Ana içeriğe atla

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz...

gelem, gelem...

çingeneler...

dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!...

Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı / http://www.wesleyan.edu/
evet, madonna da dünya müziği yapıyor ama madonna "endüstri" nin sahiplendiği ve globalleştirdiği bir meta oldu... işte sorun tam da burada başlıyor... köyünüzün yanındaki tepeye çıkıp, bağlama çalıp, ağıt yaktığınızda, "etnik" denen müziği yapıyorsunuz... etnografik oluyor... yani yöresel... 1960 lı yılların başlarında, etno-müzikolog robert e. brown ilk defa dünyanın değişik yerlerindeki yöresel müzikleri toplamaya ve incelemeye başlıyor... daha sonraları kendisine atfen "dünya müziği" denen kavram ortaya atılıyor... dolayısıyla, tanınma fırsatı olmayan yöresel müzik tarzları da dünyaya kazandırılıyor... çok çok önemli bu adımlar...

ama daha sonra "o müzik endüstrisi" için bu yeni balta girmemiş alan yeni para basma alanı haline geliyor... yani bakir ormanlarımız gibi talana açılıyor... sonrası malum, az önce dediğim gibi, iş ırkçılığa kadar gidiyor...

sanat sanattır... müzik müziktir... yeri, yurdu, yapanı, dinleyeni, enlemi, boylamı yada saat dilimi filan da yoktur bu işin... yeryüzünde herhangi biri müzik yapar, herhangi biri de dinler; budur müzik aslında... dünyanın herhangi bir yerinde yapılan herhangi bir tür müzik aslında evrenseldir ancak müzik endüstrisinin emir ve empoze ettiğinin haricindeki müziklere "dünya" yada "etnik" gibi sıfatlar eklendi ve endüstri için ayrı bir kazanç kapısı haline geldi bu yeni oluşum... folklorik motifler yamultularak empoze edilebilir biçime sokulup piyasaya sürüldüler... açıklamak bile zor bu dünya müziği kavramını...

gerçek anlamda dünya müziği denebilecek müzik, çingene müziğidir aslında... yeri yurdu ve coğrafyası olmayan çingeneler, coğrafyası dünya olan müziği yapmaktadırlar...


çingene kültürü ve dolayısıyla çingene müziği, tıpkı şu yukarıdaki karavan gibidir... nasıl bu resme baktığımızda, en ince ayrıntısına kadar çingene koktuğunu anında anlıyorsak; çingene kokan müziği de hemen anlayabiliyoruz... hem de dünyanın neresinde yaşarsak yaşayalım... ait olduğumuz kültür ve coğrafya neresi olursa olsun, beynimiz anında ayırt edebiliyor çingene kokan müziği...

çingene müziğini ayırt etmek çok kolay... ancak öncelikle bir ayrımı iyi yapmak lazım, bu noktada iki farklı stil göze çarpıyor... biraz karışık ama bir noktada bu 2 farklı stil eninde sonunda birleşiyor... genelde "roman" ifadesi tüm dünya çingenelerinin müziğini ifade ederken, "gypsy" olarak ifade edilen müzik daha çok doğu avrupa ve balkan müziğini çağrıştırıyor... tersi yaklaşımlar bile mevcut bu konuda ama genelde bu şekilde önemli bir ayrım var... mesela ispanyol çingenelerinin müziği ile balkan müziği arasındaki ayrım bu konuda örnek gösterilebilir... her ikisinin de çingene kültüründen çıktığını anlıyoruz ama renk farkı söz konusu... buradaki ayrımda; müzikte ve dansta saf çingene kültürünün yada çingene kültürüne ek olarak, ülke kültürünün karışım oranları çok önemli...

tabii aynı zamanda, çingene motiflerinin diğer müzik türlerine girişimi de söz konusu ve zaman içinde çok hoş karışımlar da ortaya çıkmış... stéphane grappelli ile django reinhardt ın birlikte kurduğu "quintette du hot club de france" grubu gibi... daha bir çok örnek var ama hangi birini vereyim...



ben şu sanatçı çingenedir, anası babası filan çingenedir vb gibi bir yaklaşımı sevmediğim için, çingene sanatçılardan değil, çingene müziğinden bahsediyorum sadece... müziği yapan çingene olmayabilir ama müzik çingene tarzında olabilir... farklı ülkelerin etkileri yada hangi ülkede hangi sanatçı varmış gibi bir ayrım da beni aşar ve gereksiz... önemli olan sadece tarz ve kültürel renklilik...

mesela flamenko... güney ispanyada yaşayan endülüs halkının müziğidir... çingene etkisi özellikle danslarda ve biraz da müzikte hissedilirken, aslında çoğu kişiye direk olarak çingene kültürünü getiren flamenkoda arap etkisi çok yüksektir... dansta ise çingene etkisi... latin etkisi yok mu? o da var... flamenko dünyanın 3 önemli kültürünü bir arada yaşayan ispanyol endülüs halkının folklorik müziğidir... mesela, bir de flamenkoyla karıştırılan sevillanas tarzı vardır ki, seville halkının flamenkodan etkilenmiş etkilenmiş apayrı folklorik bir tarzdır ve kesinlikle flamenko değildir...

romanya folklorik müziği "lăutari" (sanki lavtaya benziyor) ise; romanyadaki bir sınıf çingene müzisyenin yaptığı ayrı bir müzik tarzıdır... lăutari yapan gruplara da taraf adı verilmektedir...

lăutari

bir diğer romanya folklorik müziği ise "manele" dir... klasik manelede türk etkisi çok yüksektir ve klasik enstrümanlarla çalınmaktadır... modern manelede ise, türk etkisi yanında, yunan ve arap etkisi de göze çarpmakta ve modern elektronik enstrümanlarla çalınmaktadır...

türk çingene müziği ise diğer ülkelerle kıyaslandığında çok daha zengindir çünkü anadolu bir çok kültürün kesişme noktasıdır... arap etkisi oldukça ön plandadır... bunun yanında gazel müziğe girmiştir... ve tabii fasıl... türk göbek dansı yada oryantal dans olarak bilinen dans da çok karakteristiktir... genel çingene müziğinde kullanılan enstrümanlara ilaveler de söz konusudur; kanun ve darbuka gibi...

çingene tarzında kullanılan enstrümanlar da neredeyse bütün dünyada aynıdır... sadece bir kaç yerel enstrüman girebilmiştir bu tarza... kullanılan enstrümanlar yukarıdaki fotoğrafta görülen; keman, çello, kontrbas, akordiyon, klarinet ve fotoğrafta olmayan ama en önemlileri olan gitar ve vurmalılar dışına pek çıkmaz... zaman zaman farklı üflemeli çalgılar yanında santur, pan flüt, kanun ve değişik vurmalılar mutlaka kullanılmaktadır... çingene müziğinde kullanılan enstrümanların çok büyük bölümü, "evrensel" çalgılardır... yani dünyada en yaygın kullanılan müzik aletleridirler...

çingene müziğindeki en ayırıcı özellik ise müziğin çalınış tarzı ve özellikle coğrafyadan kaynaklanan süslemelerdir... benim müzik bilgim bu konuda bilgi vermeye yeter kapasitede olmadığı için bu konuyu uzun uzun açmam mümkün değil... bir yerlerden çevirip, yazılacak bir konu da değil...

çalınış tarzı deyince aklıma geliveren, en önemli konu olmasına rağmen unuttuğum bir çingene müziği olan çigan a değinmeden olur mu!... ispanya, romanya, türkiye dedik ama macaristanı unuttuk... romen etkisi olmakla birlikte, aslında macar çingenelerinin başta viyana klasik müziği olmak üzere, hafif türk ve balkan etkisi de alarak yaptıkları müziktir çigan müziği... vokalli olanı da vardır, vokalsiz olanı da... vokalle yapılan çigan müziğinde tarz rapsodidir... çigan müziği tüm dünyaya kendini kabul ettirebilmiş olan en önemli tarzlardan biridir... flamenko gibi...

çigan müziğinde esas keman üzerine kuruludur ve çoğu zaman gitar ve akordiyon eşlik eder... çigan müziği, çingenelerin "biz müziğin en ustasıyız" dedikleri müziktir... tüm maharetler bir bir sergilenir çigan müziğinde... özellikle baş aktör olan keman, yüksek ustalık ister... çok zengin süslemeler vardır... ve en önemlisi doğaçlama ön plandadır... tam karakteristik çingene tarzıdır çigan... ağır bölümler biter aniden ve parça resmen uçar... sonra yeniden sükunet gelir... bu tarz tüm çingene müziklerinde var... melankoliden bir anda sıyrılıp, coşma ile dünyaya mesaj verilir:

"istediğiniz kadar üzün, çok da umurumuzda sanki; alın size şakka da şakkaaaa:)"... derler sürekli...

çigan müziği, diğer çingene müziklerinden çok farklı bir yapıya sahip... bu müzik, özellikle hiç bir eğitimden geçmemiş, nota filan bilmeyen çok usta müzisyenlerce yapılıyor... eskiden gelen yetenek ve bilgi birikiminin torunlara aktarılmasıyla işliyor her şey... zerre kadar teorik müzik bilgisine sahip olmayan macar çingeneleri bugün yüksek virtüöziteleri ile okumuşlara resmen parmak ısırtmaktadırlar...

brahms ve lizst çigan müziğini klasik müziğe çok iyi adapte etmişlerdir ve bugün macar müzisyenler de onların müziklerine mutlaka yer vermektedirler... tam macar çingene müziği örneği olmasa da, o müzikten etkilenerek yapılan brahms ın 5 nolu macar dansını paylaşayım... kemancı da ünlü roby lakatos...



biz çigan müziği diyoruz... aslında macar çingene müziğidir... en iyi temsilcilerinden biri de budapeşte çingene senfoni orkestrasıdır...

Budapest Gypsy Symphony Orchestra

macaristanın en ünlü çigan solisti sandor jaroka nın 1985 yılında ölümü sebebiyle, tüm çingene müzisyenler cenazeye gelip, tören sonrasında birlikte çalmaya başlamışlardır... sandor jaroka anısına yapılan bu doğaçlama mini konser, macar çingene senfoni orkestrasının da temelini atmış... macar müziğinin devleri, örneğin yukarıdaki videoda çalan lakatos gibi dünya devleri bu orkestrada çalmaktadırlar... türkiye dahil, neredeyse tüm ülkelerde konser verdiler...

bu orkestranın en önemli özelliği ise; nota kullanmıyor olması...

bu yazı bu kadar kısa olamaz ama benden bu kadar... belki şimdilik... çünkü dünyanın en yetenekli müzisyenlerince, dünyanın her yerinde, yüzlerce yıldı yapılan müzik için apayrı bir site açmak lazım... ben ayrı ayrı değinmeden, bir kaç ufak örnek vermeye ve kısaca bildiğim kadarıyla yazmaya çalıştım...

çingene demek; çok yetenekli insan demektir... ben çingene diyorum ama kendileri galiba roman ı tercih ediyorlar... roman zaten insan demek... çingeneler dünyanın her yerinde üstün müzik ve dans yetenekleriyle göze çarpıyorlar... yaptıkları müziğin önemli bir bölümü bugün evrensel ölçülerde önem taşıyor... bir kısmı ise yöresel ezgiler... etnik yada dünya müziği denen kısmı aslında bu yöresel kısmı sadece... geri kalan önemli kısmı ise zaten dünyaya mal oldu artık...

müziğin yeri yurdu, yaşı, başı, kökeni, etnisitesi, ırkı, şusu busu olmaz... yoktur... biri müzik yapar, o müzik dünyanındır... hatta dinleyen varsa plütondan da dinlenebilir...

müziğin yeri yurdu, kimliği bence yoktur ama bir de gerçek var ki; müzik çingenedir...


Yorumlar

Ayın Çok Okunanları

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

son yıllarda eserleri ile adını sıkça duymaya başladığımız aslıhan keçebaşoğlu ile ilgili olarak öncelikle ufak bir hatırlatmada bulunmam gerekiyor, sonra bu kısmı silip atacağım okuluna başladığında... 

hem sibelius akademisine finlandiya dışından başvuran 25 aday içinden ön eleme ile seçilen 7 kişiden biri olmayı hem de o 7 kişi içinden sıyrılıp, okula kabul edilen 2 kişiden biri olmayı başardı aslıhan keçebaşoğlu... özetle bu önemli okulda yüksek lisans yapacak ancak 7 temmuz tarihine kadar acil olarak 2500 euro desteğe ihtiyacı var... sonrasında da oturma izni ve yaşamsal giderleri için de önemli bir desteğe ihtiyacı olacak doğal olarak... ilgilenenler için adresini vereyim hemen... 

aslihankecebasoglu yazacaksınız... sonrası bildiğin…

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

deniz neva ertürk

"gelecekte caza geçebilir" yada "bakarsınız, progresif müzik yapar" vb gibi bir takım kehanetlerde bulunamayacağım bir paylaşım olacak gibi görünüyor genç piyanist deniz neva ertürk hakkındaki bu paylaşım... sürekli takip edenler anlamıştır ne demek istediğimi ama ilk defa okuyan anlamayabilir; ben özellikle prog ve caz hastası olduğum için, burada gençlerin kafalarını çelip, klasik müzikten biraz saptırmaya çalışan bir tipim ama deniz neva ertürk'ü dinlerken, kendisine bu tip lafların pek işlemeyeceğini anlamış bulunuyorum... gelecek ne getirir tabii bilinmez, bakarsınız yeni bir ayşedeniz doğar ama deniz neva nedense bana tam bir klasik piyanist izlenimi verdi... yani klasik eserlere harfiyen bağlı, bilinen orijinal halleri ne ise bire bir çalma azmi içinde bir konser piyanisti sezdim... anlatamadım değil mi?... farkındayım:)... ama anlatmadan bırakmam merak etmeyin...

adına inatla klasik denen bu muhteşem müzik, diğer müzik türlerinin de anası olduğu için, …

damla ece'den "su"...

genç piyanist damla ece karataş hakkında daha önce paylaşım yapmamıştım ama bir çok defalar başarılarından bahsetmiştim... geçen sene tifliste gerçekleştirilen wolfgang amadeus mozart uluslararası piyano yarışmasında ikinci olmuştu ve bu yarışmada aldığı derece sebebiyle katılmaya hak kazandığı almanya'da düzenlenen musical fireworks in baden-württemberg yarışmasında da birinci olmuştu...

genç müzisyenlerden son haberler

hakkında hiç paylaşım yapmamış olmakla birlikte, sürekli takip ettiğim bir yetenek damla ece karataş... yukarıdaki başarıları sonrasında, çev sanat seçmelerine girdi ve başarılı bulunarak çev sanat bursiyeri oldu geçtiğimiz haziran ayında...

ben sadece takip edebildiğim kadarıyla, önemli çalışmalarından bahsediyorum... yine geçtiğimiz haziran ayında, 18-22 haziran 2018 tarihlerinde düzenlenen uluslararası bilkent piyano festivali'nde piyano ve müzik dünyasının çok önemli isimleri ile genç yetenekler bir araya gelmişlerdi ve damla ece de katılımcı olarak kabul …

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

piyanist sena erünsal'dan başarı haberleri

mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi devlet konservatuvarı 8. sınıf öğrencisi olan sena erünsal; 4-9 haziran tarihlerinde, italya milano'da düzenlenen piano talents 2019 yarışmasında ikincilik ödülünü kazandı... 6-21 yaş arası genç yeteneklerin katıldığı ve 9 yıldır düzenlenen yarışma, casa verdi büyük salonda gerçekleştirildi...

bu haberi paylaşırken denk geliş karşıma çıktı, hemen o bilgiyi de buraya ekleyeyim... piyanist sena erünsal, mayıs ayında da uluslararası salzburg grand prize virtuoso yarışmasında da ikinciliği kazanmış... bu güzel haberi duymamıştım... internet üzerinden yapılan bir yarışma ve çok önemli çünkü bu yarışmada derece alan müzisyenler konser verme hakkı da kazanıyorlar... önümüzdeki sezon wiener saal salzburg'da konsere çıkacak sena erünsal...

mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi devlet konservatuvarı'nda, ünlü piyanistimiz iris şentürker ile çalışmalarını sürdüren sena'yı, öğretmenini ve tabii ki ailesini kutluyorum...

sena erünsal oldukç…

duru aydın'dan bir sezonda 9 konser

hakkında en çok paylaşım yaptığım isimlerden biri piyanist duru aydın... önceki paylaşımları mutlaka okuyun... aşağıdaki paylaşımlar, direk kendisiyle ilgili olanlar ve bir çok farklı paylaşımda da duru'dan bahsettim sürekli... işin gerçeği, ben kendisini tanıdığım günden beri neredeyse her ay bir şekilde hakkında güzel haberler aldım desem yeridir... belki daha sık... şimdi fark ettim ki, ilk paylaşımın üzerinden sadece 1 yıl geçmiş neredeyse! ve ben bu kadar kısa süre içinde o kadar çok başarısından bahsetmişim ki! kendim de inanamadım!...

duru aydınduru aydın'dan güzel haberlerduru aydın'dan meriç soylu'ya

kendisini tanımam ve dikkatimi çekmesi yarışmalar sayesinde oldu ama bu paylaşımda en az bahsedeceğim konu, yarışma... ben yarışmaları sevmem, bilen bilir... benim kişisel sabit fikrime göre; müzisyen konser verir... albüm de yapar tabii dilerse ama müzisyen aslında konser verir arkadaş... duru aydın da bu sezon bol bol konser verdi ve ben bir noktaya kadar bahsett…

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

ayça yasa

tam sevdiğim tarzda bir genç müzisyeni yazmaya başladım... şimdilik genç piyano sanatçısı ayça yasa olarak tanıtayım kendisini, ileride herkes bir çok farklı çalışmaya imza atan bir ayçayı tanıyacak muhtemelen... olaya biraz gizem katınca daha çok okunuyor bu yazılar:)... genelde sonlarda yazdığım muhteşem kehanetlerimi bu sefer en başta yazıyorum... gülmeyin, şimdiye kadarki kehanetlerimin bir çoğu tuttu, geri kalanı da tutmak üzere:)... herhalde "dediklerini yapalım da, şu garibi sevindirelim" diyorlar sağ olsunlar:)...

yahu ne kehaneti, baba vanga mıyım ben:)... bir gencin 2 videosunu izleyin, gelecekte neler yapacağı apaçık anlaşılıyor... çok başarılı olacakları zaten kesin, o başarının üzerine neler koyabilecekleri, klasik çizgide kalıp kalmayacakları, o çizginin dışına çıkacaklarsa eğer, hangi yöne doğru yol alacakları, neler yapacakları gerçekten anlaşılıyor... 2 videoya ek olarak, biraz da çabalayıp; röportajlarına, yazdıklarına, çizdiklerine, söylediklerine ve sosy…

adil kerem ünal

bir felaket piyanist daha hızla sahnelerde boy göstermeye başladı... hemşehrim adil kerem ünal... hemşehrim olunca yada olmayınca ne değişiyor? onu da anlamış değilim ama olsun... 1 yılı aşkın bir süredir takip ediyorum kendisini, kısa sürede çizginin oldukça üstünde olduğunu gösterdi bizlere... öğretmeni maestro ibrahim yazıcı ile çalışma videolarını izliyordum bir süredir, zaten belli idi üstün gayreti ve hedeflediği başarı; en son olten filarmoni ile izledim, resmen sol şeridi boşaltın, ben geliyorum diyor... bu sayfada daha önce bahsettiğim piyanist abi ve ablalarının kulvarından gidiyor adil kerem ünal da...

9 yaşında bu aralar adil kerem ünal ve her şey kendisine alınan bir oyuncak org ile başlamış... bir başka rivayete göre ise; babaannesinin evindeki orgmuş her şeyin sebebi... çok da önemli değil ama ben babaanneyi merak ettim şimdi çok:))... yani her babaannenin evinde org bulunmaz da o yüzden... babaanneler genelde sütlaç, muhallebi yaparlardı eskiden... neyse artık... herh…