Ana içeriğe atla

unutulmaz geceler


herkesin unutulmaz geceleri farklıdır mutlaka ama bunlar da bencesi işte... blog benim sonuçta.. napalım, vaktinde tutmuşuz bu köşe başını... bunlar ayrı ayrı paylaşımlardı ama birleştireyim de bir şeye benzesin bari dedim... unutulmaz geceniz yoksa, arıyorsanız, bunları kullanabilirsiniz...

çoktur unutulmaz geceler ama fiyaskoyla sonuçlanmayıp, üstüne üstlük tarihe geçebilmiş olanlar oldukça az... aslında aklıma başka örnekler de geliyor durmadan.. mesela muhteşem üç tenor da dünya çapında ses getiren büyük bir başarıdır.. carreras, pavarotti ve domingo olanı... var var, çok var aslında... eklerim belki.. bu gitar geceleri olsun.. başka da ekleriz...

an evening with john petrucci & jordan rudess

john petrucci & jordan rudess

2 baba bir arada... dream theater'ın kurucularından gitarcı john petrucci ve grubun klavyecisi jordan rudess tarafından new york helen hayes performing arts center'da düzenlenen bir konserdir... konserde birlikte ürettikleri parçaları çaldılar...

bir dream theater turnesinde 2 kafadar 9 adet kompozisyon hazırlarlar... herhangi bir şekilde değerlendirmeyi de düşünmezler... hepsi de yarımdır... düzenlemeleri filan yapılmamıştır... bu halleriyle daha sonra konsere dönüştürdüler ve hiç biri tam olmadığı için parçaları konserde doğaçlama yolu ile tamamladılar... bu yönü ile çok değerli bir konser ve albümdür...

yarı akustik bir konser... piyano ve gitarın bence inanılmaz uyumu var bu konserde... asla uymaz diye düşündüğüm bir karışım idi özellikle elektro gitar ve piyano... ama bu karışımın başarılı olması için demek ki bu 2 virtüözün beraber çalması gerekiyormuş... konseri çok beğenmiş olmama rağmen hala daha bu kadar uyumlu olmasına akıl erdiremiyorum...

1. furia taurina 2. truth 3. fife and drum 4. state of grace 5. hang 11 6. from within (Jordan Rudess) 7. the rena song (John Petrucci) 8. ın the moment 9. black ice 10. bite of the mosquito (studio version)... eserler böyle...

albüm 2000 yılında canlı konser kaydı olarak hazırlanmış, 2004 yılında da piyasaya sürülmüştür... doğal olarak progresive rock ağırlıklıdır ama hafiften caz kokusu da alınmaktadır... doğaçlamalar da boldur...

en dikkat çekici özelliği, piyasa kaygısı duyulmadan kaydedilmiş bir albüm olmasıdır bence... yada tam tersi, dahice bir marketing çalışmasıdır çünkü dream theater hayranlarına ek olarak; jordan hayranları ve petrucci hayranları ayrıdır.. yadi dt dinlemez ama rudess hastasıdır mesela.. ona da hitab eder...

dream theater zaten çıtası çok yüksek bir grup... petrucci ve bu konser esnasında yeni üye olmasına rağmen rudess ise grubu sürükleyen 2 isim... bu albümü buraya almış olmamın asıl sebebi ise albümün büyük bölümünün doğaçlama kokuyor olması... bu kalitede bir canlı kayıt doğaçlama albümü anca bu ikili çıkarabilirdi diye düşünüyorum... bence bu albüm de mutlaka dinlenmeli ve baş ucunda durup, baş tacı edilmeli...

aşağıdaki playlistten 10 parçanın tamamını dinleyebilirsiniz...


friday night in san francisco / paco de lucia, al di meola, john mclaughlin

paco de lucia, al di meola, john mclaughlin
friday night in san francisco

yukarıda 2 babadan bahsettim... yıllar öncesinin 3 babasını unuttuğumu hatırladım birden... paco de lucia, al di meola, john mclaughlin... devlerin bir araya gelmeleri oldukça zordur... birileri çıkar bir araya getirirler ve ne yazık ki çoğu zaman da dağ fare doğurur, hiç bir şeye benzemez... benim bildiğim örneklerin tamamına yakını fiyasko resmen... fiyaskoları yazmıyoruz tabii... ama bazen de unutulması mümkün olmayan harika şeyler çıkar ortaya... ortaya çıkan harikalardan biri de bu canlı konser kaydıdır...

ilgilisi için baş ucu albümü olmakla birlikte; eğer ilk defa duyduysanız bu albümü, mutlaka bulun bir yerlerden...

canlı konser kaydı san francisco warfield theatre'da 5 aralık 1980 gecesi yapıldı ve albüm 1981 yılında piyasaya çıktı... resmi olmayan bilgilere göre 6 milyondan fazla satıldı... ve hala daha aynı hızda satılıyor... tabii bu rakama yasal olmayan kopyaları da artık ne kadarsa eklemek lazım... özetle, ilgilileri için yani gitar manyakları için büyük olay...

albümdeki parçalar şöyle;

mediterranean sundance / rio ancho (al di meola/paco de lucía) – 11:25 seslendiren: al di meola ve paco de lucía

short tales of the black forest (chick corea) – 8:39 seslendiren: al di meola ve john mclaughlin

frevo rasgado (egberto gismonti) – 7:50 seslendiren: paco de lucia ve john mclaughlin

fantasia suite (al di meola) – 8:41 seslendiren: paco de lucia, al di meola ve john mclaughlin

guardian angel (john mclaughlin) – 2:00 seslendiren: paco de lucia, al di meola, john mclaughlin

short tales of the black forest adlı chick corea parçası benim favorimdir... arada pembe panter teması güzel bir sürpriz olmaktadır dinleyen için... mediterranean sundance ise gitar sanatı açısından bir başyapıttır... bu albümde her üç gitarcı da varını yoğunu ortaya koymuşlardır... ama hiç biri diğerlerinden daha ön planda değildir... parçalarda solo kısımlar neredeyse eşittir ve sürekli bir gitar ön plandadır... güzel atışmalar ise bu albümü hala önemli kılan faktör bence...

an evening with stanley clarke & friends

an evening with stanley clarke & friends
stanley clarke

bir diğer adı ile; night school: an evening with stanley clarke & friends... yani stanley clarke ve arkadaşları ile bir akşam ziyafeti... ziyafet kısmını ben ekledim çünkü gerçekten tam bir ziyafet... bas ziyafeti... kısa sürmesi haricinde muhteşem... yani adamlar 1 saat değil de 1 ay çalsalar daha iyi olurmuş...

dvd olarak yayınlanmış, 90 dakikaymış... ama benim bulabildiğim 67 dakika!... dvd de ek olarak röportajlar da varmış... olayın özeti şu; stanley clarke, burs veriyormuş ve bu konser de yıllık burs konserlerinin üçüncüsüymüş... kaliforniya holywood'da bulunan musicians institute'da gerçekleştirilmiş kayıt... performansta cazdan rocka ve füzyona kadar ne ararsanız var doğal olarak... ve daha da önemlisi, stanley clarke'ın arkadaşları da harika... o da doğal olarak tabii... benim arkadaşlarım olacak halleri yok yani... kimler mi var? yazayım hemen: stevie wonder, wallace roney, bela fleck, sheila e., stewart copeland, flea, wayman tisdale, marcus miller, lenny white, brian bromberg, bunny brunel, karen briggs, gerry brown, alex al, billy sheehan, stu hamm, jimmy johnson, wayman tisdale, brian bromberg ve fazlası bile var...

51. dakikadan itibaren efsane stanley clarke parçası school days ve yaşayan bas gitar virtüözlerinin bir çoğunu birlikte izleyebilirsiniz...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

çağla karaali

çağla karaali çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?... konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onların okulları bu çocuk

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va

ev stüdyosu ortamı

müzik stüdyosu izolasyonu stüdyo ortamına ev içinde oda deniyor:)... yani evin içinde bir yerler... yine işin büyüklüğüne göre maliyet çok değişecek... mesela siz çalışırken çok gürültü olacak mı? ... keyboard kullanacaksanız sesini az açarsınız... yada kulaklık kullanırsınız... monitör kabin en iyisidir ama mecburen gerekebilir çoğu zaman kulaklık... o zaman, kulaklığın çok iyi olması şart... eletro gitar çalacaksanız gürültüye engel olmak çok zor ama teknoloji gelişti iyice amfi yerine direk olarak bir çok keyboarda yada audio/midi arabirimine gitarı girebiliyorsunuz... kulaklıkla elektro gitar çalmanız da mümkün... davul çalacaksanız::)))... işiniz zor tabii... o zaman yalıtım yapacaksınız odaya çünkü daha ilk gün eve polis gelecektir... tabii davul makinesi, ritm makinesi, eskiden ritm box denen zımbırtılardan kullanacaksanız yada dijital davul seti kullanacaksanız iş basit... "çok iyi" bir kulaklık işinizi görecektir... ama "adam gibi" bildiğin davul (

EmiSunshine

EmiSunshine tam adı emilie sunshine hamilton ama EmiSunshine adını kullanıyor... ben ilk izlediğimde, kendisinin bu kadar genç olduğunu anlamamıştım!... 25 civarı diye düşünmüştüm yaşını ama 2004 doğumlu çıktı... 14 yaşında henüz ama ben tarzına ve sanatçı ruhuna resmen hayran kaldım... çok küçük yaşlarda çekilmiş videoları var, o yaşlarda bile giyimi, aksesuarları, sahnede duruşu, yüz ifadeleri, vücut dili, fotoğraflarda verdiği pozlar vs vs vs, her yönden yaratıcı ve sanatçı bir yapıya sahip... şimdi bu yazdıklarım daha çok moda dergisine uygun ve magazinsel oldu ama sadece bu sebeplerle bu sayfada paylaşmam mümkün değil kendisini... çok daha fazlasına sahip emilie... Emilie Sunshine Hamilton tam bir yetenek bombası emisunshine... çok iyi şarkı söylüyor, sesi çok iyi, tarzı çok iyi ve sesini oldukça iyi kullanıyor... bir çok enstrümanı iyi seviyede çalıyor yani multienstrümantalist... ve kendine ait eserleri var... anlayacağınız söz yazıyor, beste yapıyor... bu kadar da d

zaman içinde gitar

klasik gitar bildiğimiz gitar işte üstteki... tarih ne kadar gerilere gidiyorsa, gitar da neredeyse o kadar gidiyor gerilere... benim ilk rastladığım bilgi sümerlere, hititlere kadar gidiyor... bir de mitolojide gitar benzeri şeyler var... mitoloji denen şey tam olarak ne vakte düşüyor var mı bilen?... işte o zamanlara kadar gidiyor bu iş... çok eskilere yani... kafamın basmadığı zamanlar... ne varsa anadoluda ve mezopotamyada var gerçekten... bu sümerlere hayranım... bildiğim kadarıyla mö 3500-4000 li yıllar gibi... hititler de öyle... gerçi ben mö 1400 lere kadar bulabildim gitarın orijinini... aşağıdaki resimlerin ilki berlinde, ikincisi ise istanbulda bulunuyor şu anda... hititlerde gitar hititlerde gitar benim bulabildiğim, gitara benzeyen en eski müzik aletleri yukarıdakiler... ama çoğu tarihçi ve müzikolog daha da eskilere götürüyor gitarı ama bence artık o kadarı da abartı oluyor çünkü gitara pek de benzemiyorlar... örneğin aşağıdaki de gitarın atası olarak kabul

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

zahit bizi tan eyleme, şaraba eyle ihtiram...

konumuz "zahit" ama zahit hakkında yazabilmek için önce uzunca bir zaman ayırıp, kitap karıştırıp, mürekkep yalamak gerekiyormuş gerçekten... ilk anladığım o oldu... hemen belirteyim; zahit daha yaygın kullanılıyor ama doğrusu "zahid" ... aslında konu; " dinlediklerim " ancak "ben şu zahit adlı eseri çok severek dinliyorum, alın bu da videosu vs vs vs" denip de geçilecek bir eser değil... zaten zahit bizi tan eyleme deyişini bilmeyen ve sevmeyen yoktur... kıyıda köşede kalmış bir şeyi keşfetmiş olamayacağımdan ötürü, asıl amaç tabii ki farklı... neredeyse ilkokul yıllarından beri hayranlıkla dinlediğim "bu zahit de neymiş yahu" diye anca meraklandım zannedersem... çoğu zaman bu esere kısaca zahit denir geçilir... eğer sadece interneti kurcalarsanız ve bu kurcalamanız sadece öylesine gerçekleşirse, aslında birbirinin devamı yada tamamlayıcısı denebilecek zahitler ile karşılaşırsınız... kafanız da karışır biraz... zaten gördüğüm kada