Ana içeriğe atla

fotoplayer

fotoplayer
daha önce orglar hakkında bilgi vermeye çalıştığım bir paylaşımda tiyatro orglarından da bahsetmiştim... fotoplayer aslında bir org değil ve özellikle vaktinde tiyatro ve film müziği yapma amacıyla üretilmiş ve kullanılmış... günümüzün modern cihazlarının bir çoğunun eski karşılığı olarak da kabul edilebilir ve bu anlamda ülkemizde çok da hatalı olarak kabaca org denilip geçilen, kafelerde, barlarda, düğünlerde ve evlerde tek başına müzik yapmaya imkan veren arranger keyboardların dijital olmayan ilk versiyonları olarak da tanımlanabilirler... özetle; eskiden film ve tiyatro müziği ihtiyacı fotoplayer ve benzeri diğer bazı aletlerle karşılanmış ve amaç müzisyenin tek başına bir çok efektle birlikte müzik yapabilmesi...

uzun uzun anlatmaktansa, aşağıdaki en bilinen videosunu paylaşayım da olsun bitsin:)... zaten müziği duyunca nasıl bir amaca hizmet etmesi için geliştirildiği şıp diye anlaşılacak...



artık "aaa evet yahu, sessiz film müziği bu!" dediğinize göre ve nasıl çalıştığı anlaşıldığına göre, paylaşım da bitmiş sayılabilir ama belki detayları da vardır...

ben kendi adıma söyleyeyim, bizim bugün kullandığımız ve muhteşem seviyelere çıkmış bulunan dijital teknolojidense bu eski ama keyifli teknolojiyi tercih ederim... gerçi her devrin son teknolojisi muhteşemdir ve belki o dönemlerde de birileri daha eskiyi tercih ettiklerini söylemişlerdir ama işin bu kısmı da hafiften felsefeye giriyor...

neyse; bu işin günümüz duayenlerinden ve ustalarından olan (ki belki de tektir, bilmiyorum) joe rinaudo aşağıdaki videoda fotoplayer hakkında oldukça detaylı bilgi vermiş...



tamamen mekanik esaslarla çalışan fotoplayer gerçekten kullanıldığı devir açısından bakıldığında ileri bir teknolojiyi gerektiriyor... ben teknoloji ve teknikte eski-yeni karşılaştırmasını yaparken hep o eski mekanik kol saatlerini örnek gösteririm... minicik bir saat içindeki o harika işleyişi yapabilmek ve seri üretebilmek çok zor... içinde bulunduğumuz zamanın teknolojisini ise sadece geliştirmek zor ama seri üretim çok kolay!... eski ile yeni arasındaki en önemli far bu bence...

fotoplayer ve benzeri mekanik aletler çok üstün bir zekayı gerektirmiyor olabilir (emin de değilim) ama yapımı ve seri üretimi çok zor... bu tip aletlerin üretim adedi bile belli ve kayıtlıdır... kullanım alanları ve yerleri de sınırlı idi tabii... kaç adet fotoplayer üretildiği, nerelerde kullanıldıkları, hangilerinin tamamen kullanımdan düştüğü, kaç tanesinin müzelerde bulunduğu, hangi fotoplayerin hangi koleksiyonerin elinde bulunduğu ve restore edilip halen kullanılabilir durumda kaç fotoplayer bulunduğu net biçimde biliniyor... tabii hemen belirteyim, gerçekten bütün özellikleriyle tam bir fotoplayer olanlardan bahsediyorum... bir çok kaynağa göre, 1910 ile 1928 yılları arasında toplam 8-10 bin adet fotoplayer üretildiği biliniyor ve bunların % 99 u 1930 lu 40 lı yıllarda tamamen kullanımdan çıkıp, bozulmuşlar... zaten sonrasında da pek ihtiyaç kalmadı... bugün sadece 50 tane olduğu ve sadece 12 adedinin kullanılabilir durumda bulunduğu söyleniyor... bu sadece avustralya için geçerli olabilir...



