Ana içeriğe atla

çocuk kalbim seni söyler

livaneli korosu
çocuk kalbim seni söyler korosu
müzik öğretmeni saide feray kesim şefliğinde 2011 yılında kurulmuş olan çocuk kalbim seni söyler korosunu ben 2018 yılının nisan ayında tanıyabildim!... ben tanıyamamışım, keşfedememişim, duymamışım, haberdar olmamışım gibi bir çok olasılığı peşinen üzerime alıp, eskiden yaptığım gibi lafı uzatmadan kendimi suçlayacağım:)... en iyisi böyle çünkü sonra kavga bile çıkıyor burada:)...

koro hakkında hiç bilgim olmadığı için şöyle biraz sağı solu inceleyeyim, sorup soruşturayım derken; ilk öğrendiğim şey maalesef koronun en miniği olan bade'nin rahatsızlığı oldu... hastalandığında 4 yaşındaymış, şu an ise 5... tedavisi devam ediyor bildiğim kadarıyla... aşağıda okuyacağınız bu aile içinde, onların desteğiyle, badenin kısa sürede iyileşeceğinden ve korodaki yerini alacağından eminim...

bereket kıraç üstad aşağıdaki videoyu paylaştı da ben de "vayyy bu da neymiş! helal olsun" dedim... aşağıdaki videoyla tanıdım kendilerini ve neredesin sen parçasına başladıkları anda hayran kaldım... 0:25 anında... ellerinden tutanlar sağlam tutmuşlar...



kalbim seni söyler korosunun ilk fikir sahibi kimdir bilmiyorum, yada emin değilim diyeyim ama koronun şefliğini yapan saide feray kesim, ismi en çok geçen kişi... burada kast ettiğim şu; "böyle bir işe girişelim" diyen ilk kişiyi/kişileri merak ettim sadece... saide feray kesim, "2012 yılı, zülfü livaneli'nin 40. sanat yılıydı ve biz kendisine güzel bir hediye vermek istedik... onun adına yakışır bir konser olmalıydı bu..." demiş bir röportajında... her açıdan büyük bir organizasyon olmalı demişler ve büyükçekmece belediyesinin önemli desteğini almışlar... işte bu alkışlanır! bir işe koyulurken hedefi büyük tutunca, demek ki o hedefi fazlasıyla aşmak da mümkün olabiliyor... ki öyle olmuş zaten... orhan şallıel ile çalışmaya başlamışlar... sahnede de kendilerine orhan şallıel orkestrası eşlik etmiş... zülfü livaneli'ye, kendi şarkılarıyla bir hediye vermişler 40. sanat yılında... çok büyük beğeni almışlar ve zülfü livaneli ile birlikte bir çok konsere çıkmışlar... zülfü livanelinin albümünde de 2 şarkı seslendirmişler... güneş yine doğacak ve haberleri açma baba...

söz ve müziği zülfü livaneliye, düzenlemesi ferhat livaneliye ait olan haberleri açma baba, gökkuşağı gönder bana albümünden... 23 nisan için özel hazırlanmış bir video klip... 23 nisan şarkıları hep çocuksu bir neşe içinde olacak, insanın içi anlamsızca neşe ile dolacak diye bir şeyin olmadığını gösteren, hayalleri değil de gerçekleri anlatan bir 23 nisan çocuk şarkısı olmuş... solistler; cansel şapçılı ve tuana irem bilgiç...



zülfü livaneli'nin melekler korosu dediği çocuk kalbim seni söyler, sonrasında da sezen aksu şarkılarını seslendirmiş... konsere sezen aksu, ali kocatepe ve cihan okan da katılmış... ekonomik olarak zorlanmışlar ama imdatlarına bu sefer de şişli belediyesi yetişmiş... mustafa sarıgül, monik ipekel ve zeynep saka, her türlü desteği vermişler... orkestra şefliğini yapan mustafa nuri haybat'ın katkılarını da atlamamak gerek... üçüncü projeleri ise ajda pekkan şarkılarını seslendirmek olmuş... bu sefer de turhan yükseler ve orkestrası eşliğinde... ben ulaşabildiğim kadarıyla yazıyorum, umarım unuttuğu olmaz ama ajda pekkan şarkılarından sonra aysel gürel şarkıları ile devam etmişler çalışmalarına... aysel gürel şarkılarında katılımcı listesi ise oldukça kabarık... mehtap ve müjde ar, attila özdemiroğlu, attila atasoy,  ercan karakaş, baha boduroğlu, seyyal taner, jale, hakan eren, betül demir, ilker özdemir, fuat güner, niran ünsal, özgün uğurlu ve osmantan erkır koroyu yalnız bırakmamışlar... şişli belediyesince düzenlenen 19 mayıs ve 29 ekim konserlerine katılmışlar hande yener ve mustafa sandal ile birlikte... ben ulaşabildiğim etkinliklerini yazıyorum, fazlası da olabilir... volkan konak konseri var örneğin... trt de canlı yayınlanan zerrin söylüyor programına katılmışlar zerrin özer ile birlikte... manuş baba ile birlikte de kazım koyuncuyu anma konserine katılmışlar... bu sene 23 nisanda da izmirde kıraç ile birlikte sahne aldılar...

aşağıdaki facebook sayfalarını takip edip incelerseniz, benim buraya aktarabildiklerimin çok daha fazlasının gerçekleştirildiğini görürsünüz ve destek de olursunuz... günümüzde destek artık bu şekilde oluyor:)... yakında yeni etkinlikleri var, takip edin derim...

çocuk kalbim seni söyler korosu

livaneli korosu

koronun şef ve eğitmenlerinde bir değişiklik olmaksızın, çocuk kalbim seni söyler korosunda ilk yıldan beri aktif olarak yer alan çocuklar -ki artık önemli bölümü genç- zülfü livaneli'nin orkestrasıyla birlikte, onun desteğiyle koristliğe devam ediyorlar... şu anda her iki koro da ayrı ayrı faaliyet gösteriyor bildiğim kadarıyla ve koristler de aynı...yani livaneli korosunu dinlediğinizde, bilin ki çocuk kalbim seni söyler dinliyorsunuz... geçen yılki bozcaada konserinden de bir video paylaşayım... nazım hikmet, livaneli, livaneli korosu ve hiroşima... solist ise cansel şapçılı...



koro çocuk korosu aslında ama galiba oldukça büyükler de var koroda ve çok iyi bir ses karışımı çıkıyor ortaya... ya bu amaçla 25 yaş civarı olduklarını tahmin ettiğim gençler de koroya dahil edilmişler yada koroya giren çıkmak istememiş bu korodan:)... rock, caz, pop, türkü, içlerinden geleni söylüyorlar... tahminimce bir araya gelip kafa yoruyorlar ve hep birlikte karar veriyorlar bir sonraki sanatçıya... bazı videolarından anladığım kadarıyla, 50 civarında farklı yaşlarda çocuk ve genç var koroda...

istanbulda yaşayan yetenekli çocuklara ulaşıp, düzenli eğitim almaları sağlanmış... gizli yeteneklerin ortaya çıkarılması ve onların desteklenerek kazanılmaları açısından oldukça önemli bir girişim... zaman içinde güzel sanatlar liselerine, konservatuvarlara ve yurt dışındaki müzik okullarına kabul edilen bir sürü gencin de ilk okulu olmuş çocuk kalbim seni söyler... her ilde bir tane olsa iyi olmaz mıydı?... çok önemli orkestralarla canlı sahne performansları düzenlemeleri zaten başlı başına bir usta çırak eğitimi gibi olmuş deyim yerindeyse... en güzel eğitim de budur zaten...

koro şefi saide feray kesim ile birlikte müzik eğitmenliğini cengiz köroğlu'nun üstlendiği koronun sanat yönetmeni ise, kuzgun nogay... ben böylesine güzel ve muhtemelen başlangıç amacını kat kat aşıp, çıtayı yükselten bu koroyu kurup, geliştirdikleri için, bu yetenekli çocuklara büyük bir aile kazandırdıkları için ve belki de çoğuna parlak bir gelecek hazırladıkları için bu isimleri ve emeği geçen, tanımadığım, bilmediğim tüm isimleri kutluyorum... en çok da bu çocukları kutluyorum tabii...

koronun bir çok performansına aşağıdaki youtube kanallarından ulaşabileceğiniz gibi, yotube da bu koroları aratarak, farklı kanallarda paylaşılan videolara da ulaşabilirsiniz... yani her yolu deneyin ve izleyin derim...

livaneli korosu

çocuk kalbim seni söyler korosu

ben kendilerinin de çok severek söylediklerini düşündüğüm kazım koyuncu şarkılarıyla bitireyim... siz de bu harika koroyu takip etmeyi ihmal etmeyin...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada