Ana içeriğe atla

semplice quartet

semplice quartet
murat anıl erginol (keman), yaren budak (keman), burak ayrancı (viyolonsel) ve pınar dinçer (viyola); bir araya gelmişler ve semplice quartet olmuşlar... çok da iyi yapmışlar bir araya gelmekle çünkü bu dört kişinin birbirlerini mükemmel bir şekilde tamamladıklarını ve bir arada daha hızlı geliştiklerini düşünüyorum... andante dergisinin, beyoğlu belediyesi işbirliği ile her yıl verdiği donizetti ödüllerinin 2016 yılındaki dağıtımı esnasında tanımıştım ben semplice quarteti... sadece bir kez canlı izleme fırsatım oldu... bu blogta sürekli ve düzenli paylaşım yapamadığım için uzun bir yazılacaklar listesi kenarda duruyor ve ne yalan söyleyeyim, semplice quartetin sırasının gelmesine biraz daha vardı:)... bunun sebebi de miniklere ve gençlere öncelik veriyor olmam tabii yanlış anlaşılmasın... gerçi semplice quartet üyeleri de çok gençler, o da yanlış anlaşılmasın:))... özellikle iki hanımefendinin bulunduğu bir quartet için böyle bir cümle kurmuş olmam da takdire şayan... deli cesareti var bende:)... şaka bir yana, henüz çok genç olmalarına rağmen, kendilerini fazlasıyla kanıtlamış ve önemli bir yol kat etmiş durumdalar...

2016 yılında dağıtılan donizetti klasik müzik ödüllerinden yılın oda müziği topluluğu ödülüne layık görülmüşlerdi... aynı yıl yılın orkestra şefi ödülünün sahibi olan orhun orhon, semplice quartet'in dün (3 mart 2018) gerçekleşen klasik keyifler bünyesindeki erimtan müzesi konseri sonrasında kullandığı ifadeleri okuyunca, bu paylaşıma başladım hemen...

kötü bir dinleyici değilim, semplice quartet'in farkını dinlediğimde anlayabiliyorum sonuçta ama olumlu ve olumsuz iddialı ifadelerden çoğu zaman kaçınırım... öve öve göklere sığıdıramayan yada yerden yere vuran cümleler kullanabilecek yeterlikte biri değilim sonuçta... övgünün bile aşırısı zararlıdır sonuçta... şef orhun orhon şöyle yazmış: "form, armoni, entonasyon, müzikal retorik ve buna bağlı renkler konusunda kendini bu kadar geliştirmiş bir grubu uzun süredir dinlememiştim. post modern dönem yorumcularında artık görülmeyen partisyona sadakat ise gerçekten bu dörtlüyü benzersiz kılıyor."...



ben teknik olarak form, armoni, entonasyon ve retorik kelimelerini aynı cümlede kullanamam ama orhun orhon kullanabilir ve bir orkestra şefinin bu konularda beğenisini kazanmış olmak da önemlidir... ben sempliceyi dinlerken "stüdyo kaydı gibi canlı çalıyorlar, helal olsun" demiştim, bu cümle benim kurabileceğim bir cümle işte:)... pek de iyi bir akustiğe sahip olmayan (yukarıdan uçak, aşağıdan motor geçen) bir salonda bana bu keyfi yaşatabildikleri için "budur!" demiştim... "plak gibi çalıyorlar maaşallah" da benim cümlem:)... entonasyon ve retorik beni fazlasıyla aşar:)...

oda orkestrası
semplice quartet
özetle; benim bile ayırt edebileceğim kadar iyiler:)... neden fark edildiklerini de yine orhun orhondan öğrendim... murat anıl erginol, yaren budak, burak ayrancı ve pınar dinçer; ayda bir viyanaya gidiyorlarmış!... yaklaşık ayda bir lafından benim anladığım, yılda en az 8-10 kere viyanaya gidiyorlar sadece kendilerini geliştirmek adına... bu pek alışık olmadığımız bir şey... genelde benim gördüğüm, sadece müzisyenler için değil, hepimiz için yazıyorum; biz zaten çok iyiyizdir ve gelişmemize de gerek yoktur:)... mesela ben diplomamı aldığım gün gibi duruyorum:)))...

