Ana içeriğe atla

yaylılar için adagio ve agnus dei

agnus dei - zurbarán
adagio'lar her zaman güzeldir... tabii güzel olmayanı da mutlaka vardır ama bir eser ünlü ve sevilen bir eser ise; genelde en sevilen bölümleridir adagio bölümleri... rodrigo'nun gitar konçertosu, rachmaninoff'un 2 numaralı piyano konçertosu yada mozart'ın piyano konçertosu gibi akıllarda yer eden eserlerde en akılda kalıcı bölümler adagio bölümleridir... en önemlisini unuttum yahu... daha doğrusu en tanınmışını... albinoni'nin adagiosu -gerçi o da albinoni'nin denemez, remo giazotto'dan da bahsetmek lazım-... mahler senfoni no 3 ve saint saens no 9 (5 miydi?... valla ben bunları akılda tutabilen biri değilim, belki hepsi de yanlıştır), shostakovich vb isimlerin de eserlerinde adagio bölümleri dikkat çekici ancak samuel barber'in yaylılar için adagio'su apayrı bir muhteşemlik...

sadece kendi fikrimi yazıyorum (niye böyle cümleler kuruyorum ben! başkasının fikrini nasıl yazayım zaten!); samuel barber'in bu muhteşemliğini tanıdığım ilk andan beri diğerlerini bi kenara attım sanki... ne albinoni kaldı ne de rodrigo... ne biçim cümleler kuruyorum ben böyle! hepsini de daha sonra düzeltmek zorunda kaldım... albinoni, rodrigo, şu bu, hepsi ayrı güzel, ayrı anlamlı...

ama samuel barber'in yaylılar için adagio'su bir başka:))... dayatmalı blog burası, şimdi hatırladım:)... adagio ise konu; budur... 20. yüzyılın en iyi bestesi deniyor genelde ama bence dünya tarihinin en iyi bestesi:))... öyle valla... iddialı olunca, kabul görüyor her şey:)...

çoğunlukla çok bölümlü eserlerin 2. bölümleridir adagio bölümleri ve yaylılar için adagio da samuel barber'in string quartet op. 11 eserinin 2. bölümüdür... aşağıda ben eserin tamamını paylaşıyorum, 2. bölüm olan adagio 8:30 dan sonra başlıyor... tamamını dinleyin tabii ama konu orası...



neşeli insanın bile iflahını kesip, yere yığacak kapasitede bir eser... çok gülen birine dinletin, siner kalır... bedenin enerjisini tükettiği kesin ama içsel enerjiyi kesinlikle tavana yükseltiyor... içsel enerji ne yahu!... frekansınızı, tireşiminizi, farkındalığınızı, ruhaniliğinizi vs... nerden gelip, nereye gittiğinizi filan sorgulatır... ben neyim, yaşam amacım ne filan gibi:)... gerçekten öyle... bazı eserler insana sorular sordurtan, cevaplar aratan yapıdadır... bir eserin müzikal yada sanatsal anlamda güzelliği yada olağanüstülüğü değil burada bahsettiğim... mesela bence bu anlatmak istediğime en güzel örnekler; erkan oğur'un fuad, satie'nin gnossienne 1'i yada peter gabriel'in the last temptation of christ'i olabilir... bu sefer gerçekten kendi fikrimi yazıyorum, bu çok değişebilir, ben de ilk aklıma gelenleri yazdım, daha çok örneği var bunun... yada hadi şimdi aklıma gelen birini daha yazayım; karaindrou'nun da adagio'su böyledir...

kimine derin bir hüzün yada üzüntü veren bu eser, bence tam bir meditasyon müziğidir... meditasyonla filan hiç alakam yok ama olanlar bence bu eseri denesinler... hüzünlendirdiği de gerçektir çünkü einstein, roosevelt, kennedy, grace kelly gibi bir çok ünlünün cenazesi de bu eserle uğurlanmıştır... kendi cenazesinde bu eserin çalınmasını ise kendisi istememiştir... bana üzücü'den çok rahatlatıcı etki yapıyor... değişir bu kişiden kişiye...

samuel barber'in yaylılar için adagiosu, 2012 temmuzunda aramızadan ayrılan efsane jon lord için 2014 yılında düzenlenen anma konserinde de deep purple tarafından when a blind men cries parçasının girişi olarak kullanılmıştır ki, jon lord da bu adagioyu kendisi bu parçanın girişi olarak çok kullanmıştır konserlerde... when a blind men cries da başlı başına insanı yere seren bir parçadır zaten... bir araya geldiklerinde manyak bir durum oluyor...



eminim bir çok filmde bu eser kullanılmıştır ancak en bilinenleri; bernard pomerance'ın fil adam filmi ve çok daha ünlü olan oliver stone filmi platoon...

1981 yılında ölen samuel barber, 1910 yılında dünyaya gelmiş ve dokuz yaşından önce bestelerinin olduğu biliniyor... piyano için bestelediği ilk eserin bile adı üzüntü!... ailesi futbolcu olmasını çok istiyormuş ama o çocukluktan kafasına koymuş büyük bir besteci olmayı ve olmuş da... 9 yaşındayken annesine yazdığı bir mektup bile var... "anne ben futbolcu değil, besteci olacağım, özür dilerim" gibisinden... çocuğa karışmayacaksın arkadaş, bırak, istediğini olsun... sanki senin hayatını yaşasın diye getirdin dünyaya...

hayatı boyunca bir çok esere imza atmış olan samuel barber'in opera ve bale eserleri yanında, senfonileri ve piyano müzikleri de çok dikkat çekici olmakla birlikte; yaylılar için yazdığı bu adagio ve the school of scandal uvertürü en çok tanınan iki eseri...

farklı bir yorum da paylaşayım... daha doğrusu, johan van der linden düzenlemesiyle, amstel quartet'den gelsin...


yaylılar için adagio'yu, barber 26 yaşındayken bestelemiş ve kendi deyimiyle insanları sersemletmek için bestelemiş... string quartet olarak bestelenen bu eser daha sonra orkestraya uyarlanmış ve bir bakıma bu eser, kendisini tüm dünyaya tanıtmıştır... eserin bu kadar ünlenmesi sonrasında, zaten koro için eserler de yazan samuel barber, yaylılar için adagio'yu koral olarak da düzenlemiştir ki bence çok daha etkili olmuştur bu düzenleme... o da agnus dei...

hz isa için tanrı kuzusu yada tanrı'nın kuzusu anlamında kullanılan bir ifadedir agnus dei ve çarmıha gerilmesiyle, dünyayı günahtan kurtardığına inanılır...insanlığın affı için kendini kurban etmiştir... agnus dei sanatta bir çok defalar kullanılmış bir semboldür ama kuzuyu olabilecek en sade ve gerçekçi olarak resmeden de zurbarán'dır... bu sebeple bu paylaşımda onun bu eserini de paylaşmak istedim en tepede foto olarak... hristiyan inancına göre insanlar günahkar olarak doğmaktadırlar ve allah insanların günahını affetmek için, isa'yı çarmıha gererek kurban etmiştir...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada