Ana içeriğe atla

anadolu'nun ilk piyanoları


kısa bir süre önce, değerli orkestra şeflerimizden orhun orhon, facebook sayfasında paylaştı türkiye cumhuriyeti'nde yapılan ilk piyanomuz ankara'yı... ben de yıllar önce duymuştum, sayıları bir kaç adet de olsa, bu piyanoların başarıyla ülkemizde de yapıldığını ama o zamandan beri taslak olarak duruyordu bu yazı bir kenarda yaklaşık 13 yıldır:)... şimdi böyle yazınca da sanki "ben biliyorum her şeyi, öhömmm" gibi oldu ama bir zamanlar internette adına forum denen paylaşım ortamları çok popülerdi ve oldukça ciddi ve faydalı tartışma ortamıydı o forumlar... yüzlerce sayfa bilgi alışverişi ve tartışma olurdu... şimdiki gibi 1 foto yada 2 cümlelik zırvalıklar değildi paylaşılanlar... forumlardan birinde, "cumhuriyetin ilk yıllarında piyano yapan bir ülkeydik biz" diye bir iddiada bulununca biri; araştırıp, bir şeyler toplamıştım ancak topladığım bilgiden fazlasını maalesef hiç bir zaman bulamadım... bir kaç gündür yine aradım, taradım ve bugün çok daha az bilgiye ulaştım!... önceki sayfalar yayından kaldırılmış, silinmiş doğal olarak... bereket, bir yüksek lisans tezi de buldum, hiç olmazsa bazı konuların doğruluğu teyit edilmiş oldu...

eğer bir bilgi, resmi ve kurumsallaşmış bir yerde durmuyorsa, yada kitap vs değilse, yok olmak zorundadır... işte bu sebeple zaten bas bas bağırıyorum yıllardır "sevsek de sevmesek de, internet artık neredeyse tek bilgi kaynağı, adam gibi kullanın şu mereti" diye... ama tam tersine, sayfalar kapatılıyor bir bir, yerine o saçma sapan, hiç bir işe yaramayan sosyal medya zırvalığına gömülüyor herkes!... ilk fırsatta o konuda yine yazacağım zaten... bıkmadan, usanmadan; bin kere de olsa, aynı şeyleri yine yazacağım...

şu paylaşımın başlığına bakın! "anadolunun ilk piyanoları"... çok önemli ve havalı bir başlık değil mi?... insan zannediyor ki; koca koca kitaplar, resimler, piyano detayları, müze resimleri, makaleler, albümler, çalan müzisyenler, verilen konserler vs vs vs var!... yok yahu nerdeee!... valla anadolunun ilk piyanosunu tek başına yapan o muhteşem adamın hakkında bile zerre kadar bilgi yok... konumuz olan ankara marka piyanolar hakkındaki mevcut günümüz bilgisi, inanın 2007 yılından çok daha az!... ben de 12 sene önce topladığım o derme çatma bilgiyi paylaşmak zorunda hissettim... o derece bilgi yok ki; piyanoyu yapan isimlerden biri olan ali gültek ismine bile ben şans eseri ulaştım... ulaşamadığım, hiç bir yerde bahsedilmeyen isimler de var muhtemelen... tuhafız tuhaf...

çok değerli orkestra şefimizin bahsettiğim paylaşımı altındaki, konuya benden çok daha yakın kişilerce yapılan bazı yorumları da okuyunca, durumun önemini daha iyi kavradım... kimi "bu piyanolar, ben öğrenciyken falanca odadaydı, pişmanca depodaydı, bodrumdaydı vs vs" yazmış... biri "ben öğrenciyken, sigara içenler üstünde sigara söndürürdü" demiş... bir diğer kişi "benim odamda durdu bir tanesi yıllarca" gibi bir şey yazmış... tam doğru şekilde ifade edemiyor olabilirim, böyle şeylerdi...

hemen şunu belirteyim; ben yapılan paylaşımı yada altına yazılan yorumları eleştirmiyorum... hatta üzerinde sigara söndüreni bile eleştirmiyorum... sigara söndürülebilecek durumda bırakırsan, kaderine terk edersen, tabii söndürür... yanlış anlaşılmasın... herkes kızgınlıkla ve üzülerek yazmış yorumlarını... sadece duruma dikkat çekmek için buraya taşıdım... değerli şefimiz orhun orhon da bu piyanolardan birisini canlı olarak görmüş, gururlanmış ve onun üzerine paylaşmış zaten... iyi ki de paylaşmış...

evet, bu piyanolar resmen berbat durumlara düşmüşler ama zararın neresinden dönülürse kardır, bir kaç sene önce büyük bir proje ile bu piyanoların tamir edilip, elden geçirildiğini de duymuştum... yani bu piyanolar; bir yerlere atılıp, kaderlerine terk edilmişler ama hacettepe üniversitesi ankara devlet konservatuvarı büyük bir proje ile elindeki tüm tahrip olmuş piyanoları yeniden kazandı diye biliyorum ben... lozan konservatuvarı piyano bölüm başkanı joel jobe, dünyadaki en önemli ustalardan biri olarak, konservatuvardaki steinway ve yamaha piyanolar ile birlikte, ilk piyanolarımızı da kullanılır duruma getirdi zannedersem... umarım öyledir gerçekten... bu arada, konservatuvar müdürü prof metin muzur adını da atlamamak gerekir... piyano onarımı için bahadır uğuz'un görevlendirildiği de söyleniyor... herkes farklı şeyler söylüyor:))... neyse yahu işte... ya hepsi birlikte başarmışlardır yada biri değilse, diğer isimdir:)))... belki de hiç biri değil, başkalarıdır:))... çok da uğraşamayacağım... burada yazdığım her şey yanlış bile olabilir sonuçta:))... onlarca yıl kimse üstünde durmamış, ben neden bu kadar önemsedim bu konuyu, onu da anlamış değilim...

ankara marka piyano
http://www.feritbulut.com adresli bir blogta detaylı bilgi varmış, öyle not düşmüşüm ama maalesef şu anda o sayfa yok... o sayfadaki röportajdan bazı bilgiler sağda solda var ama hiç birisi de tam değil... bereket ben silip atmamışım...

ankara markalı piyanoların hikayesi bildiğim kadarıyla şöyle; 1936 yılında, atatürk, kendi direktifleriyle aynı yıl ankara cebecide kurulan devlet konservatuvarını ziyaret ediyor ismet inönü ile birlikte... sanatçılarla sohbet etmeyi, bilgi alışverişinde bulunmayı, dertlerini dinlemeyi ve konser izlemeyi seviyor çok... sohbet esnasında, sahnede duran enstrümanlar dikkatini çekiyor ve bu enstrümanların nereden geldiğini soruyor... ismet inönü de yurt dışından getirtildiğini söylüyor...

"ülkemizde piyano yapılmasını istiyorum"... böyle diyor atatürk ve tabii ki bu "yapılacak" anlamına geliyor... öncelikler önemlidir... atatürk'ün ölümü sebebiyle bu çalışmalar gecikiyor ama aslında gereğinden fazla da gecikiyor çünkü ismet inönü 1942 yılında başlatıyor çalışmaları... neyse, ben o dönemin şartlarını bilemem, dönemin teknik okullar müsteşarı rüştü uzel'e atatürk'ün isteğini iletiyor...

cumhuriyetin ilk ve son piyanosu ankara
ankara devlet konservatuvarı enstrüman yapım atölyesi'nin o dönemdeki şefi ibrahim sakarya ile yapılan bir kısa söyleşide geçiyor bu konular... o söyleşiyi şimdi bulamadım... emin değilim ama en üstteki fotoğrafta ankara marka piyano ile birlikte görülen kişi çok büyük ihtimalle ibrahim sakarya oluyor... bu arada, o fotoğrafın kaynağını da bulamadım... yorum kısmına yazılırsa, eklerim...

ismet inönü'nün bilgilendirmesi üzerine, yüksek öğretmen okulu erkek sanat enstitüsü bünyesinde, müzik aletleri bölümü açılmış ve ülke genelindeki enstitülerden başarılı öğrenciler ankaraya gönderilmişler... ankarada, konservatuvarın kurucularından prof heinz shceifreit tarafından seçilen öğrencilerin sayısı her yerde farklı geçiyor ve isimleri de net belli değil ama galiba toplam 8 öğrenci bu konuda seçilmiş... ibrahim sakarya yanında, bahri yakut ve ali gültek isimlerine ulaşabildim ben... diğer isimleri de bulabilirsem, eklerim mutlaka ama sekiz öğrenci lafı ne kadar doğru onu da bilmiyorum... bu arada, ali gültek ismi tanıdık bir isim, isim benzerliği değilse, izmirde bir müzik mağazasının da sahibi idi...

ibrahim sakarya, bahri yakut, ali gültek ve muhtemelen 5 kişi daha, yıllarca çalışıp, ilk piyanoyu 1948 yılında üretmişler... bir rivayete göre -ki rivayet de denemez fotoğrafı var, bu ilk piyanonun adı ankara değil, sanat enstitüsü... bana bu sanat enstitüsü piyanosu pek de inandırıcı gelmedi ama bilmiyorum... fotoğraftaki yazı bile pek piyano yazısına benzemiyor:))... neyse artık, sonuçta burası basit bir blog, konservatuvar sayfası değil:))... belki ilk yapılan budur, yetmişlerde yapılanlar ankaradır çünkü teknik okul, bu piyano yapıldıktan sonra ankara devlet konservatuvarına bağlanmış... kısa bir süre önce de bu konservatuvar, ilk kurulduğu cebeciden, beytepe kampüsüne taşındı... hacettepe üniversitesi... bu taşınma esnasında umarım bu piyanolar (varsa gerçekten) gereken ilgiyi görmüşlerdir...

1948 yılında yapımı tamamlanan piyano sonrasında, yine farklı bilgiler mevcut ama 4 yada 5 piyano daha üretilmiş farklı yıllarda... 1967-1973 yılları arasında... aslında bendeki bilgiye göre, toplam 10 adet yapılmış bu piyanolardan... yahu tam sayı nasıl bilinmez! başka bir enstrüman olsa, bağlama, gitar, kaval hatta kontrbas olsa anlayacağım... demir gövdeli, yapımı 1 yıl süren müzik aletinden bahsediyoruz... ilk yapılan piyanoya "ankara" diyen de var, "sanat enstitüsü" diyen de!... bu kadar karıştırılacak konu mu bu yahu...

ilk piyano sadece 1 yıl içinde, üstün bir çalışmayla üretilmiş... demir döküm bir gövdeye sahip, telleri çapraz bağlantılı (ileri teknik), dönemin avrupa standartlarında bir piyanoymuş... ankara marka piyanolardan birine ait bir başka fotoğraf da aşağıda... pek iç açıcı görünmüyor eğer gerçekten ankara'lardan biri ise... konservatuvardaki piyanolardan biri olduğu söylendi...


sanat enstitüsü ve ankara piyanoları, benim bildiğim kadarıyla toplamda 10 adet... bu piyanolar cumhuriyet döneminin ilk piyanoları ve şimdilik son piyanoları aynı zamanda...

piyanoların yapılmasını isteyen atatürk, yapımı başlatan inönü ama 1950 yılında çok partili döneme geçiş ile birlikte iktidar değişti tabii... demokrat parti döneminde, bu piyanoların yapımının maliyetli olduğu düşünülmüş ve hatta mecliste bu piyanolar sebebiyle kavga bile çıkmış!... yahu o tarihte zaten yapılmış olan piyanolar yok! sadece 1 adet var... meclisteki kavga sonrasında, okulda bu piyanoları yapan herkes soruşturmadan da geçirilmiş... 1960 yılında bu piyanoların yapımına yeniden başlanmış ama bu sefer de dönemin bakanı konservatuvarda konuşurken, birileri ona karşılık vermişler ve piyano depoya kaldırılmış:)... ama yapımına gizlice devam edilmiş ve tamamlanmış... bu piyanonun adı da "devlet konservatuvarı" olmuş... 1973 yılında 1 tane daha yapılmış ve o piyanoya da "ankara" adı verilmiş... devlet konservatuvarı olan piyano, hacettepe üniversitesi devlet konservatuvarında çalınır vaziyetteymiş... diğer iki adedi ise piyano atölyesinde bir kenarda duruyorlarmış... bu bilgilere ben çok yeni kavuştum, yukarıda verdiğim yüksek lisans çalışmasından... bu piyanoların toplam adedinin kaç olduğu ise görülebileceği üzere muamma!... valla flüt olsa anlayacağım ama... neyse...

ama bu piyanolar, bu topraklarda yapılan ilk piyanolar değiller...

cumhuriyet öncesindeki piyanoların hikayesi oldukça ilginç... bu piyanoların ilki ise, bugün sadece sarımsağı ile tanınan kastamonu taşköprü'de imal edilmiştir... taşköprülü mehmet usta tarafından... ve bu piyanolar, ankara ve sanat enstitüsü piyanolarından çok daha büyük bir özenle korunup, kastamonu kent tarihi müzesinde sergilenmektedir!... iyi mi?... ben yorum yapmıyorum, anlaşılmıştır artık... değer veren veriyor...

maalesef hakkında şimdilik hiç bir bilgiye ulaşamadığım taşköprülü mehmet usta ise öyle piyano ustası filan da değil... doğal olarak yaptığı piyanolar daha basit anladığım kadarıyla ama o dönemde avrupada yapılanlardan çok da aşağı değil... ne yapsın adam, bence sınırlarını zorlamış ve büyük ihtimalle piyano konusunda ustalaşınca, çok daha iyilerini de yapmıştır... bazı piyanolarının osmanlı kayıtlarında belgeleri de var...

taşköprülü mehmet usta tarafından yapılan ilk piyano (kaynak: taşköprü postası)
yukarıdaki fotoğrafı ben gazeteden aldım ama o piyano kastamonu kent müzesinde sergilenmekte...

kastamonuda kendi evindeki atölyesinde dolap vb gibi mobilya imalatı yapan taşköprülü mehmet efendi, kastamonuda yol yapımında çalışan italyan mühendis carlo için bir mobilya yapar ve evine götürür... evine gittiğinde, kenarda duran piyano gözüne çarpar ve inceleyip, piyano hakkında bilgi alır mehmet efendi... hatta çizimlerini yapar... italyan carlo, anadoludaki bir mobilya ustasının kalkıp da piyano gibi bir şeyi yapamayacağından emin olduğu için, istediği zaman gelip ölçü alabileceğini, dilediğini sorup, bilgi alabileceğini filan söyler mehmet efendiye... hiç tanıyamamış türkleri... mehmet efendi de gerektikçe gidip, bilgi almış carlodan...

taşköprülü mehmet efendi tarafından 1904 yılında imal edildiği belirtilen ilk piyanonun tahta şasili ve düz telli olduğu, ağırlıklı olarak ladin ağacının  kullanıldığı, iki pedalı olduğu ve tamamının el yapımı olduğu söyleniyor... tuşlarının fildişi kaplı olduğu ve dönemin standartlarına göre daha uzun tuşlara sahip olduğu da belirtiliyor...

bizim mehmet efendi, çizimlerine ölçülere bakarak, gerektiğinde carloya da sorarak o piyanonun aynısını yapar!... hatta piyano o kadar iyidir ki, avrupadaki emsallerini hiç aratmaz... piyanonun bazı parçalarını da kendi yöntemleri ile bir şekilde halleder... özetle; mehmet efendi öyle bir piyano yapmış ki, kastamonu valisi o piyanoyu satın alıp, padişah abdülhamit'e hediye etmiş...

abdülhamit de bilindiği üzere marangozluktan anlayan bir padişah... piyanoyu görünce hayran kalmış işçiliğine ve ailesi ile birlikte mehmet efendiyi istanbula davet etmiş... istanbula gelen taşköprülü mehmet usta, saraydaki marangozhanede çalışmaya başlamış... lutiye mehmet demek daha doğru artık... sarayda da piyano yapmaya devam eden mehmet ustanın bir konsol piyanosunu da abdülhamit alman imparatoruna hediye olarak göndermiş!... alman imparatoru da piyanoya hayran kalmış ve mehmet ustaya nişanlar, ödüller göndermiş...

abdülhamit tahttan indirilince, mehmet usta saraydan çıkarılmış ve kastamonuya dönmüş... bir kaç piyano daha imal etmiş ve yanında öğrencilik yapan ihsan efendiyi piyano imalatçısı olarak yetiştirmiş... bu konu da çok önemli, ihsan efendi piyano ustası olarak yetişmiş! peki o neler yapmış? piyano imal etmiş mi? mesela... bilgi var mı?...

ve bizler bu ustalar hakkında neredeyse hiç bir bilgiye sahip değiliz!... taşköprü postası'ndaki habere göre; mehmet usta hakkında hiç bilgi yok ve mezarı bile bilinmiyor... diyorlar ki: "yok mu bir uzman? gelsin şu işi araştırsın, kastamonudan böyle bir usta çıkmış ama bilgi yok!"

taşköprülü mehmet efendi tarafından yapılan 4 piyano günümüzde sağlam şekilde duruyor... biri kent müzeinde, diğeri ise kastamonu vali konağında... 2 adet de dolmabahçe sarayında... tabii bunlar bilinenler... aşağıdaki piyano da dolmabahçe sarayında bulunuyor... bu piyanonun sadece ahşap konsolunun kendisine ait olduğu, mekanizmasının almanyadan getirildiği de söyleniyor... tamamen kendisinin imalatı olduğu da söyleniyor...

taşköprülü mehmet usta tarafından sarayda yapılan bir piyano
kastamonu müzesinde ve vali konağında bulunan piyanolar (yonca karul, 2014. türkiyede piyano bakım, onarım ve akort meselesi. trakya üniversitesi sosyal bilimler enstitüsü, yüksek lisans tezi)
benim için günün sürprizi, izmir dokuz eylül üniversitesinden...

tam yazıyı paylaşacaktım ki, 2 adet bonus piyanomuz daha çıktı... 1987 yılında, dokuz eylül üniversitesi piyano yapımı ve onarımı bölümü öğretmenlerinden abdullah arsever ve ismail büker iki adet piyano yapmışlar... tabii öğrencileri ile birlikte... bu piyanolardan biri bugün atölyede mekanizması çıkarılmış, konsolu da bir kenara atılmış şekilde duruyormuş... bu piyanolar hakkında daha fazla bilgiye ulaşamadım...

anadolu'da, cumhuriyet öncesinde ve sonrasında, tüm kaynaklara göre, en fazla 10 adet piyano imal edilmiş gibi görünüyor... hadi 12 diyelim... cumhuriyetten önce de, sonra da bence çok önemli bir değişim isteği ve gayreti söz konusu... cumhuriyetten sonra, atatürk ile birlikte bu gayret halka yayılmış, daha doğrusu halk için sarf edilmiş... cumhuriyet öncesinde, osmanlı devletinin son döneminde saray dışına çıktığını gösteren bir kaynağa rastlamadım... tabii saraylardaki piyano varlığını ve zenginliğini de bu yazıyı yazarken daha iyi anlamış bulunuyorum... paha biçilemez değerdeki saray piyanolarını ileride yazabilirsem benim açımdan çok keyifli olacak...

biraz kurcalayınca sağı solu, birbirini tam tutmasa da, bazı isimler eksik olsa da; çıktı yine de bu piyanolar hakkında bir şeyler... "ilk piyanomuz ankara" diye başladım yazmaya ama ankara sadece tek bir piyanonun adı çıktı... zaten marka denemez ama ilk de çıkmadı... şu yukarıda yazdıklarım içinde bile bir sürü çelişki var ama uğraşamayacağım o kadar...

yapımı engellenenler, yapılmış olsalar da oraya buraya atılanlar, oraya buraya atılmış olmalarına rağmen sanki çok iyi korunmuş gibi lanse edilenler::)))... neyse artık, sonuçta 100 yılı aşkın bir süre içinde biz de yapmışız bir şeyler işte... bakarsınız yeni piyanolarımız çıkıverir yine bir yerlerden, o zaman eklerim artık buraya...

Yorumlar

  1. Ne kadar değerli bilgiler! çok güzel derleyip anlatmışsınız. Türkiyede piyano üretildiğini de kıymetlerinin bilinmediğini de okuyunca çok şaşırdım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkürler yorumunuz için... şaşırılacak çok fazla şey olduğu için, artık hiç bir şeye şaşırmama gibi bir savunma mekanizmam gelişti benim:)... atatürk'ün türkiyede piyano yapılması konusunda direktif vermesi dışındaki her şey şaşırtıcı aslında...

      Sil
  2. Merhaba, çok geç denk geldim araştırmanıza. Adım Aykut YAKUT. Bahri YAKUT'un torunuyum. Bana ulaşmanızı rica edeceğim. aktykt@gamil.com

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

mehmet özkanoğlu

mehmet özkanoğlu bir süredir paylaşmak istediğim bir gitarist mehmet özkanoğlu... ilk kez 1 yıl kadar önce facebook da bir paylaşımda dinlemiştim... hem de öyle bir paylaşımdı ki, bir şiir için fon müziği olarak kullanılmıştı... klasik gitarla çalınan parça ise, dost çevirmiş yüzünü adlı türkü idi... aşık veysel in... şiirle pek alakası olmayan biri olarak o video yu defalarca izlemiştim sırf parçayı dinlemek için... bence çok çok iyi bir yorum idi ama kimdi çalan??... düşünsenize! ne pis bir durum!... bir türk gitarist (yabancı da olabilirdi, bereket değilmiş) böyle gitar çalıyor ve ben tanımıyorum ve arayıp, bulmam lazım kim olduğunu!... bakmayın şimdi yukarıda parçanın adını yazdığıma, ilk dinlediğimde türkünün adını da kime ait olduğunu da bilmiyordum, sadece türküyü biliyordum... işin kötüsü, çoğu türkü de kimseye ait olmuyor ki! anonim olabiliyor, bir yada bir kaç derleyeni olabiliyor... google ın hiç bir işe yaramadığı da oluyor, onu keşfettim... bu parçayı bu kadar etkileyi

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çingene müziği

çingene müziğine geçmeden önce; aşağıdaki paylaşımlara göz atabilirsiniz... gelem, gelem... çingeneler... dünyada bilindiği üzere, bir "dünya müziği" kavramı mevcut... world music denen!... kimi de her nedense hiç de sevmediğim bir şekilde "etnik" müzik diyor... aslında o kadar mide bulandırıcı bir tanımlama ki özellikle bu etnik müzik lafı!... etnik aslında yerel yada dar bir alana özgün gibi bir anlama sahip ama güncel ve yaygın kullanımı folklorik olmanın çok ötesine geçti, ırkçılığa kadar vardı resmen!... "ötekinin müziği" oluverdi resmen... web sayfaları kapatıldı, ötekinin müziğini dinleyenler kara listelere bile alındı... o yüzden ben zaten etnik lafını hiç benimseyemedim... dünya müziği lafı da çok saçma çünkü bu sefer insan "dünya dışı bir müzik mi var acaba" gibi bir arayışa giriyor... ne yani şimdi mesela madonna uranüs müziği mi yapıyor!... Robert E. Brown - dünya müziği mutfağı /  http://www.wesleyan.edu/ evet, madonna da