sürekli daha iyi olma adına bugünün şartlarında aslında az bir külfet değil sürekli viyanaya gitmek... yukarıda biraz dalga geçer gibi yazdım ama kendini geliştirmek için atılacak adımlar; ülkemiz klasik müzik sanatçısı için kesinlikle kolay adımlar değil... diğer bir çok ülke sanatçısı için belki de kolaydır, bilmiyorum ama ülkemiz sanatçısı için ben bu fedakarlığın belli bir külfeti olduğunu da düşünüyorum... sanatçı kesimi kolayca bahsedemez, ben onların yerine bahsedeyim... tabii ki müziğe ve sanata aşık bir semplice quartet için sanatta gelişmek aslında onlar için kesinlikle büyük keyif ve mutluluktur, o apayrı bir konu ama bir çok ülkede semplice quartet ile eşdeğer sanatçı ve gruplar çok ciddi anlamda desteklenirler... sanatçının ve bilim çalışanının desteklenmesi kesinlikle şart çünkü bu alanlarda çalışanlar, önemli ölçüde insanlık için çalışırlar... pek ülkesel boyutta bakan biri değilimdir ama sonuçta bu ülkeden çıkan başarılar, aynı zamanda bizim başarılarımız olarak apayrı bir gurur vermiyor mu?... demek ki desteklenmeleri gerekiyor... bu da ülkemizde olmayan bir konu...

45. istanbul müzik festivali kapsamında, aya yorgi kilisesinde klarinetçi and karabacak ile verdikleri konserden bir mozart eseri paylaşayım...



2009 yılında bir araya gelmişler... murat anıl erginol ve yaren budak istanbul üniversitesi devlet konservatuvarından venyamin varşavski sınıfından, burak ayrancı da aynı okuldan sevil gökdağ’ın sınıfından, pınar dinçer ise dokuz eylül konservatuvarından çetin aydar’ın sınıfından mezun olmuşlar... ilk bir araya geliş sebepleri ise süreyya operası fuaye konserlerinin ilkinde çalmakmış... brüksel kraliyet müzik akademisinde verdikleri harika bir konserle ilk defa dikkatleri çekmişler... daha sonra apple hill chamber music center tarafından verilen bursla; amerikada  lenny matcznyski ile, viyanada da johannes meissl ile çalışma ve konserler verme fırsatı bulmuşlar... bunun yanında, istanbul festivalinde verdikleri dikkat çeken konser sonrasında, fransada aix-en-provence festivalinden de teklif almışlar ve konserler vermişler... araştırdıkça bir şeyler çıkıyor haklarında... benim bilmediğim çalışmaları da mutlaka vardır...

çok uyumlu ve en ince detaylara bile önem veren bir grup semplice... bana öyle geldi... yani diyelim ki ayrıntının da ayrıntısı bir konu var, onu çözmeden çalmıyorlar... anlatabildim mi?... şimdi bunu müzikal ifadelerle uzun uzun anlatmak vardı ama yok işte bende o olmuyor:)... emekli olayım, ilk işim müzikoloji vs okumak olacak... yani şöyle anlatayım, bazen en kalbur üstü sanatçılar bile, bazı eserlerin bazı yerlerini sanki sallayıp geçiyorlar gibi geliyor bana... ona da yorum farklılığı deniyor!... ben bile "yahu şurası şöyle olmalıydı ama bu adam dümdüz geçti gitti" diyorum... işte o yok semplice quartet de...

grup üyelerinin her biri farklı önemli orkestralarda da sürekli çalışıyorlar... kendilerine ait çok farklı çalışmaları var ve semplice olarak da çalışmalarını aksatmıyorlar... sosyal sorumluluk projelerinde çalışıyorlar ve özellikle çocuklara klasik müziği sevdirecek çalışmalar yapıyorlar... farklı sanatçılarla da çalışmaları var... quartet olarak da repertuvarları oldukça geniş... ben semplice quartetten gelecekte çok farklı, belki klasiğin de dışına çıkabilecek çalışmalar bekliyorum... bende öyle bir izlenim uyandırdılar... beğenime uyan müzisyenler genelde bana böyle geliyorlar:) yani caz gibi bir şey de bekliyorum ya bakalım artık:)...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada