Ana içeriğe atla

like a "dream": eren başbuğ

eren başbuğ & richard chycki, jordan rudess, john petrucci
hiç sevmem ingilizce başlık vb gibi şeyleri ama bu sefer öyle olacak çünkü konu "dream theater" ve "eren başbuğ"... kendisi hakkında bu üçüncü gururlu paylaşımım...
progresif eren ve eren başbuğ başlıklı paylaşımları da okuyabilirsiniz... storm corrosion da var tabii bir de...

ben yazılara başlık bulmakta zorlanan biriyimdir... hadi ilk paylaşımlarda kurtarıyorum durumu, sanatçının adını yazıyorum... ikincilerde zorlanıyorum genelde ve üstüne üstlük eren başbuğ çok hızlı gidiyor, çok da memnun ediyor bizleri tabii ama ben başlık bulamıyorum... sorun bu:)...

grup "dream theater", albüm de "dream theater" olunca başlık da dream li olsun dedim çünkü bu gerçekten bir rüya... dream theater ı da, eren başbuğ u da ilgilisi bilir... ilgilisi için ise; bu iki isim de çok büyük anlamlar ifade eder... ağzına kadar virtüöz dolu olan bu progresif rock (belki de metal, anlamam öyle şeylerden, sadece dinlerim) grubu ile birlikte çekilen yukarıdaki fotoğrafında eren başbuğ un adını yazarken gerçekten hem çok heyecanlandım, hem de büyük gurur duydum...

galiba geçen ilkbahar aylarından birinde duymuştum eren başbuğun dream theater albümünde yer alacağını... işin gerçeği şaşırmamıştım hiç çünkü bekliyordum böyle bir olayı ama normalde çok şaşırılacak bir durum bu... öyle kolay bir şey değil  dream theater ve benzeri kalbur üstü gruplarla çalışmak... ama ben bekliyordum ve çok daha fazlasını da bekliyorum zaten... hem dream theater ile, hem solo olarak, hem de başka bir takım büyük isimlerle birlikte daha çok işler çıkaracak eren başbuğ... her sene buraya bir şeyler yazacağımdan da eminim ve yazı başlıklarını da kendisinden isteyeceğim bundan sonra...

"like a dream" çünkü gerçekten sanki bir rüya... çoğu zaman çok abartılı bulunur böyle ifadeler ve hatta ben abartılı bulurum ama gerçekten öyle... devler liginin en tepesinde bulunan bir rock grubundan kabul görmek öyle her baba yiğidin harcı değildir... dediğim gibi, ben "sanki bir rüya" gibi ifadeleri abartılı bulmuşumdur hep ama eren başbuğun durumunu şöyle ifade edeyim; barcelona da top koşturup, messinin çok yakın arkadaşı olmak yada microsoft un kare asında yer alıp, bill gates in kankası olmak gibi bir şey...

30 yıla yakın bir süredir müzik yapan dream theater, berklee den arkadaş olan john myung, john petrucci ve mike portnoy tarafından kurulmuş ve gruba daha sonra kevin moore da katılmış... james labrie ve jordan rudess in de katılımlarıyla grup tam yerine oturmuş... hemen belirteyim, jordan rudess öncesinde derek sherinian vardı ve kevin moore un yerine geçmişti... derek sherinian ı da çok beğenirdim ben, o yüzden atlamak istemedim... ama dream theater ın uzun soluklu ve başarılı kadrosu; labrie, petrucci, myung, rudess ve portnoy dur... bir kaç yıl önce mike portnoy un yerine bir başka mike geçti; mike mangini... her iki mike da birer davul ustasıdır...

dream theater
çok aktif bir grup dream theater... tüm elemanları büyük usta... ve her birinin ayrı ayrı çok önemli çalışmaları da mevcut... john petrucci; steve vai ve joe satriani ile birlite g3 te çalmış ve tokyo albümünde yer almıştır... jordan rudess; gruba dahil olmadan önce, petrucci ve portnoy ile birlikte liquid tension experiment adı altında albümler çıkarmıştır... portnoy davulun tanrısı olarak bilinmektedir...

ben grubun daimi basçısı myung a apayrı bir sempati duyuyorum, "cool" diyorlar... sessiz, sakin, abartısız, işini çok iyi yapan, gruba bakınca sanki geride kalmaya çalışan "ağır abi"... myung; dünyanın en iyi 3-5 bas gitarcısından biridir... şov yapmaz... sadece çalar!... çok iyi çalar... daha önce bir videosunu şurada paylaşmıştım...

dream theater daha önce yazdığım gibi, berklee nin iyi bir özeti gibi... her bir elemanı kendi alanında "en iyilerden (ilah?)" kabul edilen bu grup, dünya rock tarihine damga vurmuş sayılı gruplardan biridir... çok önemli bir kilometre taşıdır... rock tarihinde açılabilecek 6-7 ana başlıktan biridir... eren başbuğun bu grupla bağı bir kaç yıl önce başladı... o konuda ilk paragrafta verdiğim paylaşımlara bakabilirsiniz...

üstün yeteneği ve amaçları doğrultusunda gösterdiği gayret ve çalışmaları sonucunda jordan rudess in ve dream theater ın dikkatini kısa sürede ve ciddi biçimde çekti... doğru düzgün çalışmayana, çabalamayana, gerçekten iyi olmayana asla zerre kadar prim vermezler... asla elinden tutmazlar... hatta  bırakın destek olmayı şunu bunu, gözünün yaşına bakmazlar... bizim ülkemize has bir durumdur o "elinden tutma" ve benzeri gibi şeyler... yok öyle bir şey...

eren başbuğ yaptığı önceki çalışmalarıyla kendini gösterdi ve "bu işi yapsa yapsa en iyi eren yapar" dediler ve grubun kendi adını taşıyan albümünde orkestral düzenleme ve yönetme işini "dream theater ruhunu" en az kendileri kadar iyi bilen eren başbuğ a güvenerek verdiler... durum budur...

"eren başbuğ çok hızlı yükseliyor" yada "kısa sürede çok yukarılara çıktı" gibi yorumlar okuyorum sağda solda... ben bu tip yorumlara katılmıyorum... erenin yeteneğini, çabalarını, çalışmalarını ve zaten yıllar önce başarmış olduklarını göz önüne alınca, bence eren başbuğ tam da olması gereken noktada... ne eksik ne de fazla... çünkü eren başbuğ zaten daha çocuk denecek yaşta çok zoru fazlasıyla başardı... hatta bence ilk başarıları şimdikinden çok daha önemli idi... yakın zamanda eren çok daha büyük başarılarla karşımıza çıkacak çünkü daha yeni başlıyor... hatta eren başbuğ henüz başlamadı bile!...

bana "bir rüya gibi" şeklinde başlık yazdırtacak kadar büyük bir başarı erenin bu albümde 2 ana parçanın orkestral düzenlemelerini gerçekleştirmiş olması... ama eren başbuğ için bu bir başlangıç... zirveyi defalarca görmüş bir dream theatre ın önemli albümlerinden birinde düzenleme yapma işi eren başbuğ için "başlamaya adım atma"...

dream theater albüm (2013)
yeni çıkmış bir albümün parçalarını burada paylaşayım mı yoksa buna ben alet olmayayım mı diye çok düşündüm... doğru olmayacağı için günahı bulup dinleyene ait artık:)... false awakening suite ve illumination theory adlı parçalarda eren başbuğun orkestrasyonu olduğunu düşünüyorum... 24 eylülde çıkan bu albümü dinlemeden yazmak istemedim... gerçi ben eren başbuğ u yazıyorum ama yine de dinlemeden yazmak doğru değil... dinledim ve çok beğendim... albümün sınırlı basımı, plağı, cd si ve dijitali mevcut...
www.dreamtheater.net linkinden albümün resmi tanıtım single ını dinleyebilirsiniz...

özellikle 22 dakikalık illumination theory nin yanlış hatırlamıyorsam 8:43 anından itibaren başlayan yaylı grubu çok çok iyi... soundcloud da yorum almak için yüklenen parçayı dinlerken dream theater için sürekli yapılan yorumlar 8:43 den itibaren birden değişiyor... dikkatimi çeken yorumlar "muhteşem! bu parça hep böyle olmalıydı..."... "rahmaninov!"... "bu bölümü 33. dinleyişim"... "meditasyon!"... albümün aldığı övgülere ek olarak, düzenlemelerin çektiği dikkat çok önemli...

illumination theory bence de sadece senfonik olsa çok iyi olacaktı... yada 2 versiyonu da olabilirdi albümde ama parça 22 dakika olunca mümkün değil tabii... "eren başbuğ bu parçanın mümkünse ayrı bir 20-30 dakikalık senfonik düzenlemesini yapsa" gibi bir şey geçti aklımdan ilk dinlediğimde...

false awekining suite ise bence dream theater albümleri içinde en iyi açılış parçası... the enemy inside ı ben pek beğenmedim... the looking glass da kendime geldim... petrucci ısınmış bu parçada:)... her parçayı yazamayacağım... zaten kişiye göre değişir... ben albüm yeni diye video ve mp3 koymadım ama 1 aylık albümün seksen tane cover ını buldum! youtube da!... bu ne hız!... orijinali firmaca doğal olarak engellenmiş ama nasıl olduysa cover ları çoktan çıkmış... dream theater farkı ve sevgisi bu olmalı... büyük ihtimalle cover ları daha önce çıktı parçaların...

atlamadan, hakkını yemeden yazayım; ben portnoyu çok severdim ama bu yeni mike da çok iyi... mike mangini zaten yeri belli bir davulcudur ve bu albümde çok dikkat çekici çalmış... gerçi ben anlamam davul, bateri vb işinden...

konu eren başbuğ aslında ama albümü de anlatmaya başladım... alın, dinleyin, grubun en iyi albümü diyemiyorum kendimce ama albüm standart ve çok iyi bir dream theatre albümü... zaten bu gruptan vasat iş çıkmaz... her zaman iyidir...

eren başbuğun bu başarısı çok büyük ve çok önemli... çok büyük bir adım... böyle bir grubun, bu önemli görev için eren başbuğa güvenmiş olması çok önemli... albümün kitapçığını okurken o ismi orada görmek çok önemli... bence müzik açısından gerçek bir rüya... rüyanın gerçekleşmiş hali...


eren başbuğ stüdyoda
çok başarılı müzisyenlerimiz var... çok güzel çalışmalar ve örnekler var... eren başbuğun bu başarısını benim rüya olarak ifade etmemin sebebi "başarı" dan çok farklı... sadece başarı değil... eren başbuğ adının albümde geçiyor olması, böyle bir albümün açılış ve kapanış parçalarındaki çok büyük katkısı başarının ötesinde "referans"... dünya çapında çok başarılı çalışmalar yapmak ayrı, devler ligine adını yazdırabilmek ayrı... anlatmak istediğim şu; "çok iyi cazcı olabilirsiniz ama bu başarı ancak montreux caz festivaline çağrılırsanız katmerlenir"... ben deep purple, queen, jethro tull, santana, eric clapton, pink floyd, metallica, guns n roses, scorpions gibi gruplarda da ülkemizden isimler görmeyi hep çok arzu etmişimdir... dream theater gibi gruplara alt grup olabilmek bile çok büyük başarıyken; eren başbuğ, gözlerimin aradığı bu eksikliği gidermiş oldu... benim açımdan bakınca; nasuhi ertegün, ahmet ertegün, arif mardin gibi isimlere eren başbuğ da eklenmiş oldu... çünkü ben eren başbuğun başarısını o kefeye koyuyorum... müzikal anlamda başarı derseniz?... eren başbuğ zaten çok başarılı idi...

EKLEME/15 NİSAN 2014

eren başbuğ & dream theater - boston opera house / Photo by Dave Green / kaynak: http://www.berklee.edu/


neredeyse 20 gün oldu, hatta geçti; bu paylaşımın sonucunu bir türlü ekleyemedim... az önce bir şey vesile oldu ve nihayet ekliyorum... bu yazının sonuç kısmı geçen ayın 25. günü gerçekleşti ve 25 mart 2014 gecesi boston house of blues konser salonunda gerçekleşti... eren başbuğun yönetimindeki berklee orkestra/korosu dream theatre a eşlik etti... çekimler ve kayıtlar yapıldı... dvd olarak yayınlanacak bu konser...

detayları okulu berklee nin haber sayfasından alabilirsiniz...

Student Eren Başbuğ conducts at Dream Theater's Boston Opera House concert

ekleme/25 Ekim 2014

ben biraz geciktim ama işte boston opera house...

Preorder your copy of BREAKING THE FOURTH WALL (LIVE FROM THE BOSTON OPERA HOUSE) at http://smarturl.it/dreamtheater


çok gurur verici... bu paylaşımın sonucu demiştim az önce... bence "like a "dream": eren başbuğ" bu muhteşem konserle tamamlandı ama ben inanıyorum ki; eren başbuğun dream theater ile ilişkisi yeni başlıyor... yani biten sadece bu yazı, macera yeni başlıyor... eren başbuğ & dream theater ı birlikte daha çok yazacağız gibi...



Dream Thater: 80’lerin ruhunu yakalayabiliriz

ve bu paylaşım için son söz; eren başbuğ yeni başlıyor!...

Yorumlar

  1. Çok büyüksün Eren. Yaptıklarını ve başarılarını yakınen takip ediyorum. Beni çok mutlu ediyorsun.

    YanıtlaSil
  2. İrem Dengin26 Ekim 2014 20:27

    Bloğunuz kapalıydı uzun süredir, baktım açılmış. Yazılarınızı okumak bana çok keyif veriyor en çokta gençlerden ve çocuklardan basettiğiniz yazılarınız. Eren Başbuğ ise hiç tarzım olmayan dinlemediğim bir tarzda müzik yapıyor olmasına rağmen çok taktir ettiğim biri ve sayfanızdaki yazılardan haberim oldu. Çocuklarım kendisine hayran resmen ve bende onlarla birlikte dreem teater dinliyorum sırf Eren Başbuğu çok sevdiğim için. Bu çocukların kıymetini bilmiyoruz ama el üstünde tutuluyorlar dünyada. Erenciğim, eğer okuyorsan şunu bil ki tarzını dinlemeyen ve hatta sevmeyen biri olarak ben bile sırf seni çok sevdiğim için senin müziğini dinliyorum hergün:)

    YanıtlaSil
  3. Demet Demirsoy2 Kasım 2014 12:29

    Mükemmel bir haber bu mükemmelsin Eren. Hakkında çok daha fazla şey duymak istiyoruz. Seni çok seviyoruz. İyiki varsın ve harika işlerle göğsümüzü kabartıyorsun.

    YanıtlaSil
  4. Erencim seni çooooook seviyorum harikasın ve muhteşem başarılara imza attın seninle gurur duyuyorum.. Yazıda önemli bir nokta üztüne basa basa vurgulanmış ve gerçekten çok hoşuma gitti, artık devler ligindesin ve çok gençsin eren. Böyle bir grubun orkestra çalışmalarını ve düzenlemelerini yapmak ve onlarla aynı sahneyi paylaşmak gurur verici seni çok seviyorum. Başarılarının devam etmesini istiyorum.

    YanıtlaSil
  5. Muhteşem ötesi bir başarı, kutluyorum Ereni. Bu gençleri lütfen daha fazla yazın, isimleri herkes tarafından çokça duyulsun.

    YanıtlaSil
  6. Ivory konserleri devam edeck. Mutlaka katılın izleyin

    YanıtlaSil
  7. Kristin ALDO27 Ekim 2015 14:51

    Muhteşem bir başarı, kutluyorum Ereni bu başarılarından dolayı. Yolu açık olsun..

    YanıtlaSil
  8. GÖKÇE YILDIRIM17 Nisan 2016 14:17

    aDINI çok duyuyordum ama ilk defa okudum Eren Hakkında bir yazı. Çok sevindirici haberler bunlar. Eren kutluyorum seni ve İzmirdede görmek istiyorum en kısa zamanda.

    YanıtlaSil
  9. GÖKÇE YILDIRIM17 Nisan 2016 14:20

    Yukarıda Aydınlık gaztesinde seksenlerin ruhunu yakalayabiliriz demişler ama ne varmış bu 80li yıllarda ve ruhunda anlamadım. Yakalayacaklarsa altışları ve yetmişleri yakalasınlar. Lazım değil 80 ruhu ve ne işe yarar? kimin işine yaramış 80 ruıhu?

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Ayın Çok Okunanları

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

son yıllarda eserleri ile adını sıkça duymaya başladığımız aslıhan keçebaşoğlu ile ilgili olarak öncelikle ufak bir hatırlatmada bulunmam gerekiyor, sonra bu kısmı silip atacağım okuluna başladığında... 

hem sibelius akademisine finlandiya dışından başvuran 25 aday içinden ön eleme ile seçilen 7 kişiden biri olmayı hem de o 7 kişi içinden sıyrılıp, okula kabul edilen 2 kişiden biri olmayı başardı aslıhan keçebaşoğlu... özetle bu önemli okulda yüksek lisans yapacak ancak 7 temmuz tarihine kadar acil olarak 2500 euro desteğe ihtiyacı var... sonrasında da oturma izni ve yaşamsal giderleri için de önemli bir desteğe ihtiyacı olacak doğal olarak... ilgilenenler için adresini vereyim hemen... 

