz... onları ayrıca belirtmiyorum... aslında plak mecmuası gerçekten göreceli olarak minik sayılabilecek bir kitleye hitabeden bir dergi... doğal bu, dünyada böyle... üç aşağı 5 yukarı böyle... yapacak bir şey yok... kitlenin daha sınırlı olması sorun mu? kesinlikle değil... çok daha sınırlı kitlelere hitap eden bir sürü yayın var... zaten hiç kimse yola milyonlarca satalım diye çıkmaz... ne diyorum ben yahu, milyonlarca mı:)... plak mecmuası emektarları ve okuyucu kitlesi aslında birbiri ile bir çok şekilde bağlantısı olan, birbirini tanıyan, bilen ve birlikte mutlu olan bir kitle... bu sebeple sadece dergi de çıkarmıyorlar aslında... dergi, plak konusunda seçici olan ve benim "emek gerektiren müzik" dediğim müzikleri dinleyen kesime hitap ediyor ve bu kesim için aktivitelerde de bulunuyor... aslında günden güne büyüyen bir kesim ve ben bu kesime hitap edebilen her türlü aktivitenin ve yayının uzun soluklu olacağından eminim, yeter ki mantıklı hareket edilsin, gönüllü duygusallığıyla değil...

plak mecmuası yavaş yavaş rayına oturacak ve şu anda en azından dağıtım açısından biraz yerel gibi duruyor... istanbul kadıköy ağırlıklı... oradaki plakçılardan temini kolay... bugün için dağıtımı yapılan yerler aşağıda ve anladığım kadarıyla sürekli genişleyecek... üstelik abonelik de mümkün... abone olun, 3 er sayı alıp, gençlere hediye edin... yada gençleri abone yapın, parasını siz ödeyin... bunu sadece bu dergi için değil, her konuda yapın... laf değil, icraat üretin:)...

atlantis müzik (istanbul - kadıköy)
analog plakevi (denizli)
can plak (istanbul - kadıköy)
dipsahaf (istanbul - kadıköy)
exit music (istanbul - kadıköy)
gramofon evi (izmir)
groove music shop (istanbul - şişli)
hammer müzik (istanbul - kadıköy)
kontra plak (istanbul - beyoğlu)
küçük plak dükkanı (istanbul - kadıköy)
mavzolos plak evi (bursa)
orfe mobydick (istanbul - kadıköy)
outro music (istanbul - kadıköy)
ozzyturk records (ankara)
plakhane (istanbul - kadıköy & beyoğlu)
plak kutusu (adana & ankara)
rainbow45 records (istanbul - kadıköy)
rpm music (istanbul - kadıköy)
sahafiye datça (datça)
zoltan records (istanbul - kadıköy)
zihni müzik (istanbul - kadıköy)

Yorumlar

Çok Okunanlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır... keyboardlar & piyanolar başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz...

benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...


şunun …

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

akdeniz üniversitesi devlet konservatuvarının piyano bölümünde liseyi tamamladıktan sonra, bilkent üniversitesi müzik ve sahne sanatları fakültesi kompozisyon bölümünde onur türkmen ile sürdürdü çalışmalarını ve eğitimini başarıyla tamamladı... asıl hocası onur türkmen olmakla birlikte; kendisine büyük emeği geçen diğer hocalarından da bahsetmeden olmaz... yiğit aydın ile armoni ve orkestrasyon, tolga yayalar ile polifoni, fugue ve post tonal teori (yazdığıma pişman olmaya başladım:))... aynen yazsan olmuyor, türkçeleştirsen olmuyor, ne biçim ders arkadaş bunlar... tonal ötesi:)))...)... neyse; konuya hakimmişim gibi davranayım, bir çok "uzman yazar!" öyle yapıyor, benim neyim eksik:)... maria nowotna ile kulak eğitimi (ne güz…

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka... aşağıdaki paylaşımları da bu yazıdan sonra yaptım, onları da araya ilave edeyim dedim... aşağıdakiler de okunacak...

cem esen'den cosmic variations

cem esen ve ayşe ece güneşş…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

ıraz yıldız

çok fazla paylaşıma aynı şekilde başladım, artık tat da vermiş olabilir ama ıraz yıldız da oldukça uzun bir süredir hakkında mutlaka yazmak istediğim çok önemli genç sanatçılardan biri... ve ben şimdiden bu klişeleşmeye başlayan girişe ek olarak, klişeleşmeye başlayan kapanış cümlemi de en baştan yazayım; yakın yada uzak gelecekte kesinlikle kalbur üstü bir cazcı olacak ıraz... hiç kimseye bu kadar emin olarak yazmamıştım bu öngörümü... bütün derdim, klasikçileri cazcı yapmak benim:)...

ıraz yıldızı ben fazıl say sayesinde tanıdım... fazıl sayın övgüyle bahsettiği genç bir piyanisti yakalarım da bırakır mıyım hiç... o zamandan beri aklımda ama şimdi o yazıyı bulamadım... bulunca eklerim mutlaka... izlediğim ilk videosunu hemen paylaşayım... bu kadar mı hissederek çalınır!... aslında çok daha yakın tarihli canlı kayıtları da var ama ben özellikle bu kaydı paylaşıyorum..

fazıl say - nazım balad 1



burada da bir çok kez elimden geldiğince paylaşmaya çalıştım, son yıllarda ülkemizde genç y…

samida

gürcü dilinde üç kız kardeş anlamına geliyor samida... yani yukarıdaki fotoğrafta gördüğümüz üç sanatçı; damla şahin, yudum şahin ve tamara şahin kardeş oluyorlar... ilk defa yüzleri göstermeyen bir fotoğraf seçtim burada, ilginç oldu ama fotoğraf güzel ne yapalım, aşağıda tekrar paylaşırım, tanış olursunuz artık... ben de az önce tanıştım kendileriyle ve hemen paylaşmaya başladım... bir yandan dinliyorum müziklerini, bir yandan da yazıyorum... ilk izlenimlerimi yazayım hemen: parçalar kısa:)... bir de şunu yazayım, yeni tanış oldum dedim ama bu kardeşlerden birini tanıyorum sanki...

ben genelde bu şekilde paylaşım yaptığım için, yazmaya başlayıp da sonradan paylaşımı iptal ettiğim de az olmadı ama samida şu anda oldukça iyi gidiyor... youtube tarafından bana önerildiği için izlediğim ilk videoları "budur işte!" dedirtmişti, şu anda evet kesinlikle budur işte diyorum... çok başarılılar... dinlemeye başladığınız anda eğitimli müzisyenleri dinlemekte olduğunuzu hemen anlıyors…

gökay özgür

uzun süredir ilgiyle takip ettiğim ve bir süredir de yazmak isteyip, bir türlü yazamadığım, diğer yandan hakkında az da paylaşım yapmadığım bir genç piyanist gökay özgür... bir kaç yıldır mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi istanbul devlet konservatuvarı'nda prof. dr. gülden gökşen ile piyano eğitimlerine devam eden öğrencilerin başarı haberlerini sıkça paylaşır oldum... mesela bir tanesine şöyle bir göz gezdirin derim çünkü oradaki fotoğrafa hayranım ben... boy boy, envayi çeşit piyanist göreceksiniz, işte o boy boy genç piyanistin en boylusu olarak sürekli dikkatimi çekerdi gökay özgür ama hakkında yeterli bilgim olmadığı için şimdiye kadar paylaşamamıştım...

fotoğrafta abi gibi duran gökay özgür, gülden gökşen'in diğer öğrencilerinin gerçekten abileridir... piyanoya 15 yaşında başlamış ve bu sebeple sanat otoritelerini şaşırtıyormuş çünkü 15 yaş çok geç bir yaşmış piyanoya başlamak için... "5 aylıktı, kürdilihicazkar makamında ağlar, mama kaşığını evfer usulünde v…