Ana içeriğe atla

yetenekli çocuklar...

gençleri, özellikle çocukları yazdığım ve ülkemizden neden yeterince çıkmıyor diye hayıflandığım için olsa gerek; küfür de yedim:)... bir sürü de mesaj aldım... çoğu kişi kendi çocuğunun videolarını göndermiş sağ olsunlar... önemsediğiniz ve değer verdiğiniz için de çok teşekkür ederim...

öncelikle şunu yazayım; size mi inanacağım yoksa kendi gördüğüme mi... ülkemizde yetenek yok demiyorum ki!... ne diyorum?

1-) yetenekli çocuklar keşfedilemiyorlar, yeteneklerini sergileyemiyorlar, çok yetenekli çocuklar fark edilemiyorlar diyorum... çoğu insan, kendi yeteneğinin bile farkına varamıyor diyorum... yetenekli çocukların ilgili aileleri de zaten bu ilgisizlikten dertliler ve aynı şeyi söylüyorlar... hatta yalvarıyorlar...

bunu sadece müzik için de yazmıyorum, her alanda diyorum... ama bu sayfa müzik sayfası olduğu için, beni sadece müzik kısmı ilgilendiriyor... ben kesinlikle eminim ki, biz bu ülkedeki gerçek futbolcuları da keşfedemiyoruz... mesela ispanyada dev futbol takımlarının teknik adamları resmen cirit atarlar ülkenin her yerinde, her çocuğu incelerler, bir tanesini bile atlamazlar, her türlü olanağı, fırsatı yaratırlar, çocukları bedava taşırlar, izlerler, yetenekli olanları 5 yaşından itibaren alırlar... türkiyede var mı bu? bilmiyorum ama zannetmiyorum da... türkiyede, futbola yeteneği olan çocuklar, önce mahallede top koştururlar, belediye takımlarına girerler... bilmem kaçıncı ligden başlarlar... o bile onlar için büyük mutluluktur... eğer kendilerini gösterebilirlerse, 2. lig, 1. lig... artık ne haltsa, bildiğim bir konu değil, yükselirler... bu arada büyük kulüpler keşfederslerse girerler o kulübe... şimdi buna da laf edersiniz, ben bilmiyorum ya!... biliyorum arkadaş, büyük kulüpler de "az da olsa" alt yapıdan futbolcu yetiştiriyorlar... büyük şehirlerde şubeleri filan var... ama benim bahsettiğim çok farklı! dünya devi kulüpler 3-5 yaşındaki yetenekli çocukların resmen peşinden koşuyorlar, çocuklar onların peşinden koşmuyorlar! ve eminim asla kaçak olmuyor! uzun uzun yazamayacağım şimdi futbolu ama futboldan örnek vermeyince de anlaşılamıyor...

üstelik futbol bu ülkede en önemli konu! sanat ve edebiyat gibi şeyler ise; en önemsiz konular... çocukların çıkıp, şarkı türkü söyleme fırsatı yakalayabildikleri müzik programı bile "ahlaksızlık" olarak değerlendirildi bu ülkede ve kaldırıldı... daha sonra yeniden yayına koydular ama artık ilgi görmedi! çünkü ailelerin kafasına kazındı bir kere! "ahlaksızlık"... çok da yetenekli çocuklar vardı o "bir şarkısın sen" programında... yazık oldu... diğer yandan "yetenek" programının bir çok ülkedeki versiyonunda resmen "devler" keşfedildiler!...

insanların neye önem veriyor oldukları çok önemlidir... devletin öncelikleri de çok önemlidir...

2-) kimseyi kırmak istemiyorum ama lütfen gidin, paylaştığım videoları önce bir izleyin... 3-5 yaşındaki çocuklar çaldıkları enstrümanı resmen yiyorlar!... büyük sanatçılardan hiç bir farkları yok!... resmen birer virtüöz hepsi de... 7 yaşında çocuk konserlerinden ve albümlerinden 19 milyon dolar kazanıp bağışlamış! ben onu yazıyorum burada... ilyas seçkin gitmiş opera festivalinde dereceye giren ilk çocuk olmuş, onu yazıyorum... cemail ercan elleri olmadan çalıyor! onu yazıyorum...

çok özür dilerim ama, eline bağlama alıp, harmandalını çalan yada gitarla çok güzel karadeniz havası okuyan her çocuğu burada paylaşmıyorum diye de küfür yiyemem:)... bu sayfa "yetenek sizsiniz" sayfası değil ki... gidin, acun beye gönderin videolarınızı...

mesela birazdan çağla karaaliyi yazacağım... keyif benim değil mi...

3-) her aile değil, bazı aileler çok çok iyi destek oluyorlar çocuklarına, kendilerini parçalıyorlar... mesela eren başbuğ un ailesi ile uzaktan da olsa tanışma fırsatım oldu... eren başbuğ da bir zamanlar çocuk idi... şimdi delikanlı oldu... dünya çapında bir değerdir... türkiye ne zaman "çok az da olsa" ilgi gösterdi eren başbuğ a? iş işten geçtikten sonra! başarıları duyulduktan sonra! yahu çocuk zaten ailesiyle birlikte o başarıya ulaşmış! ondan sonra gazetende haber yapsan ne olacak? ... sponsor olsaydın ya!... eren başbuğ zaten başarmış artık, gazete haberi yaparak mı destek oluyorsun?

4-) fazıl say konusuna değinmeyeceğim bile...

5-) ülkemizde "sponsorluk" kavramı yok diyorum... yahu daha geçen sene dünya şampiyonu "boğaziçi caz koromuz" sponsor bulamadı bu ülkede amerikaya gidebilmek için!... daha sonra büyük çabalarla zar zor buldular zannedersem ki gidebildiler... ne diyeyim daha?... bırakın sponsoru, devlet gönderemez miydi?... göndermez devlet caz korosu filan!...

6-) eren başbuğ dedik, oradan devam edeyim, umarım kendisi yada ailesi bozulmaz ben bunları yazıyorum diye... eren başbuğun ailesi "çok bilinçli"... o kadarını yazayım... her aile onun ailesi gibi değil ki!... çoğu aile, hiç ilgisi olmayan çocuğunu alır, zorla piyano kursuna gönderir! halbuki çocuğun yeteneği tiyatro üzerinedir!!!... çocuk hem müzikten nefret eder! hem de tiyatroya olan yeteneğini kendisi bile fark edemez! büyür, yaşlanır, ölür gider!!!... iyi mi?...

7-) en büyük çoğunluğa sahip olan aile yapımız ise (bence %99) ne yapar?... çocuğun hiç bir şeyini keşfetmez!... onu sadece besler!... korur!... cebine harçlık koyar, alışveriş merkezlerinde midesine hamburger koyar, sinemaya götürür... çocuk yetiştirdiğini de zanneder, çok mutlu olur, kendisiyle gurur duyar... halbuki tepesine etmiştir çocuğun bilmez... en pahalı dershanelere yazdırır, özel dersler filan... at yetiştiricisi aile diyorum ben onlara... çocuk hayatı boyunca her türlü sınavda başarılı olur... bankacı olur yada ne bileyim işte ceo yada doktor vs vs vs... 35 yaşına gelir o çocuk ve sigortaları atar!...

ülkemizdeki ailelerin tamamına yakını çocuk büyütürler; "yetiştirmezler"...

bence siz; çocuğunuza zorla piyanoda fur alize çaldırtacağınıza (ki pahalı ki zaten... manyak mısınız gidip o kadar para verdiniz? bari akordeon filan alsaydınız önce)... bir rehberlik merkezine yada yetenek keşfetmeye odaklı merkezler var, onlardan birine götürün, baksınlar bi çocuğa... belki de geleceğin dahi ressamını siz zorla piyanist yapacağım diye kafayı yemişsinizdir...

Yorumlar

  1. Ne kadar doğru saptamalar! Aileler dikkatle okusunlar.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada