Ana içeriğe atla

fuad

erkan oğur & djivan gasparyan
fuad... erkan oğur & djivan gasparyan ın olağanüstü albümleri fuad ın, 5. parçası oluyor bu fuad... albüme adını veren parça özetle... bu parçayı deneme amaçlı olarak, müzik zevkleri ve kültürleri çok farklı olan kişilere bir fırsatını bulup dinlettim ve dinleyen herkes, istisnasız herkes, hatta pek de beğenmeyenler bile, bu parça çalarken başlarını öne eğip, gözlerini olabildiğince yere diktiler!... bu ifade, yada davranış diyelim, aslında içten bir beğeniyi gösteriyor... beğeniden çok etkilenme demek daha doğru... üst üste onlarca kez dinleyebildiğim tek parça bu fuad... abartmıyorum, onlarca kez... hemen aşağıda paylaşayım, okuyan varsa eğer, bir yandan da dinlesin... deneyin, durmadan 30 kere dinleyebileceğinizden eminim... beğenmeseniz de rahatsız etmeyecektir...



beğenmeseniz de rahatsız etmeyecektir çünkü fuad, çok sade... çok basit... dilimizde özellikle basit kelimesi neredeyse küfür olarak kabul edilir ama değildir aslında... "sadelik en üst gelişmişlik seviyesidir" gibi bir sözü vardı leonardo da vinci nin... orijinali şöyledir: "simplicity is the ultimate sophistication"... yani "akıl almaz derecede karmaşık bir şeyi, çok sade ve basit bir şekilde aktarabilen kişiye usta denir" şeklinde de ifade edebiliriz aynı şeyi... "fuad" ın müziğini yapacağım diyerek yola çıkan kişi, eğer erkan oğur ise; bu kadar basit ve sade bir şekilde yapabilir bunu ki yapmış da zaten...

fuad karmaşık mı? evet... öyleymiş daha doğrusu... üstelik çok fazla karmaşık...

ben öğrenmek için yazan biri olduğum için, mişli geçmiş kullanıyorum çoğu zaman... öyle imiş... merak ediyorsanız, inceleyin... fuad ı, anlamını bilerek dinlediğinizde ne demek istediğimi anlayacaksınız...

basitliğe ve sadeliğe ulaşmak; oldukça karmaşık, dolambaçlı ve zor bir yoldur... olağanüstü yetenekli bir müzisyensinizdir, dünyanın en karmaşık senfonisini bestelersiniz; güzeldir... olağanüstü yetenekli bir müzisyensinizdir ve üstüne üstlük biraz da bilgeliğiniz vardır, basit bir parça bestelersiniz; daha güzeldir... puzzle mesela, tamamlandığında basittir!... kutusunu açtığınızda ise çok karmaşık ve zordur... erkan oğur gibi ustalar size o puzzle ı yaparlar ve verirler... bakarsınız, çok basittir...

bu arada hemen belirteyim, fuad adlı parça yapı olarak basit sadece... parça aslında bestelemesi, yorumlaması, çalması ve dinlemesi kolay ve basit olmayan bir eser...

genelde karmaşık olarak sunulan eserler daha fazla tutulurlar... göz boyayıcıdırlar biraz... "anlaşılmaz ol, prim yap, taktir gör" mantığı hakim mesela ülkemizde... bir film ne kadar anlaşılmazsa o kadar tutulur! anlamsız denebilecek derecede karmaşık şarkı sözleri ve şiirler var... ama diğer yandan nazım hikmet in sade ve basit, hikaye tadında şiirleri var... okurken ne kadar da kolay gelir insana o nazım hikmet şiirlerini yazmak!?... sanki bir oturuşta yazar geçersiniz memleketimden insan manzaralarını...

konu saptı yine... "fuad" çok ağır bir kavram... fuadın kelime anlamı yanıp tutuşmakmış... maddenin yüksek sıcaklık ve hararette dönüşümü anlamına da geliyormuş... dilimizdeki kullanımı daha çok kalb ve gönül şeklindeymiş... kalp değil, kalb... farklı duyguların kalbde yanıp tutuşmalara sebep olması sebebiyle, kalbe kısaca fuad denmiştir... kalbin ortası, içi anlamındadır... fuad kalbin içinde ve tam olarak ortasındadır... tasavvufta ve aşkta anlam kazanan kalb, yürekte hissedilen oluyor... kalp ise kanı pompalayan...

fuad kavramının; sorumlu tutulan, doğrulayan ve yalanlayan, gönlün meyletmesi, gönüldeki yakıcı ateş, halden hale dönüşen gibi yakın ancak farklı nitelikleri ile tüm kutsal kitaplarda yer aldığı belirtilmekte... ahlaki boyutu tamamen aynı olan bütün kutsal kitaplar, insanları ahlaklı olmaya sevk etmek için gönül gözünün açıklığına vurgu yapmışlar...

ben dindar biri değilim ama gönül gözü denen şeye çok fazla inanıyorum... daha doğrusu fuad a... fuad o kadar geniş kapsamlı bir kavram ki!... mesela gözleriyle paraya bakan birisi için o para her şeydir ama o paraya gönül gözüyle bakan birisi için en fazla ihtiyaçları karşılama aracı olabilir... çok olması gerekmez... herkeste eşit miktarda olmalıdır... ben çok para kazanınca, birileri aç kalmamalıdır... hatta para hiç olmamalıdır... 3 kişi para kazanacak diye 30 milyon kişi sürünmemelidir... özetle; gönül gözü ile bakan ve gören kişi komünisttir...
kalb öncesi zamanlar vardı... sonra mucize gerçekleşti, kalbin oluşum süreci tamamlandı. emir geldi ve kalb atmaya başladı... o ilk darbe anı ve hareketin başladığı hayat noktası "fuad" ile sarsılır cisim... gücü vardır, sesi vardır. ritmi vardır... kalb, hayata hevesle tüm gerçekliği ile başlar... hızlanmalar, yavaşlamalar, heyecanlar, korkular, aşklar, mutluluklar, keskin şoklar, gider bozuklukları, yetmezlikler, hastalıklar, durma ve yeniden başlamalar... derken cisme gelen sinyal ve durma anı... "fuad". en küçük sonsuzluktan, en büyük sonsuzluğa, yokluktan varlığa kainatı başlatır, "fuad"... orada artık ne son ne de ilk olmak tariflenemez. mutlak varlık yegane gerçektir... kalb öncesi, kalb anı, kalb sonrası sorularını kendime sormaktayım... kalbin kırıldığı an vardır ki, o hayat noktasında "fuad" 'dan kırılır. kalbin en mutlu olduğu an "fuad" dır... "fuad" ile görür, duyar, dokunur, tadar, koklar, sever, gariplikleri sezer, hissederz... ve "fuad" ile düşünürüz. yeteneklerimiz ve hatta hiç bir zaman keşfedemeyeceklerimiz "fuad"...
mantık kalbimizde şekillenir ve nasibimiz ölçüsünde acımasız ya da sevgi dolu olabilir.
bu müzikler, insan ve insan dışında bilinene, bilinmeyen ve hiç bir zaman bilinemeyecek olan ya da ileride keşfedilecek canlı, cansız her nesnenin özündeki eksiklikleri tamamlamada karşılıksız hizmetkar olan "fuad" özlemi ile insanlık hayaline armağandır.
böyle demiş albüm kapağıda erkan oğur... fuad; kalpteki hayat noktası, ilk atış ile son vuruş arasında geçen süre... iki kalbin birlikte atması, birlikte izlemesi evreni... tasavvufta kalb bu... çok önemli iki dünya müzisyeninin bir araya gelip, bu albümü yapmaları gibi...
Muhakkak ki tüm insanların birer ruhu vardı, ama birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi. Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu… Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya, -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk. O zaman tüm tereddütler, hicaplar bir tarafa bırakılıyor, ruhlar birbiriyle kucaklaşmak için, her şeyi çiğneyerek, birbirine koşuyordu...
nedense fuad bana sabahattin ali nin yukarıdaki satırlarını hatırlattı...

sadece müzisyen olmayan erkan oğur, aynı zamanda bir bilge... en sade ve basit hali ile notalara dönüştürdüğü "fuad" ı yukarıdaki cümleleri ile çok iyi anlatmış... fuad aslında her şey... fuad ile görür, dokunur, düşünür ve hissederiz... kalp kanı beyne pompalar sadece... beyin vücudun ihtiyaçlarını karşılamaya kilitlenmiştir... mantık egoisttir, egoist olmak zorundadır... mantık aslında vücuda "sen yaşa, gerisi geberse de olur" emri vermek zorundadır... mantığın görevi budur...

göz yılanı görür, kalp kan pompalar, beyin emreder, yılanı öldürürsünüz... fuad yılanı gördüğünde ise; mantığı yerle bir edebilir... edemeyebilir de... fuadınızın ne kadar güçlü olduğuna bağlı... fuad asla yılanı öldürmez, yılanı korur... yılan asla sizi yok etmez... yılan aslında dünyayı korur... mantık için yılan çok büyük tehlikedir, fuad için ise yılan dünyayı yaşatandır...

kalp kan pompalar, mide acıkır, çok yer, doymaz, her şeyi yer, yedikçe acıkır... tüm dünya aç kalsa da mide yer çünkü mantık emreder... fuad ise kimseyi aç bırakmaz... dinlerin tamamı başkaları açken doymamayı emreder... kapitalizm ise, dünya aç da olsa tıka basa yemeyi emreder...

kalp kan pompalar, ego şişer... ego başkalarına yaşam hakkı tanımaz... ego çok büyüktür... fuad ise küçük kalmayı tercih eder ve başkalarının yaşadığından daha fazla yaşamamayı emreder...

fuad aşktır... tasavvufta da, gerçek hayatta da aşktır... tasavvufta fuad tanrı ile aynı ritme gelebilmektir... tüm amaç, tanrı aşkı yaşayarak yanmak ve tanrıya ulaşmak, tüm evreni tanrı ile aynı gözle görebilmektir... insani aşkta da eğer fuad güçlü ise, aşık olunan ile aynı ritme ulaşmaktır amaç... dünyaya aynı pencereden bakmak, aynı şeye gülmek, aynı şeye ağlamak, en mutlu anı da, en mutsuz anı da birlikte yaşamaktır... fuadda aşık olunan ne hissediyorsa, o hissedilir... o ritm yakalanır... ego yoktur...

"illa birini seveceksen, dışını değil içini seveceksin... gördüğünü herkes sever, ama sen göremediklerini seveceksin... sözde değil, özde istiyorsan şayet; tene değil, cana değeceksin..." demiş mevlana... fuaddır bu...

tibete giderseniz, fuad kalb değildir... iki gözün tam ortasındadır... tibette meditasyon yolu ile bu üçüncü göz açılmaya çalışılır... açılır mı açılmaz mı bilmiyorum, bakmayın bir sürü şey yazdığıma, beni aşar bu konular aslında ama bu üçüncü göz ile fuad aynı şey oluyorlarmış... görünmeyeni, bilinmeyeni görmeye yarıyor bu üçüncü göz... fuad da öyle...

bir müzik bloğu için bu kadar açıklama yeter... hatta fazla bile... erkan oğur yukarıdaki alıntının sonunda açıklamış, fuad albümü, sadece fuad parçası değil, erkan oğur un insanlık hayaline bir hizmeti... tasavvufi yönünü, bilgeliğini ve insanlığını kullanarak bu hizmeti yapmış... yapabileceği de en fazla bu zaten... fuad budur, fuadınızı güçlendirin, kullanın, dünyaya gözlerinizle değil, biraz da fuadınızla bakın diyor...

fuad albümündeki tüm parçalar çok iyi... volor molor, yardan gelen haberi anlatıyor... yemen, bilindiği gibi harika... siresi yarisdaranda, sevdiğini elinden alıyorlar... yes pucur yaris pucur da ise, ben nasılsam yar da öyle, yar nasılsa ben de öyleyim... mayrig ise ana... perde kalktı parçasında ise, fuad yani 3. göz açılıyor... lorik ise küçük kuş, belki de simurg... ve tabii fuad...

fuad ı ben yıllardır uyku öncesi dinliyordum... zaten o sınıfta idi... ama yanlış dinliyormuşum!... djivan gasparyanın müziği olarak dinliyormuşum!... çünkü benim dinlediğim parça gasparyana ait olan your strong mind idi!... benim aldığım sitede yanlış yazılmış anlayacağınız ve gasparyanın your strong mind adlı bir parçası var, o da güzel bir parça, bulup dinleyin derim... ben yıllardır o şekilde hayranlıkla dinliyordum yine ama gasparyan diye dinliyordum... derken üçüncü gözüm açıldı ve fuad bana o parçanın erkan oğur a ait olduğunu söyledi... artık aynı parçayı aynı beğeniyle, erkan oğurun fuadı olarak dinlemeye devam ediyorum...

fuad sadece erkan oğur değil... aynı zamanda gasparyan ve derya türkan... parçanın en dokunaklı yerleri bence derya türkan tarafından klasik kemençeyle çalınmış... insanı alıp götüren, fuadı yaşatan en önemli bölümler... fuad bir bütün, zaten bütün olduğu için fuad... bu güzel bütünlük içinde zaten duduğu, kemençeyi, perdesiz gitarı ve erkan oğur un sesini diğerlerinden kesinlikle ayıramıyorsunuz...

Yorumlar

  1. Ben bu fuad parçasını eskiden beri bilirdim ve çok severdim. Şimdi öğrendim Erkan Oğurun olduğunu! İnanmadım hatta ve araştırdım gerçekten onunmuş. İnsanı ağlatan çok derin bir müzik gerçekten. Derin bir aşk, çok farklı yani evrene aşık olmak gibi bir şey ifade ediyor benim için:)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Ayın Çok Okunanları

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

son yıllarda eserleri ile adını sıkça duymaya başladığımız aslıhan keçebaşoğlu ile ilgili olarak öncelikle ufak bir hatırlatmada bulunmam gerekiyor, sonra bu kısmı silip atacağım okuluna başladığında... 

hem sibelius akademisine finlandiya dışından başvuran 25 aday içinden ön eleme ile seçilen 7 kişiden biri olmayı hem de o 7 kişi içinden sıyrılıp, okula kabul edilen 2 kişiden biri olmayı başardı aslıhan keçebaşoğlu... özetle bu önemli okulda yüksek lisans yapacak ancak 7 temmuz tarihine kadar acil olarak 2500 euro desteğe ihtiyacı var... sonrasında da oturma izni ve yaşamsal giderleri için de önemli bir desteğe ihtiyacı olacak doğal olarak... ilgilenenler için adresini vereyim hemen... 

aslihankecebasoglu yazacaksınız... sonrası bildiğin…

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

deniz neva ertürk

"gelecekte caza geçebilir" yada "bakarsınız, progresif müzik yapar" vb gibi bir takım kehanetlerde bulunamayacağım bir paylaşım olacak gibi görünüyor genç piyanist deniz neva ertürk hakkındaki bu paylaşım... sürekli takip edenler anlamıştır ne demek istediğimi ama ilk defa okuyan anlamayabilir; ben özellikle prog ve caz hastası olduğum için, burada gençlerin kafalarını çelip, klasik müzikten biraz saptırmaya çalışan bir tipim ama deniz neva ertürk'ü dinlerken, kendisine bu tip lafların pek işlemeyeceğini anlamış bulunuyorum... gelecek ne getirir tabii bilinmez, bakarsınız yeni bir ayşedeniz doğar ama deniz neva nedense bana tam bir klasik piyanist izlenimi verdi... yani klasik eserlere harfiyen bağlı, bilinen orijinal halleri ne ise bire bir çalma azmi içinde bir konser piyanisti sezdim... anlatamadım değil mi?... farkındayım:)... ama anlatmadan bırakmam merak etmeyin...

adına inatla klasik denen bu muhteşem müzik, diğer müzik türlerinin de anası olduğu için, …

damla ece'den "su"...

genç piyanist damla ece karataş hakkında daha önce paylaşım yapmamıştım ama bir çok defalar başarılarından bahsetmiştim... geçen sene tifliste gerçekleştirilen wolfgang amadeus mozart uluslararası piyano yarışmasında ikinci olmuştu ve bu yarışmada aldığı derece sebebiyle katılmaya hak kazandığı almanya'da düzenlenen musical fireworks in baden-württemberg yarışmasında da birinci olmuştu...

genç müzisyenlerden son haberler

hakkında hiç paylaşım yapmamış olmakla birlikte, sürekli takip ettiğim bir yetenek damla ece karataş... yukarıdaki başarıları sonrasında, çev sanat seçmelerine girdi ve başarılı bulunarak çev sanat bursiyeri oldu geçtiğimiz haziran ayında...

ben sadece takip edebildiğim kadarıyla, önemli çalışmalarından bahsediyorum... yine geçtiğimiz haziran ayında, 18-22 haziran 2018 tarihlerinde düzenlenen uluslararası bilkent piyano festivali'nde piyano ve müzik dünyasının çok önemli isimleri ile genç yetenekler bir araya gelmişlerdi ve damla ece de katılımcı olarak kabul …

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

piyanist sena erünsal'dan başarı haberleri

mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi devlet konservatuvarı 8. sınıf öğrencisi olan sena erünsal; 4-9 haziran tarihlerinde, italya milano'da düzenlenen piano talents 2019 yarışmasında ikincilik ödülünü kazandı... 6-21 yaş arası genç yeteneklerin katıldığı ve 9 yıldır düzenlenen yarışma, casa verdi büyük salonda gerçekleştirildi...

bu haberi paylaşırken denk geliş karşıma çıktı, hemen o bilgiyi de buraya ekleyeyim... piyanist sena erünsal, mayıs ayında da uluslararası salzburg grand prize virtuoso yarışmasında da ikinciliği kazanmış... bu güzel haberi duymamıştım... internet üzerinden yapılan bir yarışma ve çok önemli çünkü bu yarışmada derece alan müzisyenler konser verme hakkı da kazanıyorlar... önümüzdeki sezon wiener saal salzburg'da konsere çıkacak sena erünsal...

mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi devlet konservatuvarı'nda, ünlü piyanistimiz iris şentürker ile çalışmalarını sürdüren sena'yı, öğretmenini ve tabii ki ailesini kutluyorum...

sena erünsal oldukç…

duru aydın'dan bir sezonda 9 konser

hakkında en çok paylaşım yaptığım isimlerden biri piyanist duru aydın... önceki paylaşımları mutlaka okuyun... aşağıdaki paylaşımlar, direk kendisiyle ilgili olanlar ve bir çok farklı paylaşımda da duru'dan bahsettim sürekli... işin gerçeği, ben kendisini tanıdığım günden beri neredeyse her ay bir şekilde hakkında güzel haberler aldım desem yeridir... belki daha sık... şimdi fark ettim ki, ilk paylaşımın üzerinden sadece 1 yıl geçmiş neredeyse! ve ben bu kadar kısa süre içinde o kadar çok başarısından bahsetmişim ki! kendim de inanamadım!...

duru aydınduru aydın'dan güzel haberlerduru aydın'dan meriç soylu'ya

kendisini tanımam ve dikkatimi çekmesi yarışmalar sayesinde oldu ama bu paylaşımda en az bahsedeceğim konu, yarışma... ben yarışmaları sevmem, bilen bilir... benim kişisel sabit fikrime göre; müzisyen konser verir... albüm de yapar tabii dilerse ama müzisyen aslında konser verir arkadaş... duru aydın da bu sezon bol bol konser verdi ve ben bir noktaya kadar bahsett…

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

ayça yasa

tam sevdiğim tarzda bir genç müzisyeni yazmaya başladım... şimdilik genç piyano sanatçısı ayça yasa olarak tanıtayım kendisini, ileride herkes bir çok farklı çalışmaya imza atan bir ayçayı tanıyacak muhtemelen... olaya biraz gizem katınca daha çok okunuyor bu yazılar:)... genelde sonlarda yazdığım muhteşem kehanetlerimi bu sefer en başta yazıyorum... gülmeyin, şimdiye kadarki kehanetlerimin bir çoğu tuttu, geri kalanı da tutmak üzere:)... herhalde "dediklerini yapalım da, şu garibi sevindirelim" diyorlar sağ olsunlar:)...

yahu ne kehaneti, baba vanga mıyım ben:)... bir gencin 2 videosunu izleyin, gelecekte neler yapacağı apaçık anlaşılıyor... çok başarılı olacakları zaten kesin, o başarının üzerine neler koyabilecekleri, klasik çizgide kalıp kalmayacakları, o çizginin dışına çıkacaklarsa eğer, hangi yöne doğru yol alacakları, neler yapacakları gerçekten anlaşılıyor... 2 videoya ek olarak, biraz da çabalayıp; röportajlarına, yazdıklarına, çizdiklerine, söylediklerine ve sosy…

adil kerem ünal

bir felaket piyanist daha hızla sahnelerde boy göstermeye başladı... hemşehrim adil kerem ünal... hemşehrim olunca yada olmayınca ne değişiyor? onu da anlamış değilim ama olsun... 1 yılı aşkın bir süredir takip ediyorum kendisini, kısa sürede çizginin oldukça üstünde olduğunu gösterdi bizlere... öğretmeni maestro ibrahim yazıcı ile çalışma videolarını izliyordum bir süredir, zaten belli idi üstün gayreti ve hedeflediği başarı; en son olten filarmoni ile izledim, resmen sol şeridi boşaltın, ben geliyorum diyor... bu sayfada daha önce bahsettiğim piyanist abi ve ablalarının kulvarından gidiyor adil kerem ünal da...

9 yaşında bu aralar adil kerem ünal ve her şey kendisine alınan bir oyuncak org ile başlamış... bir başka rivayete göre ise; babaannesinin evindeki orgmuş her şeyin sebebi... çok da önemli değil ama ben babaanneyi merak ettim şimdi çok:))... yani her babaannenin evinde org bulunmaz da o yüzden... babaanneler genelde sütlaç, muhallebi yaparlardı eskiden... neyse artık... herh…