Ana içeriğe atla

cecilia bartoli

opera
cecilia bartoli
bu yazıyı yazmıştım ancak paylaşmak için bir kaç gün 4 haziran tarihini bekleyeyim istedim çünkü 4 haziran cecilia bartoli'nin doğum günü... bu olağanüstü sese benden minik bir hediye bari olsun... bana operayı sevdiren sembollerden biri çünkü... caruso, va pensiero, je crois entendre encore ve cecilia bartoli... buon compleanno a cecilia:)...🌻

ben hakkında bu derece uç eleştiriler yapılan başka bir sanatçı tanımadım... kendisini muhteşem bulanlar çoğunlukta olmakla birlite, hiç beğenmeyenler ve hatta yerden yere vuranlar da yok değil... normalde muhteşem sanatçılar vardır ve bir kaç istisna dışında, neredeyse bütün dünya bu muhteşemlik konusunda hemfikirdir... ama ben bu paylaşımı hazırlamak için sağı solu kurcaladığımda, "dünyada kim neler diyor hakkında acaba" diye merak edip de okuduğumda çok şaşırdım... ben zannediyorum ki, herkes aynen benim gibi düşünüyor ve cecilia bartoli bütün dünyaca muhteşem ötesi kabul ediliyor... valla ben kendisini dünyanın gelmiş geçmiş en iyi sopranolardan biri olarak görüyorum... daha doğrusu mezzosoprano... hatta ben muhtemelen iyisidir diyordum çünkü en iyisine karar verebilecek teknik yeterlikte değilim kesinlikle...

böyle yazıyorum diye sakın üzerinde çok tartışılan bir isim zannetmeyin... tartışmasız en büyük mezzosopranolardan kendisi... beni şaşırtan sadece çok ciddi ve çirkinleşebilen eleştirilerin de olması... onun konumundaki hiç bir dünya sanatçısına o eleştiriler yapılamaz kolay kolay... çok büyük ihtimalle, kendisinin o elit yaşama biraz ters davranışlarının olması sebebiyle, "bağzı çevreler" ona ısınamadılar!...

kendisi tam bir italyan kadını... bir dergide fotoğrafını görerek tanımışmıştım kendisiyle ve o anda kim olduğunu bilmiyordum... kim bu italyan yahu? artist mi? şarkıcı mı? diye alttaki yazıyı okumuştum... meğer türkiyeye geliyormuş ve konser biletleri astronomikmiş, millet nasıl gidecekmiş vs vs vs yazıyor... orada görmüştüm adını ilk kez... "yıldız operacının konserine gitmek cep yakıyor"
tadında bir başlığı vardı haberin... sanki turfanda ayşe kadın fasülyeden bahsediyor!... arkadaş, zaten arenada değil ki o konser!... zaten "o konsere gitmek zorunda olan" şahsiyetlerden sana yer kalmaz ki!... zaten cebini yakmasa da gidemezsin ki!... neyse artık...

ben en iyisi zaten hayranı olduğum, kendimce dünyanın en iyisi olarak kabul ettiğim cecilia bartolinin dün akşam birden karşıma çıkan olağanüstülüğünü paylaşayım... o olağanüstülüğü gözümüze sokmak için hazırlanmış ve eseri bile yarım alan bir video... son qual nave...


bu videoyu izlerken, "yahu ben neden yazmıyorum bu olağanüstü insanı" dedim ve yazıyorum... normalde pek yazmam zaten herkesçe tanınan sanatçıları... kendi dahil herkesi şaşırtan ve güldüren bu hallere bir çok videosunda tanık olabilirsiniz... o videolar sayesinde tanıdım iyice zaten kendisini... hayatı normal bir insan gibi yaşayan, kasım kasım kasılmayan, zorla nazik, kibar, ince ve asil olacağım diye kendini sıkmayan, germeyen bildiğimiz bir insan cecilia bartoli... insanüstü ulaşılmaz bir varlık görüntüsüne bürünmeyen, sağda solda her an görebileceğimiz bir italyan kadını...

mezzosoprano
cecilia bartoli
kendisini ben en son yukarıdaki hali ile görmüştüm bir opera sayfasında... sakalları koyuvermiş:) çünkü handel'in ariodante'sini oynuyordu geçen sene... hala sahneleniyor mu bilmiyorum...

italyanın yetiştirdiği en iyi seslerden biri olarak kabul ediliyor cecilia bartoli... diğeri de kesin pavarottidir... roma doğumlu, günümüzün en popüler opera sanatçılarından biri... ses kıvraklığı ile tanınıyor ve teknik olarak anlayıp anlatabilmem mümkün değil ama, ne demekse, bugün kullanılmayan, eski bir teknikle sesini kullandığı gibi bir ifadeyi yabancı otoritelerin kritiklerinde çok okudum... size ne arkadaş, sesini kullansın da nasıl kullanırsa kullansın... ben sanatçı olsaydım, yapılan eleştirilere böyle cevap verirdim:)... belki o da öyle cevap veriyordur bilmiyorum... "sana ne arkadaş, gel sen yeni teknikle çıkar da görelim bu sesi" diyebilecek bir karakteri var gibi ve ben bu sebeple işte çok seviyorum kendisini...

sesi olağanüstü güzel ve gırtlağı olağanüstü kıvrak, hareketli ve hızlı... mezzo soprano ve soprano özellikte bir sesi olması sebebiyle, her iki role de uygun olduğu için, bir çok farklı karakteri oynayabiliyor ve sesleri kıvrak bir şekilde kullanabildiği için koloratur soprano olarak da ünlenmiş durumda...



8 yaşındayken, tosca operasında çoban çocuk rolü ile çıkmış ilk defa sahneye... anne ve babası da profesyonel şarkıcı oldukları için, ilk derslerini onlardan almış... romada, santa cecilia konservatuvarında eğitim görmüş... seville berberinde rosina yı canlandırarak dikkatleri üzerine çekmeye başlamış, 20 yaşından önce adından söz ettirmeyi başaran nadir operacılardanmış... herbert von karajan tarafından salzburg festivaline davet edilmiş ve bach'ın b minör ayin müziğini yorumlamış... fransa televizyonunca hazırlanan maria callas anma programına da davet edilmiş ve bir diğer ünlü orkestra şefi daniel barenboim'in de dikkatini çekmiş... mozart rolleri üzeine çalışmış, don giovanni, cosi fan tutte derken zaten kısa sürede ünü dünyaya yayılmış...

ben uzun uzun biyografini yazmam buraya, bulun bir yerlerden okuyun... ama önemli noktalara değinmeden de olmaz tabii... olabilecek en önemli nokta daha en başta olmuş zaten, daha ne olsun:)... herbert von karajan ile başlamış resmen... yani sevil berberini saymazsak öyle... aslında saymazsak demek de saçma çünkü rosinayı canlandırdığı rolden sonra çekmiş karajan'ın dikkatini... aman işte allah elinden tutmuş, yürü yaaa kulum demiş diyoruz biz buna:)... her yerde böyle yazıyor, bir rolle bu kadar da mı dikkat çekilir arkadaş:)...

kariyerinin tepelerine çıkmaya başladığı dönemde, "sesinin mikrofonla gizlice yükseltildiği" dedikodusu yayılmış ama hem ispatlanamamış hem de opera yönetimi ciddi biçimde yalanlamış... valla bakın ben diyorum size, cecilia yı pek tutmuyor bu opera camiası çünkü sesi çok güçlü ve çok güzel, üstelik tekniği de çok sağlam... yani durdurulamayacak kadar sağlam bir operacı ve bu sebeple o camia köstek olmak için elinden geleni yapmış... neler neler okudum, ne dedikodular... alkol alamazsa söyleyemiyormuş, sesini gizli mikrofonlarla güçlendiriyorlarmış, sesi kalınmış ve bu sebeple erken dönem eserlerinden başka eserlerde başarılı olamıyormuş, çok şişmanlamış, onu zorla bir yerlere getirmeye çalışan lobiler varmış falan filan... dünya da türkiyeden farklı değil, çok daha berbat... yahu kadın çıkıyor sahneye, örneği çok az bulunur şekilde söylüyor, seyirciyi koltuğa çiviliyor geçiyor... hiç sevmem zaten şu kritik, eleştiri vs yapanları...



angela rolündeki üstün başarısı ve performansı sebebiyle, kül kedisi olarak anılıyor cecilia...

mozart ve rossini uzmanı cecilia bartoli... ama gluck, vivaldi, haydn, salieri, handel eserlerinde de çok iyi performans sergiledi...

1995 yılında fransa kültür bakanlığı tarafından kendisine ordre des arts et des lettres nişanı verildi...

1999 yılında, antonio vivaldinin  tanınmayan eserlerini gün ışığına çıkardı... bu eserlerden oluşan albüm büyük başarı elde etti ve bir çok ödül getirdi kendisine... bunun yanında, gluck tarafından kastratolar için yazılmış aryaları da topladı ve albüm olarak çıkardı... bu albüm zirvelerde dolaştı dünya listelerinde...

2002 yılında en iyi klasik vokal performansı dalında grammy ödülünü aldı... bu ilk grammy ödülü idi... bunun yanında, aynı yıl çıkardığı mozart arias albümüyle de mozartın erken dönem tanınmayan bazı eserlerinin de tanınmasını sağladı...

bir çok albümü zirvelerde dolandı hep tüm dünyada ama 2007 yılında çıkan maria albümü billboard listelerinde en tepeye oturdu...

2007-2008 yıllarını tamamen 19. yüzyıl eserlerine adadı



2012 yılında salzburg whitsun festivalinin sanat direktörlüğüne getirildi... bu çok önemli göreve getirilen ilk kadın kendisi ve 2021 yılına kadar da kendisiyle sözleşme imzalanmış... bu tarihe kadar almış olduğu grammy ödüllerini 5 e tamamladı... üstüne bir de gramophone ve karajan ödüllerini ekledi... yukarıda bir yerlerde belirttiğim gibi, fransadan şövalyelik (chevalier ordre des arts et des lettres france) kazandı ve monacodan da commander of the order of cultural merit monaco nişanını kazandı... cecilia gibi sanatçılar için bazı ödüller artık çok kanıksanırlar ama onlar da dünyanın en büyük ödülleridir... echo klassik gibi... 15 e yakın echo klassik ödülü var ki, 1 tanesi bile olağanüstüdür... ve artık yazmaya gerek kalmayan bir çok ödül...

2016 yılında yeni kurulan les musiciens du prince monaco projesinin sanat yönetmenliğine getirildi...

tüm detaylar için aşağıdaki resmi web sayfasını iyice bir inceleyin derim...

https://ceciliabartolionline.com/



bir çok eleştirmen, onun sesini tarif etmek için "sanki gırtlağında bir çok kuş var" ifadesini kullanıyormuş... dünyada albümleri 10 milyondan fazla satan bir operacıdan bahsediyoruz kolay değil... opera sanatında en zirvedekiler sınıfına adını yazdırdı ve kariyerini resmen onun üstüne inşa etti cecilla bartoli... nadir bir durum... herbert von karajan ile kariyerine başladığı söylenebilir... klasik müzikte ve opera-balede "yıldız" lar vardır ve sayıları çok çok azdır... kısa sürede onlardan biri olmayı başarmış bir sanatçı... pek dikkate değer olmasalar da, teknik anlamda aldığı eleştiriler olmakla birlikte, opera dinleyicisinin gönlünde taht kurduğu kesin tıpkı pavarotti gibi... ikisi de birer italyan markası olmayı başardılar... bunun yanında, cecilia bartoli, hiç gün yüzüne çıkmamış, tanınmayan eserleri de bulup tanıtmış bir sanatçıdır... en ilginci de okulu bitirdikten sonra hiç bir kariyer planı yapmamış... sesinin sahip olduğu olağanüstülük ve tekniği zaten ortada ama bence yıldız bir opera sanatçısı olmasının asıl sebebi sempatik olması ve kasıntı olmaması... dikkat edin, tüm yıldız klasik müzikçiler, seyirciye yakın duran, samimi sanatçılardır...

cecilia bartoli ve sol gabetta
cecilia bartoli, bir diğer yıldız ile, viyolonselin yıldızı sol gabetta ile bir araya geldi ve dolce duello albümünü çıkardılar birlikte... dünya ile aynı zamanda mı çıktı hatırlamıyorum ama bu albüm geçtiğimiz şubat ayında çıktı yani 25 şubat 2018 tarihinde... dolce duello, tatlı düello anlamına geliyor ve 18. yüzyılın o meşhur düetlerinden esinlenilmiş... aslında dolce duello albümü bir sonuç yada birlikte çıkılan yolun vardığı nokta denebilir... bu çalışmada barok eserleri seslendiriyorlar birlikte ve kendilerine sol gabettanın kardeşi andres gabetta tarafından yönetilen capella gabetta topluluğu eşlik ediyor... albüm; vivaldi, handel, gabrielli, albinoni, boccherini, porpora ve caldaranın eserlerinden oluşuyor... porpora ve caldaranın eserleri de ilk kez kaydedilmiş bu albümde ve bu eserlerin de tanınmaları sağlanmış... mesela aşağıdaki caldara eseri fortuna e speranza onlardan biri...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır... keyboardlar & piyanolar başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz...

benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...


şunun …

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

akdeniz üniversitesi devlet konservatuvarının piyano bölümünde liseyi tamamladıktan sonra, bilkent üniversitesi müzik ve sahne sanatları fakültesi kompozisyon bölümünde onur türkmen ile sürdürdü çalışmalarını ve eğitimini başarıyla tamamladı... asıl hocası onur türkmen olmakla birlikte; kendisine büyük emeği geçen diğer hocalarından da bahsetmeden olmaz... yiğit aydın ile armoni ve orkestrasyon, tolga yayalar ile polifoni, fugue ve post tonal teori (yazdığıma pişman olmaya başladım:))... aynen yazsan olmuyor, türkçeleştirsen olmuyor, ne biçim ders arkadaş bunlar... tonal ötesi:)))...)... neyse; konuya hakimmişim gibi davranayım, bir çok "uzman yazar!" öyle yapıyor, benim neyim eksik:)... maria nowotna ile kulak eğitimi (ne güz…

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka... aşağıdaki paylaşımları da bu yazıdan sonra yaptım, onları da araya ilave edeyim dedim... aşağıdakiler de okunacak...

cem esen'den cosmic variations

cem esen ve ayşe ece güneşş…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

ıraz yıldız

çok fazla paylaşıma aynı şekilde başladım, artık tat da vermiş olabilir ama ıraz yıldız da oldukça uzun bir süredir hakkında mutlaka yazmak istediğim çok önemli genç sanatçılardan biri... ve ben şimdiden bu klişeleşmeye başlayan girişe ek olarak, klişeleşmeye başlayan kapanış cümlemi de en baştan yazayım; yakın yada uzak gelecekte kesinlikle kalbur üstü bir cazcı olacak ıraz... hiç kimseye bu kadar emin olarak yazmamıştım bu öngörümü... bütün derdim, klasikçileri cazcı yapmak benim:)...

ıraz yıldızı ben fazıl say sayesinde tanıdım... fazıl sayın övgüyle bahsettiği genç bir piyanisti yakalarım da bırakır mıyım hiç... o zamandan beri aklımda ama şimdi o yazıyı bulamadım... bulunca eklerim mutlaka... izlediğim ilk videosunu hemen paylaşayım... bu kadar mı hissederek çalınır!... aslında çok daha yakın tarihli canlı kayıtları da var ama ben özellikle bu kaydı paylaşıyorum..

fazıl say - nazım balad 1



burada da bir çok kez elimden geldiğince paylaşmaya çalıştım, son yıllarda ülkemizde genç y…

samida

gürcü dilinde üç kız kardeş anlamına geliyor samida... yani yukarıdaki fotoğrafta gördüğümüz üç sanatçı; damla şahin, yudum şahin ve tamara şahin kardeş oluyorlar... ilk defa yüzleri göstermeyen bir fotoğraf seçtim burada, ilginç oldu ama fotoğraf güzel ne yapalım, aşağıda tekrar paylaşırım, tanış olursunuz artık... ben de az önce tanıştım kendileriyle ve hemen paylaşmaya başladım... bir yandan dinliyorum müziklerini, bir yandan da yazıyorum... ilk izlenimlerimi yazayım hemen: parçalar kısa:)... bir de şunu yazayım, yeni tanış oldum dedim ama bu kardeşlerden birini tanıyorum sanki...

ben genelde bu şekilde paylaşım yaptığım için, yazmaya başlayıp da sonradan paylaşımı iptal ettiğim de az olmadı ama samida şu anda oldukça iyi gidiyor... youtube tarafından bana önerildiği için izlediğim ilk videoları "budur işte!" dedirtmişti, şu anda evet kesinlikle budur işte diyorum... çok başarılılar... dinlemeye başladığınız anda eğitimli müzisyenleri dinlemekte olduğunuzu hemen anlıyors…

gökay özgür

uzun süredir ilgiyle takip ettiğim ve bir süredir de yazmak isteyip, bir türlü yazamadığım, diğer yandan hakkında az da paylaşım yapmadığım bir genç piyanist gökay özgür... bir kaç yıldır mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi istanbul devlet konservatuvarı'nda prof. dr. gülden gökşen ile piyano eğitimlerine devam eden öğrencilerin başarı haberlerini sıkça paylaşır oldum... mesela bir tanesine şöyle bir göz gezdirin derim çünkü oradaki fotoğrafa hayranım ben... boy boy, envayi çeşit piyanist göreceksiniz, işte o boy boy genç piyanistin en boylusu olarak sürekli dikkatimi çekerdi gökay özgür ama hakkında yeterli bilgim olmadığı için şimdiye kadar paylaşamamıştım...

fotoğrafta abi gibi duran gökay özgür, gülden gökşen'in diğer öğrencilerinin gerçekten abileridir... piyanoya 15 yaşında başlamış ve bu sebeple sanat otoritelerini şaşırtıyormuş çünkü 15 yaş çok geç bir yaşmış piyanoya başlamak için... "5 aylıktı, kürdilihicazkar makamında ağlar, mama kaşığını evfer usulünde v…