1900 lü yılların başlarında, ingilterede tiyatrolarda müzik genellikle bir trio il yapılıyordu ve trionun en önemli ayağı doğal olarak piyanist idi... bir piyanistin diğer iki müzisyenle anlaşamaması ve tek başına bu işi yapmak istemesi üzerine geliştirilmiş fotoplayer... piyanist tepesi atınca soluğu john compton (1876 - 1957) ın yanında almış... john compton ingilterenin en önemli org yapım şirketinin sahibi oluyor tabii... anlatmış derdini ve piyanistin tiyatro müziği işini tek başına da halledebileceği bir makine tasarlamış... ona da fotoplayer denmiş... yukarıdaki videoda bu makinenin "photoplay" kısmını görüyorsunuz... yukarıdaki videoda 2 ayrı rulo var ve bu rulolar canlı olarak çalınıyor... çok daha büyük tiyatrolarda kullanılan fotoplayerlar 5-6 rulo yada merdane içeriyorlar...

fotoplayer piyano, org boruları, davullar ve filmlerde sıklıkla kullanılan bazı efektler içeriyorlar... mesela polis sireni, kapı zili, gökgürültüsü, silah sesi ve kuş sesi gibi... tabii efekt konusunda günümüzle boy ölçüşebilmesi imkansız... bugün gerçek sesten çok yapay yada sanal efekt söz konusu...

aletin piyano konsolunda piyanoya ek olarak kselefon vb enstrümanlar, klakson ve çeşitli org boruları bulunuyor... tabii büyüklerinde çok daha fazlası var... piyano klavyesinin hemen üstünde bir çok düğme mevcut ve bu düğmeler tremolo vb efektleri ve değişik ebatlardaki org borularını açıp kapatıyor... bu kısım da daha fazlasını yada azını içerebiliyor modele göre... benim bahsettiğim amerikan fotoplayer model 25... bazı modellerde ihtiyaca göre mandolin ve keman da gördüm...

çok da detaya gerek yok, izleyince anlaşılan şeyi ben neden yazıyorum ki!... kafa anca dank etti:)...

fotoplayerin en önemli ayırıcı özelliği ise doğal olarak yukarıdaki videoda gösterilen ve roll player adı verilen kısım... önceden ruloya sarılan parça canlı olarak çalınıyor ve kullanan kişi tiyatro yada film sahnesine göre diğer ruloya başka bir parça sarabiliyor... şimdiki cihazlarda da aynısı yok mu:)... dj lerin önünde neden en az 2 adet pikap yada player var zannediyorsunuz:)... tabii son model cihazlarda artık o tip şeyler de yok, sigara paketi gibi zımbırtıyla ortalığı uçurabiliyorsunuz:)...

http://www.rinaudosreproductions.com/
her türlü film yada tiyatro sahnesi için önceden hazırlanmış, değişik hal ve vaziyetlere göre üzerinde tanımlamaları da yapılmış olan rulolar yukarıdaki fotoğrafta görülüyorlar... fotoplayer kullanan kişi, sahneye göre bunları önceden hazırlıyor ve canlı olarak kullanıyor... fotoğraftaki 4 örneği incelersiniz farklı mod ve sahneleri anlayabilirsiniz...

yine yukarıdaki videoya bakarsanız, roller üzerine sarılan kağıtta uzun ve kısa holler mevcut... bu açıklıklar sayesinde pipe org ve piyano birlikte çalınabiliyormuş...

tabii burada önemli olan, "piano player" olarak geçen ve pianola olarak da bilinen kendi kendine çalan mekanizma... pianolada rulolar üzerine sarılı kağıtlara işlenmiş olan notalar ve süreleri gibi bilgiler okuyucu tarafından okunup, çalınıyorlar... işin bu kısmını daha detaylı olarak ileride paylaşmak istiyorum çünkü detaylı ve doğru anlatılması gereken çok önemli gelişmeler... 1800 lü yıllarda geliştirilen bir teknoloji ve günümüzde tamamen aynısı dijital ortamda midi olarak kullanılıyor... mantık aynen günümüze kadar kalmış durumda ancak tabii ki işleyiş farklı:)...



şimdilik şöyle söyleyip, bitireyim; eskiden her iş emek isterdi, akıl isterdi, ustalık isterdi... şimdi hiç birine gerek yok!... iyi mi!... lafımı da soktum ama kime soktum bilmiyorum... öylesine ortaya oldu:)... bitirmeden önce de fotoplayer ın filmde kullanımını da vereyim...

Buster Keaton and the FotoPlayer




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada