Ana içeriğe atla

ayça yasa

piyanist
ayça yasa
tam sevdiğim tarzda bir genç müzisyeni yazmaya başladım... şimdilik genç piyano sanatçısı ayça yasa olarak tanıtayım kendisini, ileride herkes bir çok farklı çalışmaya imza atan bir ayçayı tanıyacak muhtemelen... olaya biraz gizem katınca daha çok okunuyor bu yazılar:)... genelde sonlarda yazdığım muhteşem kehanetlerimi bu sefer en başta yazıyorum... gülmeyin, şimdiye kadarki kehanetlerimin bir çoğu tuttu, geri kalanı da tutmak üzere:)... herhalde "dediklerini yapalım da, şu garibi sevindirelim" diyorlar sağ olsunlar:)...

yahu ne kehaneti, baba vanga mıyım ben:)... bir gencin 2 videosunu izleyin, gelecekte neler yapacağı apaçık anlaşılıyor... çok başarılı olacakları zaten kesin, o başarının üzerine neler koyabilecekleri, klasik çizgide kalıp kalmayacakları, o çizginin dışına çıkacaklarsa eğer, hangi yöne doğru yol alacakları, neler yapacakları gerçekten anlaşılıyor... 2 videoya ek olarak, biraz da çabalayıp; röportajlarına, yazdıklarına, çizdiklerine, söylediklerine ve sosyal medya paylaşımlarına baktınız mı, neredeyse kardeşiniz gibi tanıyabiliyorsunuz... çok da zor değil aslında...

bu aralar 20 yaşında ayça yasa... benal tanrısever müzik okulunda sandra saul ile piyanoya adım atmış 11 yaşındayken... şimdi de pınar ceylan yılmaz ile devam ediyor çalışmalarına... özellikle son yıllarda iyice alışmıştık 4-6 yaşlarında enstrüman eğitimine başlanmasına, o yüzden tuhaf gelebilir ama sonuçta öğretmenlerinin yaklaşımı, ailesinin desteği ve özellikle kendi gayretleriyle o açığı fazlasıyla kapamış zaten ayça... piyanoyla tanıştıktan 5 ay sonra enka okullarında sahneye çıkıp konser vermiş... 1 sene içinde de viyana'daki bösendorfer piyano fabrikasında ilk uluslararası konser deneyimini yaşamış... 2013 yılında; moskova üstün yetenekliler müzik okulu'nda vasiliy yermakov ile ve ingiltere juilliard school'da benal tanrısever ile masterclass çalışmalarına katılmış... sadece 1 sene içinde, bu çok önemli ustalık sınıflarına kabul edilebilmek, öyle kolay değil, onu iyice bir vurgulayıp, bir videosunu paylaşayım... elegie hastası olduğum için, rachmaninoff'a torpil geçiyorum... op.3 no.1 miş, o kısmını anlamıyorum ben...



piyanoya geç başladığı için, hiç konservatuvar eğitimi alma fırsatı olmamış ayça yasa'nın... 11 yaşından itibaren özel müzik kursu eğitimi ile devam etmiş ayça kendi çabalarıyla... bazen yeterli gelmemiş ve yoğun dersler almış... lise bitene kadar, bu şekilde geliştirmiş kendisini... lise sonrasını da az sonra yazarım:)... heyecanlı olsun biraz...

