Ana içeriğe atla

ayça yasa

piyanist
ayça yasa
tam sevdiğim tarzda bir genç müzisyeni yazmaya başladım... şimdilik genç piyano sanatçısı ayça yasa olarak tanıtayım kendisini, ileride herkes bir çok farklı çalışmaya imza atan bir ayçayı tanıyacak muhtemelen... olaya biraz gizem katınca daha çok okunuyor bu yazılar:)... genelde sonlarda yazdığım muhteşem kehanetlerimi bu sefer en başta yazıyorum... gülmeyin, şimdiye kadarki kehanetlerimin bir çoğu tuttu, geri kalanı da tutmak üzere:)... herhalde "dediklerini yapalım da, şu garibi sevindirelim" diyorlar sağ olsunlar:)...

yahu ne kehaneti, baba vanga mıyım ben:)... bir gencin 2 videosunu izleyin, gelecekte neler yapacağı apaçık anlaşılıyor... çok başarılı olacakları zaten kesin, o başarının üzerine neler koyabilecekleri, klasik çizgide kalıp kalmayacakları, o çizginin dışına çıkacaklarsa eğer, hangi yöne doğru yol alacakları, neler yapacakları gerçekten anlaşılıyor... 2 videoya ek olarak, biraz da çabalayıp; röportajlarına, yazdıklarına, çizdiklerine, söylediklerine ve sosyal medya paylaşımlarına baktınız mı, neredeyse kardeşiniz gibi tanıyabiliyorsunuz... çok da zor değil aslında...

bu aralar 20 yaşında ayça yasa... benal tanrısever müzik okulunda sandra saul ile piyanoya adım atmış 11 yaşındayken... şimdi de pınar ceylan yılmaz ile devam ediyor çalışmalarına... özellikle son yıllarda iyice alışmıştık 4-6 yaşlarında enstrüman eğitimine başlanmasına, o yüzden tuhaf gelebilir ama sonuçta öğretmenlerinin yaklaşımı, ailesinin desteği ve özellikle kendi gayretleriyle o açığı fazlasıyla kapamış zaten ayça... piyanoyla tanıştıktan 5 ay sonra enka okullarında sahneye çıkıp konser vermiş... 1 sene içinde de viyana'daki bösendorfer piyano fabrikasında ilk uluslararası konser deneyimini yaşamış... 2013 yılında; moskova üstün yetenekliler müzik okulu'nda vasiliy yermakov ile ve ingiltere juilliard school'da benal tanrısever ile masterclass çalışmalarına katılmış... sadece 1 sene içinde, bu çok önemli ustalık sınıflarına kabul edilebilmek, öyle kolay değil, onu iyice bir vurgulayıp, bir videosunu paylaşayım... elegie hastası olduğum için, rachmaninoff'a torpil geçiyorum... op.3 no.1 miş, o kısmını anlamıyorum ben...



piyanoya geç başladığı için, hiç konservatuvar eğitimi alma fırsatı olmamış ayça yasa'nın... 11 yaşından itibaren özel müzik kursu eğitimi ile devam etmiş ayça kendi çabalarıyla... bazen yeterli gelmemiş ve yoğun dersler almış... lise bitene kadar, bu şekilde geliştirmiş kendisini... lise sonrasını da az sonra yazarım:)... heyecanlı olsun biraz...

bu blogta genç yetenekleri paylaşmaya başladığım ilk yıllarda, yani kabaca 10 sene kadar önce, yaşı küçük olduğu için konservatuvara kabul edilmeyen gençleri yazıp, sağa sola laf ediyordum çünkü o zamanlar konservatuvarların bakış açıları öyle idi... büyük ihtimalle mecburen öyle idi çünkü kolay da değil 4 yaşındaki çocuğa eğitim vermek ve o değişimi kısa sürede gerçekleştirmek... apayrı bir pedagojik uzmanlık gerektiriyor tahminimce... şimdi de "kardeşim sen geç kalmışsın, 5 sene önce gelecektin" deniyor anladığım kadarıyla... öncelikle şunu belirteyim; müzik eğitimimiz açısından bakıldığında, bu çok ama çok önemli bir gelişme çünkü ülkemizde bu derece olumlu yönde değişim gösteren başka bir alan yok... çocukların küçük yaşta başlamaları gerekiyor müzik eğitimine ve bugün bu konuda diğer ülkelerle aramızdaki farkı kapadık ama bunun bir orta yolunun da bulunması lazım gibi... yani 10 yaşında müziğe başlayacak gence de kapılar kapalı olmamalı... iş tamamen tersine döndü... eskiden de "5 yaşında müziğe başlayacak çocuğa kapılar kapalı olmamalı" yazmışlığım çoktur... eskileri kurcalarsanız, görürsünüz... bu isimlerden biri çağla karaalidir, mutlaka okumanızı öneririm...

ben yine kendi görüşlerimi empoze etmeye devam edeyim... unutmayın, adı bile dayatmalı bu bloğun... bu aralar "konservatuvarlı" ve "konservatuvarsız" tartışmaları yapılıyor... o kadar sıkıcı, gereksiz ve tehlikeli ki bu tartışma ve bilgiden yoksun fikir beyanları!... konservatuvara gidenin de, gitmeyenin de kafasını karıştırıyorlar sürekli... buraya uzun uzun yazmıştım bu konuyu ama ayça'ya saygısızlık olacağı için sildim... özetle şu kadarını yazayım; konservatuvarlı yada konservatuvar eğitimsiz o kadar çok başarılı genç sanatçı örneği var ki sadece bu blogta bile, bence her genç kendine en doğru yolu buluyor ve aynı çizgiye bir şekilde ulaşıyor... ayça yasa da çok başarılı ve geleceği çok parlak bir müzisyen ve çok da güzel bir örnek bu konuda...

gitara çok geç başlayan, hiç bir eğitimi olmadan, gitar tarihine adını bir ekol olarak yazdırtmayı başaran, gitar alanındaki en önemli kilometre taşlarından biri olan mark knopfler'ı hatırlatıp; bir video daha paylaşayım hemen... beethoven'ın 2 numaralı sonatı... tüm bölümler...



bence önemli olmamakla birlikte, konservatuar geçmişinin olmaması ve bir yandan da lise derslerinin ağır olması sebebiyle, doğal olarak sıkıntılar yaşamış ayça... kolay değil tabii, o açığı kendiniz kapatmak durumunda kalıyorsunuz... kapatmış zaten kendisi... tabii kendisine sormak lazım kolay mı zor mu:)... ben yazıp geçiyorum, kolay oluyor:)... lise sonrasında, iki yılını, lisans eğitimini konservatuvarda almak için kendini geliştirme yolunda değerlendirmiş ve londradaki trinity laban müzik ve dans konservatuarı'ndan kabul almış... bu yıl eylül ayından itibaren o okulda devam edecek lisans eğitimine... yani tüm çabalarının meyvesini nihayet almış ve artık bir konservatuvarlı o da... kutlarım kendisini kat ettiği bu yoldan dolayı çünkü gerekli olan tüm teorik açığı kendisi kapatmış!... helal olsun... tabii sanat dostu ailesini ve öğretmenlerini de kesinlikle kutlamak gerekir... bir tek alt kat komşularını ve etiler sarı konaklar site yönetimini kutlayamayacağım çünkü piyano sesini gürültü olarak kabul etmişler...

yukarıda sadece 2013 yılına kadar yaptığı çalışmaları yazıp bırakmışım... utandım şimdi bu kadar laf edip de yaptığı çalışmalardan hiç bahsetmemiş olduğum için... bereket, yazdığı kadar konuşmayan biriyim... 2014 yılında borusan sanat'ta konser vermiş ayça yasa... aynı yıl, pınar ceylan yılmaz ile çalışmaya başlamış ve ingiliz kraliyet müzik okulları birleşik kurulu (ABRSM)'nin 8 aşamalı sınavlarını yüksek başarı ile geçerek, DipABRSM'ye girme hakkı kazanmış... enka lisesinde okurken, international baccalaurate'ten de mezun olmuş ve müzik yüksek seviye modülünden dersler almış... okuyanlara da örnek olması için, bağlantıları da paylaşıyorum ki, eğitim aşamasında değerlendirilebilecek seçenekler hakkında bilgi alabilsinler...

2016 ve 2017 yaz aylarında; ingenium academy winchester college'da simon callaghan, hiro takenouchi ve richard sisson ile ustalık sınıflarına katılmış, 2018 yılı yazında ise; salzburg mozarteum üniversitesi’nin yaz akademisine kabul edilmiş ve andreas fröhlich ile çalışmış...

ayça yasa, aynı zamanda oldukça iyi bir vokalist... londradaki college of music sınavlarında da başarılı olarak müzikal tiyatro sertifikaları da almış, bunun yanında; cambride school of visual and performing arts’da da şan ve piyano çalışmış... 2017 yılında, harbiye açık hava sahnesinde sertab erener ile de sahne almış... tek başıma adlı şarkıyı birlikte seslendirmişler ve o şarkının klibinde de yer almış... londradaki royal holloway üniversitesinde burslu olarak lisans eğitimine başlamış ancak yukarıda da değindiğim gibi, eylül ayından itibaren, trinity'de devam edecek eğitimine...

eylül 2018 ile şubat 2019 arasında lozan konservatuarı’ndan prof. jean françois antoniolli ve prof. pascal godart ile de çalışan ayça yasa; gülsin onay, metin ülkü ve ibrahim yazıcı gibi isimlerin de ustalık sınıflarına katılmış... 2019 yaz aylarını da oldukça iyi bir şekilde değerlendirecek ayça ve temmuz ayında ispanya madrid'de edna golandsky ile, ağustos ayında ise gümüşlük akademide gülsin onay ile çalışmalar yapacak...

ayça yasa
londra royal college of music’de, judith kleinman ile de alexander tekniği çalışmalarına devam ediyormuş... bu teknik, zaman içinde farkına varılmadan edinilen hatalı vücut hareketlerinin engellenmesine ve düzeltilmesine dayalı bir teknik ve bir çok rahatsızlığın önlenmesi ve tedavisi açısından çok önemli... örneğin duruş hataları gibi, özellikle müzisyenler için ciddi sorunlara sebep olabilecek sorunların düzeltilmesi bu teknikle mümkün olabiliyor... avustralyalı aktör frederick matthias alexander tarafından geliştirilmiş olan bu teknik, ülkemizde yaygın olarak pek bilinmiyor ancak dünyadaki bir çok konservatuvarda öğretiliyormuş...

yaz yaz bitmeyen bir çok eğitim çalışmasına katılmış ayça... şimdi yazmazsam çatlarım:), yahu arkadaş, şimdi ayça yasa konservatuvar eğitimi almamış mı oluyor:)... 9 sene önce konservatuvarlı olsaydı, ben şimdi kısaca okulunu, öğretmenlerini yazıp geçecektim ama bilmem kaç paragraf yazı yazdırttı ayça bana:)... ve ben bu yazıyı yazmaya başladığımda konservatuvarda okumamış olduğunu da bilmiyordum... videolarını izledim ve mutlaka paylaşmalıyım dedim... iyi ki de demişim çünkü çok farklı ve güzel bir örnek çıktı karşıma... müziğe gönül vermiş, ayça gibi enstrümanına aşık bir çok genç için belki de motivasyon olur onun adım adım izlediği yol...

ayça yasa, hayal dünyasında yaşayan bir genç yetenek gibi geldi bana... "bırak saçma sapan hayalleri de, test çöz" diyen bir toplum için, yazdığım bu cümle tuhaf kaçıyor ama dünyaya en çok faydası dokunan insanlar ya hayalperesttirler yada tembel:)... hayal dünyasında yaşamak, ülkemizde çok kötü algılanır... tembel olmadığından eminim çünkü hiç konservatuvar eğitimi almadan, sadece yetenekle bu aşamaya gelebilmek, tembellik yaparak pek mümkün görünmüyor... aksine aşırı bir çalışma ve gayret gerekiyor... ayça yasa'nın hayali yada hayallerinden biri; iyi bir konser piyanisti olmak... hedef gibi görünüyor ama bu bence bir hayaldir... hayallerine ulaşmak için, adım adım bütün hedeflerini gerçekleştiriyor... aldığı orta okul ve lise eğitimine paralel olarak, bu hayalini gerçekleştirmek için, eğitim açığını adım adım kapatmayı başardı ve en sonunda trinity laban konservatuvarında üniversite lisans eğitimi almaya hak kazandı... tahminimce konservatuvarda okumak da hayali idi, yani o ortamı da yaşamak...

çok yönlü ve aynı anda bir çok işe girişecek bir yapıya sahip... "yapamam"cı değil, "olacak"çı... benim hiperaktif müzisyen dediğim türden... fotoğrafa da çok meraklı ve oldukça iyi bir fotoğrafçı... hem vokal hem de piyanoda önü çok açık... piyanoyu bırakması mümkün değil ama üzerine farklı çalışmalar koyması mümkün... ben caza yönelebileceğini düşünüyorum... müzikallere de... daha bir çok şey mümkün... besteler de bekliyorum, dans ve oyunculuk da... hepsini yapmasın, yazması zor oluyor...

bu paylaşımda, ağırlıklı olarak eğitim çalışmalarından, ustalık sınıflarından bahsettim ama ayça hakkında ileride yapacağım paylaşımlarda, daha çok konserlerinden ve yapacağı farklı çalışmalarından bahsedeceğimi düşünüyorum... ayça yasanın sadece tek bir büyük hayalinin olması mümkün değil, diğerlerini öğreneceğiz artık ilerleyen yıllarda...



ekleme/29 mayıs 2019

bu paylaşımın üstünden henüz 1 ay geçti ama çok güzel bir başarı haberi geldi ayça yasa'dan... hatta toplamda 3 haber geldi!... fazlası da gelecek...

yahu daha paylaşımı yaparken yeni başarı haberleri geliyor artık!... önce bu eklemeyi yapmama asıl sebep olanı yazayım... isveçte düzenlenen ve tüm dünyaya açık bir müzik yarışması olan the north international music competition'da, kendi yaş kategorisinde üçüncü olmayı başardı piyanist ayça yasa...

ilk defa böyle bir yarışma sonucu gördüm ve çok hoşuma gitti... şu yukarıda görünen piyano dalındaki sonuç fotoğrafını da o sebeple koydum... yukarılarda bir isim daha göze çarpıyor, o da deniz neva ertürk... birazdan o paylaşıma da aynı cümleleri ekleyeceğim... yarışmada bilmem kaç tane ikinci, üçüncü vs yok... hatta bazı kategorilerde her derece de yok... mesela 6. kategoride tek kişi derece almış... ikinci!... 5. kategoride ise 2 adet birinci!... diğer enstrümanlarda da durum böyle... jüri ciddi, objektif, acıma filan yok, ne ise o...

bu cümleleri yazarken, bugün bir başka başarı haberi daha geldi ayça yasa'dan... imka music yarışmasının hem piyano, hem de vokal kategorisinde ikinci oldu aynı zamanda... her iki yarışma için de ayrı ayrı 3 kere kutlarım kendisini... ne olur ne olmaz, 3-5 gün bekleyip, öyle paylaşayım çünkü her an başka dereceler gelebilir kendisinden...

north yarışmasındaki performansına ulaşamadım henüz ama imka performansını paylaşayım ve şimdilik bitireyim...

Bach Prelude Fugue BWV 875

Yorumlar

Ayın Çok Okunanları

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka...

içinde gürültü eksik olmayan bir evde dünyaya gelmiş cem esen de... yani anne de baba da müzisyen... komşuların sevmediği türden evler sanatçı evleri... "vayyy sen müziğe n…

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

son yıllarda eserleri ile adını sıkça duymaya başladığımız aslıhan keçebaşoğlu ile ilgili olarak öncelikle ufak bir hatırlatmada bulunmam gerekiyor, sonra bu kısmı silip atacağım okuluna başladığında... 

hem sibelius akademisine finlandiya dışından başvuran 25 aday içinden ön eleme ile seçilen 7 kişiden biri olmayı hem de o 7 kişi içinden sıyrılıp, okula kabul edilen 2 kişiden biri olmayı başardı aslıhan keçebaşoğlu... özetle bu önemli okulda yüksek lisans yapacak ancak 7 temmuz tarihine kadar acil olarak 2500 euro desteğe ihtiyacı var... sonrasında da oturma izni ve yaşamsal giderleri için de önemli bir desteğe ihtiyacı olacak doğal olarak... ilgilenenler için adresini vereyim hemen... 

aslihankecebasoglu yazacaksınız... sonrası bildiğin…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

idil ve ela'dan başarı haberi

yine bir gülden gökşen hoca klasiği... iki öğrenci, 2 birincilik... idil atlıer ve ela demirkaya; the muse müzik yarışmasına katılıp, birinci olmuşlardı ama ben ertelemiştim bu paylaşımı çünkü ödül olarak yunanistanda konser vereceklerdi haziran sonunda...

temmuz ayına girdik ya, "konser verilmiş mi? bi bakayım" dedim, verilmiş tabii... ben de paylaşayım artık dedim...

the muse, internet üzerinden video paylaşımına dayalı bir yarışma ve videonuzu yarışmaya göndererek katılım sağlıyorsunuz... değerlendirme sonucunda alınan puanlara göre dereceler veriliyor ve her kategorinin birincilerine konser verme imkanı sağlanıyor... bütün dünyaya açık bir yarışma ve neredeyse tüm enstrümanlara ek olarak vokal yanında, oda orkestrası, geleneksel enstrüman ve amatör kategorileri de mevcut...

ela ve idil, birinci oldukları için konser verme hakkı kazandılar ve 29 haziran günü saat 19:00 da atina'nın en büyük salonu olan megaron konser salonunda sahne aldılar... yapılan yorumlarda, büy…

tarık kaan, ilyun ve mina'dan başarı haberi

şu yukarıda gördüğünüz üç genç piyanistimiz; tarık kaan alkan, mina urgun ve ilyun bürkev, ispanya al hambra'da düzenlenen 9. uluslararası maria herrero piyano yarışmasına gittiler ve güzel derecelerle döndüler...

ilyun bürkev ve tarık kaan alkan, kendi kategorilerinde birinci olurlarken, mina urgun da kategorisinde üçüncü olmayı başardı... her üç genç yeteneğimiz de mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi'nde öğrenimlerine devam ediyorlar... mina urgun ise henüz yarı zamanlı olarak piyano eğitimi alıyor olmasına rağmen bu büyük başarıyı elde etti... her üç genç piyanistimizi, öğrenim gördükleri yüz aklarımızdan biri olan okullarını, öğretmenlerini ve ailelerini ayrı ayrı kutluyorum... mina'yı ise apayrı ve özel olarak kutluyorum...

üç gencimizi de maalesef daha önce paylaşma fırsatı bulamamıştım... tarık kaan alkan'ı önceki başarılarından dolayı tanıyorum ve bu sayfada defalarca hakkında güzel haberler verdim... bir paylaşımı buradan okuyabilirsiniz... kısaca da olsa…

can çakmur

çok dikkat çeken, çok başarılı bir genç piyanist can çakmur... hakkında bir şeyler yazmak için hep ileri bir zamana ertelediğim isimlerden biri kendisi ama fırsat buldukça ertelediğim bu gençleri de yazmaya çalışıyorum... can çakmur, bir çok genç yeteneğimize oranla daha fazla tanınma fırsatı yakalamış olan bir isim... tabii bu tanınırlığın sebebi, elde ettiği büyük başarılar sonuçta ve dolayısıyla medyada daha fazla yer aldı... türkiyede ilgili medyanın bile ilgisini çekebilmek için bir kaç deveye birkaç hendek atlatmanız gerekiyor... zaten ondan sonra da medyaya ihtiyacınız kalmıyor:)...

can çakmur hakkında detaylı bilgi alabilmeniz için öncelikle resmi sayfasının adresini paylaşayım... çok iyi hazırlanmış güzel bir sayfaya sahip can çakmur... fırsat buldukça araya sıkıştırıyorum, her genç yeteneğimizin mutlaka böyle bir sayfası olmalı diye düşünüyorum... umarım bir çokları gibi sayfasına kilidi vurup da facebook, instagram vb gibi pek işe yaramayan ortamlara geçmez...

www.cancakmur.…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

light in babylon

dinlediğimde hayran kaldığım, uzun süredir paylaşmak istediğim ancak bir türlü beceremediğim bir grup light in babylon... itiraf edeyim, ön plana çıkan 2 konu var light in babylonda, şarkı söyleyen kız ve müziğin rengi... düşündüm bir an "nedir müziğin rengi" diye! tabii yok öyle bir şey ama hadi tarzı diyelim; özetle yaptıkları müzik... kişi olarak ön plana çıkan ise bence vokalist kız, yani adını bin bir zahmetle öğrendiğim michal elia kamal... israilli oluyor kendisi ama iran orijinliymiş... hemen belirteyim, vokal ön plana çıkıyor derken kesinlikle gruptaki diğer müzisyenleri bir kenara atıyor değilim!... çok başarılılar ancak michal elia kamal şarkı söylerken apayrı bir dünyaya gidiyor sanki... sesi çok iyi ve çok severek şarkı söylediği apaçık belli... izlerken kendisinin söylediği parçayı resmen yaşadığını görüyorsunuz...

santur çalan ise türk... metehan çiftçi... michal elia kamal ve julian demarque (fransız, gitarist) gezgin müzisyenler olarak 2009 yılında istanbul…