aslihankecebasoglu yazacaksınız... sonrası bildiğin…

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

idil ve ela'dan başarı haberi

yine bir gülden gökşen hoca klasiği... iki öğrenci, 2 birincilik... idil atlıer ve ela demirkaya; the muse müzik yarışmasına katılıp, birinci olmuşlardı ama ben ertelemiştim bu paylaşımı çünkü ödül olarak yunanistanda konser vereceklerdi haziran sonunda...

temmuz ayına girdik ya, "konser verilmiş mi? bi bakayım" dedim, verilmiş tabii... ben de paylaşayım artık dedim...

the muse, internet üzerinden video paylaşımına dayalı bir yarışma ve videonuzu yarışmaya göndererek katılım sağlıyorsunuz... değerlendirme sonucunda alınan puanlara göre dereceler veriliyor ve her kategorinin birincilerine konser verme imkanı sağlanıyor... bütün dünyaya açık bir yarışma ve neredeyse tüm enstrümanlara ek olarak vokal yanında, oda orkestrası, geleneksel enstrüman ve amatör kategorileri de mevcut...

ela ve idil, birinci oldukları için konser verme hakkı kazandılar ve 29 haziran günü saat 19:00 da atina'nın en büyük salonu olan megaron konser salonunda sahne aldılar... yapılan yorumlarda, büy…

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka...

içinde gürültü eksik olmayan bir evde dünyaya gelmiş cem esen de... yani anne de baba da müzisyen... komşuların sevmediği türden evler sanatçı evleri... "vayyy sen müziğe n…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

can çakmur

çok dikkat çeken, çok başarılı bir genç piyanist can çakmur... hakkında bir şeyler yazmak için hep ileri bir zamana ertelediğim isimlerden biri kendisi ama fırsat buldukça ertelediğim bu gençleri de yazmaya çalışıyorum... can çakmur, bir çok genç yeteneğimize oranla daha fazla tanınma fırsatı yakalamış olan bir isim... tabii bu tanınırlığın sebebi, elde ettiği büyük başarılar sonuçta ve dolayısıyla medyada daha fazla yer aldı... türkiyede ilgili medyanın bile ilgisini çekebilmek için bir kaç deveye birkaç hendek atlatmanız gerekiyor... zaten ondan sonra da medyaya ihtiyacınız kalmıyor:)...

can çakmur hakkında detaylı bilgi alabilmeniz için öncelikle resmi sayfasının adresini paylaşayım... çok iyi hazırlanmış güzel bir sayfaya sahip can çakmur... fırsat buldukça araya sıkıştırıyorum, her genç yeteneğimizin mutlaka böyle bir sayfası olmalı diye düşünüyorum... umarım bir çokları gibi sayfasına kilidi vurup da facebook, instagram vb gibi pek işe yaramayan ortamlara geçmez...

www.cancakmur.…

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

gelem gelem (djelem djelem)...

"öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti"

"gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum...

çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz

çingeneler

çingene müziği

tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği için marş olarak kabul edilmiş 197…

deniz neva ertürk

"gelecekte caza geçebilir" yada "bakarsınız, progresif müzik yapar" vb gibi bir takım kehanetlerde bulunamayacağım bir paylaşım olacak gibi görünüyor genç piyanist deniz neva ertürk hakkındaki bu paylaşım... sürekli takip edenler anlamıştır ne demek istediğimi ama ilk defa okuyan anlamayabilir; ben özellikle prog ve caz hastası olduğum için, burada gençlerin kafalarını çelip, klasik müzikten biraz saptırmaya çalışan bir tipim ama deniz neva ertürk'ü dinlerken, kendisine bu tip lafların pek işlemeyeceğini anlamış bulunuyorum... gelecek ne getirir tabii bilinmez, bakarsınız yeni bir ayşedeniz doğar ama deniz neva nedense bana tam bir klasik piyanist izlenimi verdi... yani klasik eserlere harfiyen bağlı, bilinen orijinal halleri ne ise bire bir çalma azmi içinde bir konser piyanisti sezdim... anlatamadım değil mi?... farkındayım:)... ama anlatmadan bırakmam merak etmeyin...

adına inatla klasik denen bu muhteşem müzik, diğer müzik türlerinin de anası olduğu için, …