Ana içeriğe atla

karsu dönmez ve ricciotti senfoni orkestrası

karsu dönmez

90 doğumlu... amsterdam da yaşıyor... profesyonel eğitim almamış olduğu söyleniyor ama çok başarılı... ciddi biçimde dikkatleri üzerine çektikten sonra amsterdam konservatuarında eğitime başladı... şu anda eğitimi devam ediyor olmalı... kolay kolay konser verilemeyecek bir mekan olan carnegie hall de 2 kere konser verebilen bir geç yetenek... multitalent olarak tabir edilenlerden yani... piyano çalıp vokal yapıyor... hollandanın norah jones u olarak tanınıyor... devlet kanallarından birinde sürekli bir programı var...

bu gibi başarılar için ilk ve değişmez şart, yetenek... sonrasında eğitim geliyor... ama bence en önemlisi aile desteği... ve keşfedilme şansı... yetenek şart ama o yeteneği keşfedebilecek kapasitede aile daha şart... daha da önemlisi yeteneğinizi hafife almayacak kapasitede aile şart... karsunun babası otomobil satın almak için biriktirdiği parayı hiç tereddütsüz piyano almak için kullanabilen birisi olmasaydı karsu olmazdı... tercihlerini doğru kullanabilecek kapasiteye sahip aile gerekiyor... yetenekli çocuğun elinden tutabilecek kapasitede bir devlet yada toplum ise vazgeçilmez zorunluluklardan bir diğeri...

bu ikisi ülkemizde yok denecek kadar az... büyük yeteneklere sahip çocuğu keşfedebilecek anne-baba nadiren çıkıyor... daha da önemlisi "bırak bu hevesleri, dersaneye git, bilmem ne kolejini kazan, bilmem ne mühendisi ol" demeyecek anne-baba daha da nadir bulunan şeyler... bizim anne-babalar çoğu zaman "bırak o tahta parçasıyla kafa ütülemeyi de git şu ödevlerini bitir" derler... yada hiç yeteneği ve alakası olmayan çocuklarını zorla keman kursuna yollarlar, çocuk da 2 ayda kemandan da müzikten de nefret eder... yüksek kapasiteli ebeveyn şart yani... bir de yüksek kapasiteli toplum şart... nasıl hollandada hollandanın norah jones'u olarak tanınan karsu dönmez'e değer veriliyorsa, türkiyede de değer verilebilmeli...

karsu dönmezi tanımama sebep olan videoyu paylaşayım hemen... harika bir kayıt ve yorum... kazım koyuncusu şarkısı divane aşık gibi... parçaya nocturne ile başlaması da apayrı bir güzellik olmuş... kendisine aşlik eden arkadaşları ise şöyle; müge alpay, kağan han, bence huszar, Gidon Nunes Vaz...


gelelim karsuya... karsu carnegie hall'de konser verdiğinde tahminimce çocuk idi... carnegie hall'de sahne alabilen kaç türk var?... bir şarkısın sen programında tanınan şebnem keskin de bugün 16 yaşında olmalı tahminimce... karsu dönmez elinden tutulan bir büyük yetenek... peki şebnem? şebnem ise devletin kendisini korumak adına programı yasakladığı bir yetenek... hollanda için karsu çok fazla önemli... hollanda halkı için de... peki şebnem?...

karsu dönmez hakkında 2 paragraf yazayım dedim ama yine sinirlerim alt üst oldu:)... ben aslında karsu dönmezin babasını yazmak istemiştim ama şebnem keskinden çıktık...

ekleme/aralık 2018...

bu paylaşımı 8 sene önce yapmışım, karsu dönmez dışında her şeyden bahsetmişim:))... şimdi okuyunca çok tuhaf geldi... sekiz yıl boyunca bu paylaşımı okuyanlar kim bilir bana neler demişlerdir neler:)... durumu şöyle özetleyeyim; şimdi ben bile tuhaf karşıladım ama 2010 yılında gerçekten bilgiye ulaşmak oldukça zordu... hakkında sadece yukarıda yazdıklarımı bulabilmişimdir büyük ihtimalle... yani özetle; karsu dönmez adında bir kızımız var hollandada, babası biriktirdiği otomobil parasını kızına piyano almak için harcamış, karsu hollandanın norah jones'u olarak ün yapmış ve carnegie hall'de konserler vermiş... o zamanlar ulaşabildiğim bilgi bu kadarmış demek:)... yukarıdaki orijinal haline dokunmadım, hem güldüm, hem nostaljik oldu benim için... sağa sola laf etmişim sadece:)...

 

karsu dönmez, ricciotti senfoni orkestrası ile birlikte türkiyede...

şu anda uçağa binmişler, geliyorlar... 20-26 Ağustos 2012 tarihlerinde Ankara, Kırşehir, Hacıbektaş, Avanos, Nevşehir, Göreme, Niğde, Bor, Antakya ve Tarsus yollarında olacaklar... tabii bu şehirlerde birden fazla mekanda konserler verecekler ve ben yetkili yada sorumlu olmadığım için bu programı detaylı veremiyorum... hata olabilir, mekanlar değişebilir vs vs vs... kesin bildiğim şey, bu tarihlerde bu şehirlerde olacaklar...

o illerde yaşayanlar resmi kanallardan programın detaylarına ulaşıp, konserleri izleyebilirler düşüncesiyle yazdım yukarıdaki paragrafı... asıl amacım, ricciotti hakkında kısaca bilgi vermek...

ricciotti müzik grubu, hollandada konservatuarda öğrenim gören genç müzisyenlerden oluşan bir sokak senfoni orkestrası... konser mekanları, deyim yerindeyse kafalarına esen her yer... çok hareketliler ve çok kısa sürede, bir kaç dakikada hazırlanıp, düzene girip, konserler veriyorlar... seyyar senfoni orkestrası demek daha doğru... aklınıza gelebilecek yada gelemeyecek her hangi bir yerde önce uzaktan müziği duyarsınız, ne var acaba orada diye yaklaşırsınız ve bir bakarsınız koskoca senfoni orkestrası sizin için bir şeyler çalıyor... anladığım kadarıyla aynen böyle oluyor... anladığım kadarıyla diyorum çünkü ricciotti yi izleme şerefine henüz nail olamadım... konser programında izmirin olmaması bu anlamda kötü oldu tabii...

konser programında izmir yok... istanbul da yok... ankara var sadece ama o da belki!... turnenin ankaradan başlıyor olması sebebiyle ankara da gözüküyor ama bu 3 ilin turnede yer almaması da gayet normal çünkü ricciottinin hedefi zaten "senfonik müziği, normal koşullarda pek dinlenme fırsatı olmayan yerlere götürmek"... ricciotti hakkında verilebilecek en önemli bilgi bu bence ve vermiş bulunuyorum...

yine "anladığım kadarıyla" ricciottinin konserleri çok içten, samimi ve izleyenlerle iç içe gerçekleşiyor... bu konu benim açımdan çok büyük önem taşıyor... senfonik müziğin geniş halk kitlesi için çok fazla itici olduğu bilinen bir gerçek... aslında "müzik müziktir" ve her türlü müzik herkes tarafından rahatlıkla dinlenebilir ve sevilebilir... bu isterse en ağır caz parçası olsun, isterse en ağır klasik eser olsun... aklın yolu birdir, her müzik herkes tarafından çok sevilerek dinlenebilir ama ne yazık ki, sadece ülkemizde değil, tüm dünyada her nedense  senfonik müzik seçkinlerin yada belli bir tabakanın dinlediği müzik durumuna gelmiştir... "ayrı bir dünyanın" müziğidir bu müzik!...

ricciotti yürürken de çalıyor

ricciotti seyirci ile iç içe

karsu dönmez ve ricciotti tüm fotoğraflar karsu dönmez in facebook sayfasından alınmıştır

ricciotti'nin yapmaya çalıştığı olayın güzelliği apaçık ortada... senfonik müziğin gitmediği yerlere bu müziği götürüyorlar, o katı ve elit zümrenin sert bakışlarına maruz bırakmadan, çoluk çocuk, genç yaşlı, artık orada o anda kim varsa, onlara bu müziği dinletiyorlar hem de çok samimi ve içten bir ortamda... alın gazozunuzu, çekirdeğinizi, çoluk çocuk gidin bu konserlere hatta gazozunuzu ploppp diye rahatça açıp, lıkır kılır içerek dinleyin ricciottiyi... umarım böyle olabiliyordur:)...

türkiye ile hollanda'nın tam 400 yıl önce başlayan diplomatik İlişkilerini kutlamak amacıyla 11 ve 26 Ağustos tarihleri arasında iki hafta gibi kısa bir sürede Hollanda ve Türkiye'de her yerde ve herkes için verecekleri altmış konseri Türk ve Hollanda halklarına armağan ediyor...



Yorumlar

  1. Karsu Dönmez benim kuzenim.Onunla ve başardığı işlerle gurur duyuyoruz.Her zaman destekçiniz Karsu'cum..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkür ederim, gerek sanatçı kişiliği ile, gerekse başarıları ile hepimiz için gurur kaynağı...

      Sil
  2. GÖKÇE YILDIRIM17 Nisan 2016 14:31

    Karsuyu çok sevityorum ben süper sesi var ve harika söylüyor. Çok da güzel. Bence türkiyede çok daha fazla zaman geçirmeli. Hollandada değil, burada bizim aramızda bize çok daha yararlı olur.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

dünya piyanistler günü

gülsin onay daha önce hiç duymamıştım, az önce denk geliş karşıma çıktı... 6 aralık günü dünya piyanistler günüymüş... 2011 yılından beri... hikayesi de ilginç... usta piyanistimiz gülsin onay , 2011 yılında, 6 aralık günü "herkesin bir günü var, piyanistlerin neden özel bir günü yok" demiş ve 6 aralık gününü dünya piyanistler günü olarak ilan etmiş... biraz inceleyince, "şaka yollu ortaya attığım fikrimin marmarisli gazeteci ata sevgi tarafından haber yapılması üzerine bu denli ciddiye alınıp, benimseneceğini ve hatırlanacağını bilmiyordum doğrusu" dediğini de okudum... şaka yollu da olsa, ortaya atılan bu görüş benimsenmiş ve dünyaya da duyurulmuş anladığım kadarıyla ama dünyaca da benimsenmiş mi acaba diye biraz kurcalayınca, karşıma bu sefer de 8 kasım çıktı world pianist day olarak... bir de sayfa açmışlar... şöyle bir şey ... neden 8 kasım olduğunu anlamadım, daha doğrusu anlamak için uğraşmadım ama 8 kasımda farklı ülkelerden kutlayanları filan pay

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır...  keyboardlar & piyanolar  başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz... benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da