Ana içeriğe atla

lara melda

lara melda
yıllar önce başladığım ama bitir(e)mediğim bir paylaşım... 16-17 yaşlarında idi lara melda ben bu yazıyı yazmaya başladığımda... eskiden doğum günlerine denk getirmeye çalışırdım yazıları nedense, bu yazının da asıl tarihi 16 aralık 2011 idi... çok az bilgi vardı o zamanlar hakkında... daha doğrusu, yazılıp çizilenler çok sınırlı idi... dolayısıyla, benim paylaşımım da tek bir paragraf olarak kalmış yıllarca... geçen hafta youtube bana videosunu önerdi de bereket, aradan geçen 7 senede ne kadar çok şeyin olup bittiğini farkettim ve o eski paylaşımımı uzatmaya ve güncellemeye karar verdim... bu 7 sene içinde lara melda dünya çapında bir piyanist olmuş... çok sevindim kısa sürede bu derece büyük adımlarla ilerlemiş olmasına... ama diğer yandan da çok üzüldüm çünkü dünyanın bir yerinde gencecik bir müzisyenimiz bu kadar uzun bir yolu kısacık sayılabilecek bir zamanda kat etmiş ama -kendi adıma söyleyeyim- ben kendisini hiç takip etmemişim... her ne kadar sürekli "müziğin milliyeti şusu busu olmaz, olmamalı, müzik ve müzisyen evrenseldir" desek de, pratikte öyle olmuyor işte...

ne olmuştu 2010 yılında da ben lara meldayı apar topar kısacık da olsa paylaşmıştım?... aynı gün bütün gazetelerde haberi çıkmıştı birden bire... bbc genç müzisyenler yarışmasında birinci olmuştu... zaten bizim medyanın ilgilenmesi için birinci olmuş olmanız gerekir... hele hele bu birincilikte bbc gibi bir kurum da varsa, ajanslar geçer haberi hemen ve medyamız aslında neyin ne olduğuna bakmadan haber yapar... kendilerinden de bir şeyler eklemezler... kimdir bu genç piyanist? o noktaya nasıl gelmiştir? ne yer ne içer? zorda mı darda mı?... ne hissediyor? kimse düşünmez, bilmez... bu haber dolandı her yerde, o kadar... ben bir daha hiç bir yerde, hiç bir şekilde adının güzide medyamıza konu olduğunu duymadım, görmedim... türkiyeye geldi, konserler verdi, o bile pek haber olmadı... oldu da, öylesine işte...

16 yaşındaki lara melda 16 aralık 2010 tarihinde, yani doğum gününde bildiğim kadarıyla türkiyedeki ilk resitalini verdi ve schumann, bach, liszt ve ginastera'dan eserler seslendirdi... nerede verdi? derseniz, inanın hatırlamıyorum... sadece bu notu düşmüşüm... sonrasında antalya piyano festivalinde ve boğaziçi üniversitesi albert long hall de sahne aldı... albert long hall'de bir konser daha hatırlıyorum ben ama emin değilim; merve kocabeyler (arp) ve dorukhan doruk (viyolonsel) ile birlikte idi... oda orkestrası konserleri de veriyor kendisi gerek piyano ile, gerekse viyola ile ama tam da hatırlayamadım... 4 haziran 2011 tarihinde de aya irini kilisesinde bir konser verdi borusan filarmoni ile... 5 aralık 2013 tarihinde de zorlu psm de sahneye çıktı ve chopin, debussy, liszt ve poulenc çaldı...bunlar benim bildiklerim, fazlası varsa eğer, ben takip edemedim... ülkemizdeki konserleri çoğunlukla 2010 yılındaki bbc birinciliği sonrasında ve 2-3 yıl içinde gerçekleşti diye biliyorum...



lara melda konusunda hıncal uluç'un hakkını yiyemem... hıncal uluç bahsetti bir kaç kere... hatta "dünya duyacak bu ismi, ben de bu ülkede ondan ilk söz edenlerden biri olmakla gurur duyacağım" demişti, şimdi lara'nın resmi web sayfasına girince karşıma hıncal uluç'a ait o söz çıktı, bana sanki sitemmiş gibi geldi... sitem değildir ama ben öyle hissettim... demek ki lara meldanın o ifadelere ihtiyacı varmış, o sözler ona destek olmuş yada hıncal uluç'un o sahiplenmesi kendisini motive etmiş vs vs vs... yada ülkemizden sadece o ifadeler ve o sahiplenme çıkmış... kendi ülkesinden gelen bu sözler belki de onu çok sevindirmişti... bilmiyorum... bu arada, ben unutmadan lara melda'nın çok beğendiğim resmi web sayfasını paylaşayım... türk bayrğına basınca, hıncal uluç'un sözleri çıkacak kocaman kocaman:)...

https://www.laramelda.co.uk/

16 yaşındaki lara melda, şef vasily petrenko yönetimindeki bbc ulusal orkestrası eşliğinde seslendirdiği saint-saëns'ın 2 numaralı piyano konçertosu ile uluslararası bbc genç müzisyenler yarışmasında birinci oldu... 2010 yılında geliyor bu büyük başarı... haber bu idi... bu olağanüstü başarıyı getiren o harika performans da aşağıda... nasıl bir yetenek, teknik ve motivasyon bu böyle... ben bu performansta lara meldanın kendisini de aştığını düşünüyorum... yaşının bilmem kaç katı yıl sahne tozu yutmuş bir piyano virtüözü var bu performansta...



bu eser teknik anlamda çok zor ve şef vasily petrenkoya göre lara melda çok büyük bir risk almış bu eseri seçerken... risk almazsan, asla büyük adımlar atamazsın... bunu kanıtlamış lara... videonun 23:21 den itibaren izleyeceğiniz alkış ve spikerin söylediklerine dikkat etmenizi isterim... bu riski alıp, bu eseri seçmeseydi, bu finali yaşayamazdı... alkış sonrasındaki röportajı da izlemeyi unutmayın... özetle, bu videonun tamamını defalarca izleyin derim... ve o lara meldanın çocuk ile genç kız arasında bir yerlerde olduğunu da unutmayın:)... çalarken hiç çocukmuş gibi gözükmemesi ve izleyenleri koltuklarına çivilemesi bizi yanıltmamalı...

lara melda ömeroğlu
lara melda, sahnelerde tercih ettiği isim... asıl adı lara melda ömeroğlu... ülkemizde ille de bu ömeroğlu soyadı vurgulanıyor ama kendisi bu şeklini tercih etmiyor... her yere eklemeyin ömeroğlunu... bir türk ailenin londrada doğan kızları oluyor lara... yukarıda da belirttiğim gibi, 16 aralık 1993 doğumlu... ablası melis ömeroğlu ise yukarıdaki videoda seyirciler arasında sık sık gösterilen bayan... kardeşi ile durur duyuyor ve kazanacağından da emin bakıyor sürekli... çünkü lara meldanın zannedersem en büyük destekçisi melis... melis ömeroğlu da çok iyi bir piyanist ve lara nın etkilendiği en önemli isimlerin başında geliyor... bir bakıma lara'yı dünyaya kazandıran isim de diyebiliriz... ben melis ömeroğlunun da piyanist olduğunu ne yazık ki yeni öğrendim... ilk fırsatımda kendisini de keşfetmem lazım...

6 yaşında başlamış piyanoya ve viyolaya lara melda... her ikisi ile de konserler vermiş... ilk piyano derslerini emily jeffrey'den almış... francis holland school'da eğitimine başlamış, 2008-2011 yılları arasında the purcell school for young musicians (purcell genç müzisyenler okulu) da eğitim almış... daha sonra royal college of music'de devam etmiş eğitimine... bu okulda sadece cumartesi günleri, teori, piyano, viyola dersleri alıyor ve oda müziği, orkestra çalışmaları yapıyormuş ancak kazandığı yarışmalarla dikkatleri üzerine çekmiş ve bir yandan da purcell schoolda burslu olarak eğitim almaya başlamış... 2011 yılında purcell'den mezun olup, royal collage of music senior da burslu olarak eğitimine devam etmiş... 2010 yılında bbc genç müzisyenler yarışmasına katılıp, finalist olan piyanistlerin içinde, evinde konser piyanosu olmayan tek yarışmacıymış lara... purcell school kendisine prova yapması için konser piyanosu tedarik etmiş...

eğitimi esnasında kazandığı burslar çok dikkat çekici lara melda'nın... the friends of purcell school bursu kazandı... chopin society tarafından düzenlenen konserlerinde sergilediği üstün başarısı sebebiyle purcell school, eğitimine wall trust scholar statüsünde devam etmesine karar verdi... wall trust bursu benim bildiğim kadarıyla, olağanüstü yetenekli ve başarılı öğrencilere verilen bir burs... 2012 yılındaysa, kraliçe elizabeth bursunu kazanarak royal college of music'de çalışmalarına başladı ve 2016 yılında birincilikle mezun oldu...

sadece 2 sene önce mezun olan, kariyerinin neredeyse günümüze kadar geçen kısmında öğrenci olan bir genç usta lara melda farkındaysanız ve daha ben başarılarından sadece birini yazabildim... araya bir güzellik daha sıkıştırıp, öyle devam edeyim çünkü öğrenciliği başından sonuna kadar büyük başarılarla dolu... valla hayran kaldığım için yine eski sayılabilecek bir bbc performansı paylaşacağım... rachmaninoff bu sefer... yıl 2012...



öğrenciliği ile birlikte yürüyen kariyeri yukarıda da değindiğim gibi çok önemli kilometre taşlarıyla dolu... son bir yıl içindeki çalışmalarına ulaşamadım ama 2017 yılı ortalarına kadar attığı adımları aşağıya kendi sayfasından bir alıntı ile ekleyeyim, birinci ağızdan olsun...
lara, katıldığı pek çok yarışmadan ödül ve derecelerle döndü. lara, 2004'te; west london pianoforte festival "entsrüman dalında birincilik, 2005'te; francis hollands fanny davies junior prize, 2006'da; ealing music festivals woodward trophy. 2007'de; 'jaques samuels junior intercollegiate piyano yarışması birinciliği. 2008'de: purcell school konçerto yarışması birinciliği. ayrıca 2009'da uluslararası franz liszt piyano yarışması finalisti oldu...
londra'da yaşayan ünlü türk piyanisti lara melda, başarılarıyla londra'da sınır tanımadı, kadir has üniversitesi tarafından 'umut veren genç sanatçı' ödülüne de layık görüldü ve elele-avon kadın ödüller'inde halk ve jüriye tarafından güzel sanatlar bölümünde ‘yılın kadını’ seçildi...
uluslararası alanda da üne kavuşan lara melda, kirill karabits ile birlikte kuzey senfoni, britten sinfonia, bbc konser orkestrası, leeds senfoni, watford filarmoni, maidstone, aylesbury, kuzey sinfonia, royal tunbridge wells ve worthing senfoni orkestrası gibi ingiltere'nin en önemli orkestralarıyla konçerto performansları sergiledi. 2011 yılında grieg piano koncertosunu yorumlamak üzere, istanbul müzik festivali'nin aya irini'de açılışını yapmak üzere ilk turkiye davetini alan lara melda, istanbul resitalleri, antalya piyano festivali, boğaziçi universitesinde vde yurt dışında ise isviçre, gstaad'da 'les sommets musicaux' festivalinde, basarili konserler verdi...
ingiltere’de sıkça kendi atöyle dersleri veren lara melda mozart'ın k466 koncertosunu, nicholas collon yönetimindeki aurora orkestrasıyla kings place londra'da, grant llewellyn yönetimindekide bbc national orchestra of wales ile cardiff'de yorumlayan lara'nın konseri bbc radio 3'den canlı yayınlandı. lara leeds senfoni, watford filarmoni, maidstone, aylesbury, royal tunbridge wells ve worthing senfoni orkestralarıyla birlikte calışmış, londra'da cadogan hall, wigmore hall, purcell room, barbican, st james’ piccadilly, the arts club dover street, westminster cathedral, steinway hall, st. john's smith square ve kings place gibi prestijli salonlarda, londra dısında ise birmingham, suffolk, sydenham, ware, newbury, bungay, maidstone, watford, worthing, tunbridge wells, cardiff, cumbria, cambridge, ealing, shaldon, moor park, bedford, sands, exeter ve leeds gibi sehirlerde başarılı performanslar sergiledi. sadece ingiltere sınırlarında değil, uluslararası başarı ve ün kazanan piyanist gstaad (isviçre), berlin (almanya), hamburg (almanya), mecklenburg-vorpommern (almanya), eygalieres (fransa), paris (fransa), auckland (yeni zelanda), wellington (yeni zelanda), guernsey (kanal adaları) gibi şehirlerde konser turnerleri yapmıştır...
genc müzisyen en son wigmore hall'da ve kings place'de verdiği başarılı resitallerde ayakta alkıslanarak defalarca sahneye çağrıldı...


ailesi ingiltereye yerleştikten 1 sene sonra dünyaya gelmiş lara... anne ve ablasıyla birbirlerine destek olarak yaşamlarını sürdürmüşler... türkiye konserlerine de anne ve ablasıyla gelmişti... annesinin adı da ayşegül idi galiba... ne biçim blogçuyum ben yahu:) yazdığım hiç bir şeyden emin değilim, üstelik gidip bi araştırayım da demiyorum:)... laf aramızda, yazıların buraları da zaten okunmuyor... daha doğrusu yazıların hiç bir yeri artık okunmuyor zaten... okuyan da kalmadı artık... neyse...

yine tam hatırlamıyorum ama:) bir ingiliz gazetesi lara melda için "geleceğin idil biret'i" gibi bir ifade kullanmıştı... bu yorum kendisini çok memnun etmiş ama ben kişisel olarak bu tip ifadeleri seven biri değilim... ne demek geleceğin idil bireti? geleceğin fazıl sayı? 21. yüzyılın mozartı? vs vs vs... yahu o lara melda... bugünün, geçmişin ve geleceğin lara meldası... herkes kendi adıyla yaşar, herkes kendisini yansıtır... lara melda, müzikle, zaman zaman viyola ile, çoğu zaman da piyanoyla yansıtıyor kendisini ve çok da olağanüstü bir motivasyonla yansıtıyor... piyanoyla bütünleşiyor resmen ve çaldığı eseri yaşıyor... eğitiminin en başlarından itibaren üstelik...

tabii ki doğal bir yeteneğe sahip ama ben hiç bir zaman bu yeteneğin gücüne pek de inanmadım... çok fazla çalıştığından kesinlikle eminim... eğer şu anda klasik piyanistten değil de bir rock gitaristinden bahsediyor olsaydım, çok kolaydı... "bu çocuk tuvalete bile gitarla girmiş" deriz biz:)... ama lara melda için bunu yazmam mümkün değil... bu gençler gece gündüz piyanoya, kemana, çelloya, arpa yapışık bir şekilde yaşıyorlar, elleri parmakları, balerin iseler ayakları nasır tutuyor çalışmaktan ve sonra birileri çıkıyor, "zaten yetenekli bu" diyor!... geleceğin idil bireti diyor!... değil arkadaş, geleceğin lara meldası...

6 yaşındayken gittiği bale derslerinde piyanonun sesini duydukça baleye odaklanamayacak kadar aşık piyanoya...iki öğretmenini birbirinden ayıramıyor... emily jeffrey ve ian jones... çok farklı açılardan şekillendirmişler larayı... arcadi volodos, sergei rachmaninov ve martha argerich gibi isimler başta olmak üzere, bir çok piyanistten etkilenmiş çünkü her piyanistin aynı müziği kendince yorumladığına ve kendilerini ifade ettiklerine inanıyor... lara geleceğin martha argerich i olmak istiyor...

2011 yılında yazdığım 1 paragraflık paylaşımı biraz geliştirip güncellemeye çalıştım... bazı bildiklerimi tam da hatırlayamadım, hatırlayamadıklarımı internetten aradım, bulamadım filan derken, şimdilik bu kadar oldu... yukarıda belirttiğim gibi, yada belki de belirtmedim, lara kariyerinin daha çok başında... bu kadar başarıya rağmen öyle... bu hızlıca ilerleyen kariyeri belki onu biraz zorlamıştır ama daha yapacağı çok şey var... kişiliği başarılarla değişmeyen ama sürekli olgunlaşan bie sanatçı lara melda... son bir güzellikle bitireyim artık... yine eski bir kayıtta takılı kaldım... dinliyorum, paylaşayım bunu dediğim hep eski kayıt çıkıyor... kendisine ait bir youtube kanalı olmadığı için böyle belki de...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada