Ana içeriğe atla

cecilia bartoli

opera
cecilia bartoli
bu yazıyı yazmıştım ancak paylaşmak için bir kaç gün 4 haziran tarihini bekleyeyim istedim çünkü 4 haziran cecilia bartoli'nin doğum günü... bu olağanüstü sese benden minik bir hediye bari olsun... bana operayı sevdiren sembollerden biri çünkü... caruso, va pensiero, je crois entendre encore ve cecilia bartoli... buon compleanno a cecilia:)...🌻

ben hakkında bu derece uç eleştiriler yapılan başka bir sanatçı tanımadım... kendisini muhteşem bulanlar çoğunlukta olmakla birlite, hiç beğenmeyenler ve hatta yerden yere vuranlar da yok değil... normalde muhteşem sanatçılar vardır ve bir kaç istisna dışında, neredeyse bütün dünya bu muhteşemlik konusunda hemfikirdir... ama ben bu paylaşımı hazırlamak için sağı solu kurcaladığımda, "dünyada kim neler diyor hakkında acaba" diye merak edip de okuduğumda çok şaşırdım... ben zannediyorum ki, herkes aynen benim gibi düşünüyor ve cecilia bartoli bütün dünyaca muhteşem ötesi kabul ediliyor... valla ben kendisini dünyanın gelmiş geçmiş en iyi sopranolardan biri olarak görüyorum... daha doğrusu mezzosoprano... hatta ben muhtemelen iyisidir diyordum çünkü en iyisine karar verebilecek teknik yeterlikte değilim kesinlikle...

böyle yazıyorum diye sakın üzerinde çok tartışılan bir isim zannetmeyin... tartışmasız en büyük mezzosopranolardan kendisi... beni şaşırtan sadece çok ciddi ve çirkinleşebilen eleştirilerin de olması... onun konumundaki hiç bir dünya sanatçısına o eleştiriler yapılamaz kolay kolay... çok büyük ihtimalle, kendisinin o elit yaşama biraz ters davranışlarının olması sebebiyle, "bağzı çevreler" ona ısınamadılar!...

kendisi tam bir italyan kadını... bir dergide fotoğrafını görerek tanımışmıştım kendisiyle ve o anda kim olduğunu bilmiyordum... kim bu italyan yahu? artist mi? şarkıcı mı? diye alttaki yazıyı okumuştum... meğer türkiyeye geliyormuş ve konser biletleri astronomikmiş, millet nasıl gidecekmiş vs vs vs yazıyor... orada görmüştüm adını ilk kez... "yıldız operacının konserine gitmek cep yakıyor"
tadında bir başlığı vardı haberin... sanki turfanda ayşe kadın fasülyeden bahsediyor!... arkadaş, zaten arenada değil ki o konser!... zaten "o konsere gitmek zorunda olan" şahsiyetlerden sana yer kalmaz ki!... zaten cebini yakmasa da gidemezsin ki!... neyse artık...

ben en iyisi zaten hayranı olduğum, kendimce dünyanın en iyisi olarak kabul ettiğim cecilia bartolinin dün akşam birden karşıma çıkan olağanüstülüğünü paylaşayım... o olağanüstülüğü gözümüze sokmak için hazırlanmış ve eseri bile yarım alan bir video... son qual nave...


bu videoyu izlerken, "yahu ben neden yazmıyorum bu olağanüstü insanı" dedim ve yazıyorum... normalde pek yazmam zaten herkesçe tanınan sanatçıları... kendi dahil herkesi şaşırtan ve güldüren bu hallere bir çok videosunda tanık olabilirsiniz... o videolar sayesinde tanıdım iyice zaten kendisini... hayatı normal bir insan gibi yaşayan, kasım kasım kasılmayan, zorla nazik, kibar, ince ve asil olacağım diye kendini sıkmayan, germeyen bildiğimiz bir insan cecilia bartoli... insanüstü ulaşılmaz bir varlık görüntüsüne bürünmeyen, sağda solda her an görebileceğimiz bir italyan kadını...

mezzosoprano
cecilia bartoli
kendisini ben en son yukarıdaki hali ile görmüştüm bir opera sayfasında... sakalları koyuvermiş:) çünkü handel'in ariodante'sini oynuyordu geçen sene... hala sahneleniyor mu bilmiyorum...

italyanın yetiştirdiği en iyi seslerden biri olarak kabul ediliyor cecilia bartoli... diğeri de kesin pavarottidir... roma doğumlu, günümüzün en popüler opera sanatçılarından biri... ses kıvraklığı ile tanınıyor ve teknik olarak anlayıp anlatabilmem mümkün değil ama, ne demekse, bugün kullanılmayan, eski bir teknikle sesini kullandığı gibi bir ifadeyi yabancı otoritelerin kritiklerinde çok okudum... size ne arkadaş, sesini kullansın da nasıl kullanırsa kullansın... ben sanatçı olsaydım, yapılan eleştirilere böyle cevap verirdim:)... belki o da öyle cevap veriyordur bilmiyorum... "sana ne arkadaş, gel sen yeni teknikle çıkar da görelim bu sesi" diyebilecek bir karakteri var gibi ve ben bu sebeple işte çok seviyorum kendisini...

sesi olağanüstü güzel ve gırtlağı olağanüstü kıvrak, hareketli ve hızlı... mezzo soprano ve soprano özellikte bir sesi olması sebebiyle, her iki role de uygun olduğu için, bir çok farklı karakteri oynayabiliyor ve sesleri kıvrak bir şekilde kullanabildiği için koloratur soprano olarak da ünlenmiş durumda...



8 yaşındayken, tosca operasında çoban çocuk rolü ile çıkmış ilk defa sahneye... anne ve babası da profesyonel şarkıcı oldukları için, ilk derslerini onlardan almış... romada, santa cecilia konservatuvarında eğitim görmüş... seville berberinde rosina yı canlandırarak dikkatleri üzerine çekmeye başlamış, 20 yaşından önce adından söz ettirmeyi başaran nadir operacılardanmış... herbert von karajan tarafından salzburg festivaline davet edilmiş ve bach'ın b minör ayin müziğini yorumlamış... fransa televizyonunca hazırlanan maria callas anma programına da davet edilmiş ve bir diğer ünlü orkestra şefi daniel barenboim'in de dikkatini çekmiş... mozart rolleri üzeine çalışmış, don giovanni, cosi fan tutte derken zaten kısa sürede ünü dünyaya yayılmış...

ben uzun uzun biyografini yazmam buraya, bulun bir yerlerden okuyun... ama önemli noktalara değinmeden de olmaz tabii... olabilecek en önemli nokta daha en başta olmuş zaten, daha ne olsun:)... herbert von karajan ile başlamış resmen... yani sevil berberini saymazsak öyle... aslında saymazsak demek de saçma çünkü rosinayı canlandırdığı rolden sonra çekmiş karajan'ın dikkatini... aman işte allah elinden tutmuş, yürü yaaa kulum demiş diyoruz biz buna:)... her yerde böyle yazıyor, bir rolle bu kadar da mı dikkat çekilir arkadaş:)...

kariyerinin tepelerine çıkmaya başladığı dönemde, "sesinin mikrofonla gizlice yükseltildiği" dedikodusu yayılmış ama hem ispatlanamamış hem de opera yönetimi ciddi biçimde yalanlamış... valla bakın ben diyorum size, cecilia yı pek tutmuyor bu opera camiası çünkü sesi çok güçlü ve çok güzel, üstelik tekniği de çok sağlam... yani durdurulamayacak kadar sağlam bir operacı ve bu sebeple o camia köstek olmak için elinden geleni yapmış... neler neler okudum, ne dedikodular... alkol alamazsa söyleyemiyormuş, sesini gizli mikrofonlarla güçlendiriyorlarmış, sesi kalınmış ve bu sebeple erken dönem eserlerinden başka eserlerde başarılı olamıyormuş, çok şişmanlamış, onu zorla bir yerlere getirmeye çalışan lobiler varmış falan filan... dünya da türkiyeden farklı değil, çok daha berbat... yahu kadın çıkıyor sahneye, örneği çok az bulunur şekilde söylüyor, seyirciyi koltuğa çiviliyor geçiyor... hiç sevmem zaten şu kritik, eleştiri vs yapanları...



angela rolündeki üstün başarısı ve performansı sebebiyle, kül kedisi olarak anılıyor cecilia...

mozart ve rossini uzmanı cecilia bartoli... ama gluck, vivaldi, haydn, salieri, handel eserlerinde de çok iyi performans sergiledi...

1995 yılında fransa kültür bakanlığı tarafından kendisine ordre des arts et des lettres nişanı verildi...

1999 yılında, antonio vivaldinin  tanınmayan eserlerini gün ışığına çıkardı... bu eserlerden oluşan albüm büyük başarı elde etti ve bir çok ödül getirdi kendisine... bunun yanında, gluck tarafından kastratolar için yazılmış aryaları da topladı ve albüm olarak çıkardı... bu albüm zirvelerde dolaştı dünya listelerinde...

2002 yılında en iyi klasik vokal performansı dalında grammy ödülünü aldı... bu ilk grammy ödülü idi... bunun yanında, aynı yıl çıkardığı mozart arias albümüyle de mozartın erken dönem tanınmayan bazı eserlerinin de tanınmasını sağladı...

bir çok albümü zirvelerde dolandı hep tüm dünyada ama 2007 yılında çıkan maria albümü billboard listelerinde en tepeye oturdu...

2007-2008 yıllarını tamamen 19. yüzyıl eserlerine adadı



2012 yılında salzburg whitsun festivalinin sanat direktörlüğüne getirildi... bu çok önemli göreve getirilen ilk kadın kendisi ve 2021 yılına kadar da kendisiyle sözleşme imzalanmış... bu tarihe kadar almış olduğu grammy ödüllerini 5 e tamamladı... üstüne bir de gramophone ve karajan ödüllerini ekledi... yukarıda bir yerlerde belirttiğim gibi, fransadan şövalyelik (chevalier ordre des arts et des lettres france) kazandı ve monacodan da commander of the order of cultural merit monaco nişanını kazandı... cecilia gibi sanatçılar için bazı ödüller artık çok kanıksanırlar ama onlar da dünyanın en büyük ödülleridir... echo klassik gibi... 15 e yakın echo klassik ödülü var ki, 1 tanesi bile olağanüstüdür... ve artık yazmaya gerek kalmayan bir çok ödül...

2016 yılında yeni kurulan les musiciens du prince monaco projesinin sanat yönetmenliğine getirildi...

tüm detaylar için aşağıdaki resmi web sayfasını iyice bir inceleyin derim...

https://ceciliabartolionline.com/



bir çok eleştirmen, onun sesini tarif etmek için "sanki gırtlağında bir çok kuş var" ifadesini kullanıyormuş... dünyada albümleri 10 milyondan fazla satan bir operacıdan bahsediyoruz kolay değil... opera sanatında en zirvedekiler sınıfına adını yazdırdı ve kariyerini resmen onun üstüne inşa etti cecilla bartoli... nadir bir durum... herbert von karajan ile kariyerine başladığı söylenebilir... klasik müzikte ve opera-balede "yıldız" lar vardır ve sayıları çok çok azdır... kısa sürede onlardan biri olmayı başarmış bir sanatçı... pek dikkate değer olmasalar da, teknik anlamda aldığı eleştiriler olmakla birlikte, opera dinleyicisinin gönlünde taht kurduğu kesin tıpkı pavarotti gibi... ikisi de birer italyan markası olmayı başardılar... bunun yanında, cecilia bartoli, hiç gün yüzüne çıkmamış, tanınmayan eserleri de bulup tanıtmış bir sanatçıdır... en ilginci de okulu bitirdikten sonra hiç bir kariyer planı yapmamış... sesinin sahip olduğu olağanüstülük ve tekniği zaten ortada ama bence yıldız bir opera sanatçısı olmasının asıl sebebi sempatik olması ve kasıntı olmaması... dikkat edin, tüm yıldız klasik müzikçiler, seyirciye yakın duran, samimi sanatçılardır...

cecilia bartoli ve sol gabetta
cecilia bartoli, bir diğer yıldız ile, viyolonselin yıldızı sol gabetta ile bir araya geldi ve dolce duello albümünü çıkardılar birlikte... dünya ile aynı zamanda mı çıktı hatırlamıyorum ama bu albüm geçtiğimiz şubat ayında çıktı yani 25 şubat 2018 tarihinde... dolce duello, tatlı düello anlamına geliyor ve 18. yüzyılın o meşhur düetlerinden esinlenilmiş... aslında dolce duello albümü bir sonuç yada birlikte çıkılan yolun vardığı nokta denebilir... bu çalışmada barok eserleri seslendiriyorlar birlikte ve kendilerine sol gabettanın kardeşi andres gabetta tarafından yönetilen capella gabetta topluluğu eşlik ediyor... albüm; vivaldi, handel, gabrielli, albinoni, boccherini, porpora ve caldaranın eserlerinden oluşuyor... porpora ve caldaranın eserleri de ilk kez kaydedilmiş bu albümde ve bu eserlerin de tanınmaları sağlanmış... mesela aşağıdaki caldara eseri fortuna e speranza onlardan biri...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

dünya piyanistler günü

gülsin onay daha önce hiç duymamıştım, az önce denk geliş karşıma çıktı... 6 aralık günü dünya piyanistler günüymüş... 2011 yılından beri... hikayesi de ilginç... usta piyanistimiz gülsin onay , 2011 yılında, 6 aralık günü "herkesin bir günü var, piyanistlerin neden özel bir günü yok" demiş ve 6 aralık gününü dünya piyanistler günü olarak ilan etmiş... biraz inceleyince, "şaka yollu ortaya attığım fikrimin marmarisli gazeteci ata sevgi tarafından haber yapılması üzerine bu denli ciddiye alınıp, benimseneceğini ve hatırlanacağını bilmiyordum doğrusu" dediğini de okudum... şaka yollu da olsa, ortaya atılan bu görüş benimsenmiş ve dünyaya da duyurulmuş anladığım kadarıyla ama dünyaca da benimsenmiş mi acaba diye biraz kurcalayınca, karşıma bu sefer de 8 kasım çıktı world pianist day olarak... bir de sayfa açmışlar... şöyle bir şey ... neden 8 kasım olduğunu anlamadım, daha doğrusu anlamak için uğraşmadım ama 8 kasımda farklı ülkelerden kutlayanları filan pay

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır...  keyboardlar & piyanolar  başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz... benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da