Ana içeriğe atla

light in babylon

light in babylon
dinlediğimde hayran kaldığım, uzun süredir paylaşmak istediğim ancak bir türlü beceremediğim bir grup light in babylon... itiraf edeyim, ön plana çıkan 2 konu var light in babylonda, şarkı söyleyen kız ve müziğin rengi... düşündüm bir an "nedir müziğin rengi" diye! tabii yok öyle bir şey ama hadi tarzı diyelim; özetle yaptıkları müzik... kişi olarak ön plana çıkan ise bence vokalist kız, yani adını bin bir zahmetle öğrendiğim michal elia kamal... israilli oluyor kendisi ama iran orijinliymiş... hemen belirteyim, vokal ön plana çıkıyor derken kesinlikle gruptaki diğer müzisyenleri bir kenara atıyor değilim!... çok başarılılar ancak michal elia kamal şarkı söylerken apayrı bir dünyaya gidiyor sanki... sesi çok iyi ve çok severek şarkı söylediği apaçık belli... izlerken kendisinin söylediği parçayı resmen yaşadığını görüyorsunuz...

michal elia kamal
santur çalan ise türk... metehan çiftçi... michal elia kamal ve julian demarque (fransız, gitarist) gezgin müzisyenler olarak 2009 yılında istanbulda karşılaşıyorlar, 2010 yılında yeniden istanbula geliyorlar ve kader onları bu sefer de metehan çiftçi ile karşılaştırıyor ve light in babylon oluyorlar... sokaklarda, barlarda ve istanbulun değişik mekanlarında çalmaya başlıyorlar... istiklal caddesinde ünleniyorlar, çok ilgi çekiyorlar ve beğeniliyorlar... arkasından ilk demo albümleri istanbul geliyor... 2011 yılında ise, ikinci demo albümleri olan life sometimes doesn’t give you space i çıkarıyorlar... biraz avrupa mekanları ve festivalleri, biraz istanbul sokakları ve barları derken, önemli bir dinleyici kitlesini toplamayı başarıyorlar...

müziği ille de sınıflamak gerekmiyor ama, yaptıkları müzik dünya müziği yada etnik müzik denen cinsten... bana her iki ifade de çok saçma ve hatalı geliyor ama öyle deniyor, yapacak bir şey yok... ne dünyası? ne etniği?... orta doğu müziği etnik oluyor da, viyana müziği neden etnik olmuyor da vals oluyor arkadaş?!... neyse ben boyumdan büyük işlere kalkışmayayım ama zaten bir müziğin ille de bir türünün olması gerekmiyor... bence her ne kadar kendileri world fusion deseler de kolayca kategorize edilemeyecek bir müzikleri var...

hep belirtme ihtiyacı hissederim her nedense, ve yine belirteyim, sanatçının müzisyenin nereden olduğu, nerede yaşadığı önemli değildir aslında ama müzisyenin kökeninin neresi olduğu, hangi kültürü aldığı, neler yaşadığı vs vs vs direk olarak müziğe yansıdığı için bir parça da önem arzediyor bu durum... iran kökenli israilli başlı başına apayrı bir zenginlik zaten ve buna bir türk ilave olmuş, bir de fransız... hatta sonrasında bu proje büyümüş, daha da şekillenmiş ve fethi hıncal, gürkan özkan ve cabbar boziye gibi değişik müzisyenler de dahil olmaya başlamışlar çekirdek kadroya bazı performans ve kayıtlarda... ana desen bence tam da orta doğu müziği ama her müzisyen kendinden bir şeyler de katmıyor değil...

resmi web sayfaları burada...

hadi müziklerini de ayrı link olarak vereyim, o da burada...



grubun yada kendi deyimleriyle projelerinin adının "light in babylon" olmasının da sebepleri var tabii ki... kendi ifadelerine göre, evden çıkıp işe giden insanlar, aynı zamanda işlerinden evlerine dönenler, sokaklarda caddelerde sağlarına sollarına bakmadan, acele ile yürüyorlar ve bu insanların birbirleri ile dahi herhangi bir iletişimleri olmuyor... ama grup sokak performansına başlayınca, insanlar ilgi gösteriyorlar, duruyorlar, dinliyorlar ve belki de en önemlisi birbirleri ile de iletişime geçiyorlar... babylon burada insanların ilgisini çeken ve aynı potaya getiren bir sistemin adı oluveriyor... ortaya müzik gibi bir sanat koyduğunda ise, insanların farklı yönlere bakmalarını sağlayan bir ışık yakmış oluyor grup... diğer sebep ise; babil kulesi ile ilgili... babil kulesi zamanında insanlar farklı dillerde konuşmaya başlıyorlar, ayrılıyorlar... grup da faklı coğrafyalardan, kültürlerden gelen, farklı dilleri konuşan müzisyenlerden oluşuyor ancak ortak bir dilleri de var: müzik...

bence müziğin hası ya doğaçlananıdır yada sokakta yapılanıdır... grup sokakta doğmuş, sokakta müzik yapıyor ama grubun sokak grubu olarak algılanması da çok yanlış çünkü light in babylon büyük organizasyonlarda, mekanlarda ve festivallerde de çalıyor... özetle bu grup kolay kolay sınırlanabilecek, kategorize edilebilecek bir grup da değil... çok farklı renklerin bir araya gelmesiyle oluşan light in babylon 2 senede 2 demo 1 albüm çıkarıp, hatta öncesinde tanışıp, kaynaşıp, bir çok festivale katılıp, bu kadar kısa süreye bu kadar çok şeyi sığdırmayı başarmışken, büyük ihtimalle ileride çok fazla şey duyacağız kendilerinden...




Yorumlar

  1. harika bir grup. Çoğu kez İstiklal'de canlı dinleme şansına sahip oldum.

    YanıtlaSil
  2. canlı dinlediyseniz, çok şanslısınız isra hanım... gerçekten apayrı bir güzellik var bu grupta...

    YanıtlaSil
  3. inanılmaz büyülendiğim bir grup müzik te başka bir hayat var insanı dinlendiren bir şeyler anlatır gibi yada ben bu aralar öyle hissediyorum:)) artı BURSA NIN UFAK TEFEK TAŞLARI şarkısı hiç bu kadar komik ve mutluluk verici gelmemişti.(komik yanlış anlaşılmasın sakın orada bana verdiği histir o) inşallah yolunuz hep açık hep gerçek ve güçlü duygulara müzik yaparsınız SEVGİ İLE KALIN

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. katkınız için teşekkürler... aynı hisleri paylaşıyoruz demek ki...

      Sil

Yorum Gönder

Ayın Çok Okunanları

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka...

içinde gürültü eksik olmayan bir evde dünyaya gelmiş cem esen de... yani anne de baba da müzisyen... komşuların sevmediği türden evler sanatçı evleri... "vayyy sen müziğe n…

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

son yıllarda eserleri ile adını sıkça duymaya başladığımız aslıhan keçebaşoğlu ile ilgili olarak öncelikle ufak bir hatırlatmada bulunmam gerekiyor, sonra bu kısmı silip atacağım okuluna başladığında... 

hem sibelius akademisine finlandiya dışından başvuran 25 aday içinden ön eleme ile seçilen 7 kişiden biri olmayı hem de o 7 kişi içinden sıyrılıp, okula kabul edilen 2 kişiden biri olmayı başardı aslıhan keçebaşoğlu... özetle bu önemli okulda yüksek lisans yapacak ancak 7 temmuz tarihine kadar acil olarak 2500 euro desteğe ihtiyacı var... sonrasında da oturma izni ve yaşamsal giderleri için de önemli bir desteğe ihtiyacı olacak doğal olarak... ilgilenenler için adresini vereyim hemen... 

aslihankecebasoglu yazacaksınız... sonrası bildiğin…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

idil ve ela'dan başarı haberi

yine bir gülden gökşen hoca klasiği... iki öğrenci, 2 birincilik... idil atlıer ve ela demirkaya; the muse müzik yarışmasına katılıp, birinci olmuşlardı ama ben ertelemiştim bu paylaşımı çünkü ödül olarak yunanistanda konser vereceklerdi haziran sonunda...

temmuz ayına girdik ya, "konser verilmiş mi? bi bakayım" dedim, verilmiş tabii... ben de paylaşayım artık dedim...

the muse, internet üzerinden video paylaşımına dayalı bir yarışma ve videonuzu yarışmaya göndererek katılım sağlıyorsunuz... değerlendirme sonucunda alınan puanlara göre dereceler veriliyor ve her kategorinin birincilerine konser verme imkanı sağlanıyor... bütün dünyaya açık bir yarışma ve neredeyse tüm enstrümanlara ek olarak vokal yanında, oda orkestrası, geleneksel enstrüman ve amatör kategorileri de mevcut...

ela ve idil, birinci oldukları için konser verme hakkı kazandılar ve 29 haziran günü saat 19:00 da atina'nın en büyük salonu olan megaron konser salonunda sahne aldılar... yapılan yorumlarda, büy…

tarık kaan, ilyun ve mina'dan başarı haberi

şu yukarıda gördüğünüz üç genç piyanistimiz; tarık kaan alkan, mina urgun ve ilyun bürkev, ispanya al hambra'da düzenlenen 9. uluslararası maria herrero piyano yarışmasına gittiler ve güzel derecelerle döndüler...

ilyun bürkev ve tarık kaan alkan, kendi kategorilerinde birinci olurlarken, mina urgun da kategorisinde üçüncü olmayı başardı... her üç genç yeteneğimiz de mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi'nde öğrenimlerine devam ediyorlar... mina urgun ise henüz yarı zamanlı olarak piyano eğitimi alıyor olmasına rağmen bu büyük başarıyı elde etti... her üç genç piyanistimizi, öğrenim gördükleri yüz aklarımızdan biri olan okullarını, öğretmenlerini ve ailelerini ayrı ayrı kutluyorum... mina'yı ise apayrı ve özel olarak kutluyorum...

üç gencimizi de maalesef daha önce paylaşma fırsatı bulamamıştım... tarık kaan alkan'ı önceki başarılarından dolayı tanıyorum ve bu sayfada defalarca hakkında güzel haberler verdim... bir paylaşımı buradan okuyabilirsiniz... kısaca da olsa…

can çakmur

çok dikkat çeken, çok başarılı bir genç piyanist can çakmur... hakkında bir şeyler yazmak için hep ileri bir zamana ertelediğim isimlerden biri kendisi ama fırsat buldukça ertelediğim bu gençleri de yazmaya çalışıyorum... can çakmur, bir çok genç yeteneğimize oranla daha fazla tanınma fırsatı yakalamış olan bir isim... tabii bu tanınırlığın sebebi, elde ettiği büyük başarılar sonuçta ve dolayısıyla medyada daha fazla yer aldı... türkiyede ilgili medyanın bile ilgisini çekebilmek için bir kaç deveye birkaç hendek atlatmanız gerekiyor... zaten ondan sonra da medyaya ihtiyacınız kalmıyor:)...

can çakmur hakkında detaylı bilgi alabilmeniz için öncelikle resmi sayfasının adresini paylaşayım... çok iyi hazırlanmış güzel bir sayfaya sahip can çakmur... fırsat buldukça araya sıkıştırıyorum, her genç yeteneğimizin mutlaka böyle bir sayfası olmalı diye düşünüyorum... umarım bir çokları gibi sayfasına kilidi vurup da facebook, instagram vb gibi pek işe yaramayan ortamlara geçmez...

www.cancakmur.…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…