bu blogta genç yetenekleri paylaşmaya başladığım ilk yıllarda, yani kabaca 10 sene kadar önce, yaşı küçük olduğu için konservatuvara kabul edilmeyen gençleri yazıp, sağa sola laf ediyordum çünkü o zamanlar konservatuvarların bakış açıları öyle idi... büyük ihtimalle mecburen öyle idi çünkü kolay da değil 4 yaşındaki çocuğa eğitim vermek ve o değişimi kısa sürede gerçekleştirmek... apayrı bir pedagojik uzmanlık gerektiriyor tahminimce... şimdi de "kardeşim sen geç kalmışsın, 5 sene önce gelecektin" deniyor anladığım kadarıyla... öncelikle şunu belirteyim; müzik eğitimimiz açısından bakıldığında, bu çok ama çok önemli bir gelişme çünkü ülkemizde bu derece olumlu yönde değişim gösteren başka bir alan yok... çocukların küçük yaşta başlamaları gerekiyor müzik eğitimine ve bugün bu konuda diğer ülkelerle aramızdaki farkı kapadık ama bunun bir orta yolunun da bulunması lazım gibi... yani 10 yaşında müziğe başlayacak gence de kapılar kapalı olmamalı... iş tamamen tersine döndü... eskiden de "5 yaşında müziğe başlayacak çocuğa kapılar kapalı olmamalı" yazmışlığım çoktur... eskileri kurcalarsanız, görürsünüz... bu isimlerden biri çağla karaalidir, mutlaka okumanızı öneririm...

ben yine kendi görüşlerimi empoze etmeye devam edeyim... unutmayın, adı bile dayatmalı bu bloğun... bu aralar "konservatuvarlı" ve "konservatuvarsız" tartışmaları yapılıyor... o kadar sıkıcı, gereksiz ve tehlikeli ki bu tartışma ve bilgiden yoksun fikir beyanları!... konservatuvara gidenin de, gitmeyenin de kafasını karıştırıyorlar sürekli... buraya uzun uzun yazmıştım bu konuyu ama ayça'ya saygısızlık olacağı için sildim... özetle şu kadarını yazayım; konservatuvarlı yada konservatuvar eğitimsiz o kadar çok başarılı genç sanatçı örneği var ki sadece bu blogta bile, bence her genç kendine en doğru yolu buluyor ve aynı çizgiye bir şekilde ulaşıyor... ayça yasa da çok başarılı ve geleceği çok parlak bir müzisyen ve çok da güzel bir örnek bu konuda...

gitara çok geç başlayan, hiç bir eğitimi olmadan, gitar tarihine adını bir ekol olarak yazdırtmayı başaran, gitar alanındaki en önemli kilometre taşlarından biri olan mark knopfler'ı hatırlatıp; bir video daha paylaşayım hemen... beethoven'ın 2 numaralı sonatı... tüm bölümler...



bence önemli olmamakla birlikte, konservatuar geçmişinin olmaması ve bir yandan da lise derslerinin ağır olması sebebiyle, doğal olarak sıkıntılar yaşamış ayça... kolay değil tabii, o açığı kendiniz kapatmak durumunda kalıyorsunuz... kapatmış zaten kendisi... tabii kendisine sormak lazım kolay mı zor mu:)... ben yazıp geçiyorum, kolay oluyor:)... lise sonrasında, iki yılını, lisans eğitimini konservatuvarda almak için kendini geliştirme yolunda değerlendirmiş ve londradaki trinity laban müzik ve dans konservatuarı'ndan kabul almış... bu yıl eylül ayından itibaren o okulda devam edecek lisans eğitimine... yani tüm çabalarının meyvesini nihayet almış ve artık bir konservatuvarlı o da... kutlarım kendisini kat ettiği bu yoldan dolayı çünkü gerekli olan tüm teorik açığı kendisi kapatmış!... helal olsun... tabii sanat dostu ailesini ve öğretmenlerini de kesinlikle kutlamak gerekir... bir tek alt kat komşularını ve etiler sarı konaklar site yönetimini kutlayamayacağım çünkü piyano sesini gürültü olarak kabul etmişler...

yukarıda sadece 2013 yılına kadar yaptığı çalışmaları yazıp bırakmışım... utandım şimdi bu kadar laf edip de yaptığı çalışmalardan hiç bahsetmemiş olduğum için... bereket, yazdığı kadar konuşmayan biriyim... 2014 yılında borusan sanat'ta konser vermiş ayça yasa... aynı yıl, pınar ceylan yılmaz ile çalışmaya başlamış ve ingiliz kraliyet müzik okulları birleşik kurulu (ABRSM)'nin 8 aşamalı sınavlarını yüksek başarı ile geçerek, DipABRSM'ye girme hakkı kazanmış... enka lisesinde okurken, international baccalaurate'ten de mezun olmuş ve müzik yüksek seviye modülünden dersler almış... okuyanlara da örnek olması için, bağlantıları da paylaşıyorum ki, eğitim aşamasında değerlendirilebilecek seçenekler hakkında bilgi alabilsinler...

2016 ve 2017 yaz aylarında; ingenium academy winchester college'da simon callaghan, hiro takenouchi ve richard sisson ile ustalık sınıflarına katılmış, 2018 yılı yazında ise; salzburg mozarteum üniversitesi’nin yaz akademisine kabul edilmiş ve andreas fröhlich ile çalışmış...

ayça yasa, aynı zamanda oldukça iyi bir vokalist... londradaki college of music sınavlarında da başarılı olarak müzikal tiyatro sertifikaları da almış, bunun yanında; cambride school of visual and performing arts’da da şan ve piyano çalışmış... 2017 yılında, harbiye açık hava sahnesinde sertab erener ile de sahne almış... tek başıma adlı şarkıyı birlikte seslendirmişler ve o şarkının klibinde de yer almış... londradaki royal holloway üniversitesinde burslu olarak lisans eğitimine başlamış ancak yukarıda da değindiğim gibi, eylül ayından itibaren, trinity'de devam edecek eğitimine...

eylül 2018 ile şubat 2019 arasında lozan konservatuarı’ndan prof. jean françois antoniolli ve prof. pascal godart ile de çalışan ayça yasa; gülsin onay, metin ülkü ve ibrahim yazıcı gibi isimlerin de ustalık sınıflarına katılmış... 2019 yaz aylarını da oldukça iyi bir şekilde değerlendirecek ayça ve temmuz ayında ispanya madrid'de edna golandsky ile, ağustos ayında ise gümüşlük akademide gülsin onay ile çalışmalar yapacak...

ayça yasa
londra royal college of music’de, judith kleinman ile de alexander tekniği çalışmalarına devam ediyormuş... bu teknik, zaman içinde farkına varılmadan edinilen hatalı vücut hareketlerinin engellenmesine ve düzeltilmesine dayalı bir teknik ve bir çok rahatsızlığın önlenmesi ve tedavisi açısından çok önemli... örneğin duruş hataları gibi, özellikle müzisyenler için ciddi sorunlara sebep olabilecek sorunların düzeltilmesi bu teknikle mümkün olabiliyor... avustralyalı aktör frederick matthias alexander tarafından geliştirilmiş olan bu teknik, ülkemizde yaygın olarak pek bilinmiyor ancak dünyadaki bir çok konservatuvarda öğretiliyormuş...

yaz yaz bitmeyen bir çok eğitim çalışmasına katılmış ayça... şimdi yazmazsam çatlarım:), yahu arkadaş, şimdi ayça yasa konservatuvar eğitimi almamış mı oluyor:)... 9 sene önce konservatuvarlı olsaydı, ben şimdi kısaca okulunu, öğretmenlerini yazıp geçecektim ama bilmem kaç paragraf yazı yazdırttı ayça bana:)... ve ben bu yazıyı yazmaya başladığımda konservatuvarda okumamış olduğunu da bilmiyordum... videolarını izledim ve mutlaka paylaşmalıyım dedim... iyi ki de demişim çünkü çok farklı ve güzel bir örnek çıktı karşıma... müziğe gönül vermiş, ayça gibi enstrümanına aşık bir çok genç için belki de motivasyon olur onun adım adım izlediği yol...

ayça yasa, hayal dünyasında yaşayan bir genç yetenek gibi geldi bana... "bırak saçma sapan hayalleri de, test çöz" diyen bir toplum için, yazdığım bu cümle tuhaf kaçıyor ama dünyaya en çok faydası dokunan insanlar ya hayalperesttirler yada tembel:)... hayal dünyasında yaşamak, ülkemizde çok kötü algılanır... tembel olmadığından eminim çünkü hiç konservatuvar eğitimi almadan, sadece yetenekle bu aşamaya gelebilmek, tembellik yaparak pek mümkün görünmüyor... aksine aşırı bir çalışma ve gayret gerekiyor... ayça yasa'nın hayali yada hayallerinden biri; iyi bir konser piyanisti olmak... hedef gibi görünüyor ama bu bence bir hayaldir... hayallerine ulaşmak için, adım adım bütün hedeflerini gerçekleştiriyor... aldığı orta okul ve lise eğitimine paralel olarak, bu hayalini gerçekleştirmek için, eğitim açığını adım adım kapatmayı başardı ve en sonunda trinity laban konservatuvarında üniversite lisans eğitimi almaya hak kazandı... tahminimce konservatuvarda okumak da hayali idi, yani o ortamı da yaşamak...

çok yönlü ve aynı anda bir çok işe girişecek bir yapıya sahip... "yapamam"cı değil, "olacak"çı... benim hiperaktif müzisyen dediğim türden... fotoğrafa da çok meraklı ve oldukça iyi bir fotoğrafçı... hem vokal hem de piyanoda önü çok açık... piyanoyu bırakması mümkün değil ama üzerine farklı çalışmalar koyması mümkün... ben caza yönelebileceğini düşünüyorum... müzikallere de... daha bir çok şey mümkün... besteler de bekliyorum, dans ve oyunculuk da... hepsini yapmasın, yazması zor oluyor...

bu paylaşımda, ağırlıklı olarak eğitim çalışmalarından, ustalık sınıflarından bahsettim ama ayça hakkında ileride yapacağım paylaşımlarda, daha çok konserlerinden ve yapacağı farklı çalışmalarından bahsedeceğimi düşünüyorum... ayça yasanın sadece tek bir büyük hayalinin olması mümkün değil, diğerlerini öğreneceğiz artık ilerleyen yıllarda...



ekleme/29 mayıs 2019

bu paylaşımın üstünden henüz 1 ay geçti ama çok güzel bir başarı haberi geldi ayça yasa'dan... hatta toplamda 3 haber geldi!... fazlası da gelecek...

yahu daha paylaşımı yaparken yeni başarı haberleri geliyor artık!... önce bu eklemeyi yapmama asıl sebep olanı yazayım... isveçte düzenlenen ve tüm dünyaya açık bir müzik yarışması olan the north international music competition'da, kendi yaş kategorisinde üçüncü olmayı başardı piyanist ayça yasa...

ilk defa böyle bir yarışma sonucu gördüm ve çok hoşuma gitti... şu yukarıda görünen piyano dalındaki sonuç fotoğrafını da o sebeple koydum... yukarılarda bir isim daha göze çarpıyor, o da deniz neva ertürk... birazdan o paylaşıma da aynı cümleleri ekleyeceğim... yarışmada bilmem kaç tane ikinci, üçüncü vs yok... hatta bazı kategorilerde her derece de yok... mesela 6. kategoride tek kişi derece almış... ikinci!... 5. kategoride ise 2 adet birinci!... diğer enstrümanlarda da durum böyle... jüri ciddi, objektif, acıma filan yok, ne ise o...

bu cümleleri yazarken, bugün bir başka başarı haberi daha geldi ayça yasa'dan... imka music yarışmasının hem piyano, hem de vokal kategorisinde ikinci oldu aynı zamanda... her iki yarışma için de ayrı ayrı 3 kere kutlarım kendisini... ne olur ne olmaz, 3-5 gün bekleyip, öyle paylaşayım çünkü her an başka dereceler gelebilir kendisinden...

north yarışmasındaki performansına ulaşamadım henüz ama imka performansını paylaşayım ve şimdilik bitireyim...

Bach Prelude Fugue BWV 875

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada