Ana içeriğe atla

tüm zamanların en iyi steve vai'si

patrick souza
bakmayın yukarıdaki fotoğrafta yaşını başını almış efendi bir ağır abi gibi göründüğüne, tam bir manyaktır patrick souza... google da her şeyi çeviriyor, umarım kalkıp da okumaz manyak dediğimi kendisine... gerçi henüz genç bir delikanlıyken, "ne manyaksın yahu" gibi bir şey yazmıştım kendisine bir gitar forumunda, o da çok teşekkür etmişti:)... klasikçiler dışındaki gitarcılar bayılırlar manyaklığa... gerçi onlar da bayılıyorlardır belki de... gitaristin klasikçisi de farklı oluyor, bi deneyeyim bakalım karşıma ilk çıkacak klasik gitarcı üzerinde:)...

neredeyse 7-8 yıldır tanıdığım bir isim patrick souza, o zamanlar gerçekten pek de normal değildi ve sürekli kamera karşısında aşağıdaki gibi kayıtlar yapıp, paylaşırdı... tuvalette bile gitar çalmayı bırakmayan bir gençti... steve vai taklidi bir çok video paylaşmıştı ve kendisini ilk izlediğim video da aşağıdaki video... önce bi izleyin bakalım, bana hak verecek misiniz? vermeyecek misiniz?... oyuncakla oynar gibi oynuyor gitarla...


sırf gülmek için yukarıdaki videosunu defalarca izlemişimdir:)... sonrasında unutmuştum kendisini ama bir kaç yıl sonra -şimdi baktım, 2015 yılıymış- birden bire yine karşıma çıktı ve "aaa bizim manyak!" dedim görür görmez... bu sefer steve vai ile çalıyor ve karşılıklı atışıyorlar... aşağıdaki jam görüntülerini izlediğinizde anlayacaksınız, steve vai hayran kalıyor kendisine... videonun başlarında "bana ne gerek var, sen varken" gibi bir şey ifade ediyor vücut diliyle yada "bana yapacak bir şey bırakmadın" gibi... ve videonun sonunda patrick souza için "oğlum" diyor ve ekliyor; "tüm zamanların en iyi steve vai'si!"...



27 haziran 2015 tarihinde gerçekleşiyor her şey... steve vai, brezilyada bir kaç şehirde atölye çalışmaları yapıyor ve patric souza ile tanışmaları da rio'da gerçekleşiyor... anladığım kadarıyla patrick souza için bu yaşananlar rüyadan da öte ve akla hayale gelmeyecek bir tesadüf... çocukluğundan beri deli gibi hayranı olduğu steve vai ile aynı sahneyi paylaşıyor ve onun kendisine hayran kalmasıyla birlikte hayatı resmen değişiyor... kendisini bir gün içinde bütün dünya tanıyor... abartı değil bu bütün dünya!... ilgilisi anında tanıyor bu sosyal medya sayesinde... vai kendisine "tüm zamanların en iyi vai'si" diyor sonuçta...

tanınıp, beğenilme sebebi ise sadece steve vai'nin övgüleri değil... bu adam, 12 yaşından itibaren resmen günde 18 saat gitar çalışıyor!... her ne kadar taklit de olsa, sonuçta olağanüstü bir gitar tekniğine kendi başına ulaşıyor... paylaştığım ilk videodan 3 sene sonra steve vai olayı yaşanıyor... kendi kendine ulaştığı seviyeyi görün diye ilk videoyu paylaştım... çok sinir bozucu bir videodur aynı zamanda:))...

bugün oldukça tanınmış bir gitarcı patrick souza... gitar öğretiyor, atölye çalışmaları düzenliyor, yakın zamanda incelemedim ama belki de kendi çalışmalarına sahip...

son paylaştığı videosunu da ekleyeyim aşağıya... çok fazla videosu var kanalında, artık onları izlemek de size kalmış dilerseniz...



patrick souza ve hatta vai, malmsteen, satriani vs hakkında 100 olumsuz yorum okuduysam bugüne kadar, kesinlikle 85-90 adedi bizim yorumculardan::)))... bizim ukala snobların zoru nedir bu adamlarla anlamadım gitti... anlıyorum tabii salak değilim ama uzatmayayım şimdi... cayır cayırmış, duygu yokmuş, sadece teknikmiş, bilibiliymiş, ruh yokmuş, hız her şey değilmiş vs vs... tamam, ben de "artık" dinlemiyorum ama kabaca 10-12 yıl öncesine kadar vai, satriani ve malmsteen hayranı idim... bu arada; bu üçüne aynı anda hayran olabilmek de iğrenç bir şeydir gitar camiasında... vai/satrianici yada malmsteenci olabilirsiniz:)... hey gidi günler hey:)... ne kavgalar ederdik:)... nostaljik oldu bu paylaşım... gitar manyakları sürekli didişirler... fenderciler - gibsoncılar... marshallcılar... dadariocular... hatta pena bile kavga sebebidir:))... sosyal demokratlar gibidir gitarcılar da:))... fenderciler bile 2 ye ayrılırlar telecastercılar ve stratçılar olarak:)... neyse, konu dağıldı eskilere girince...

bugün dinlemeye katlanamıyorum artık ama şuursuzca çamur da atmıyorum... bu adamlara ve onların hayranlarına laf edecek kadar cahil değilim... o saçma sapan yorumları yapanları da gitar diye çalarlar bu adamlar... duygulusundan, duygusuzuna, hızlısından yavaşına, klasiğinden akustiğine varıncaya kadar... ama onlar, bu cayır cayır tarzın sembolleri... ukalaca, saçma sapan yorumlar yapıp, saçma sapan bir şekilde cahilliğini ortaya koyanlara benim her zaman tek bir yanıtım oldu: daha duygulusunu, daha ruhlusunu, daha olağanüstüsünü, daha muhteşemini buyrun çalın, onları değil de sizi dinleyelim...

bunu geçiyorum; ben bu paylaşımı neden yaptım?... işin gerçeği anında başladım yazmaya çünkü bu patrick yine birden bire karşıma çıktı, ben de hadi yazayım dedim... en minik sebep, patrick souzayı tanıtmak... ama asıl sebepler çok farklı... kısa kısa özetleyeyim...

yetenek!... tabii ki olmazsa olmaz ama her şey değil... hatta belki de en önemsiz kısım denebilir... belli bir miktarı olmazsa, iş baştan bitiyor zaten, o ayrı... çaldığınız enstrüman yada yaptığınız iş ne olursa olsun, bence yetenek denen şey, işin muhtemelen % 30'u!... eğer farkına varmazsanız yada işlemezseniz o yeteneği, bilin ki resmen sıfırsınız... üzerine gidip, yeteneğinizi kullanabilirseniz eğer, o zaman o doğuştan gelen, genlerle size ulaşan yetenek bir anlam ifade ediyor...

çalıştığınız, yani pratik yaptığınız ölçüde çizgiyi yakalıyorsunuz... o çizgi de çok belirgin değil... ortalama bir çizgi... soyut bir çizgi... binlerce benzeriniz işte o çizginin biraz altında veya biraz üstünde... o ünlü çan eğrisi bu işte... o çizginin üzerine çıktıkça, benzerleriniz azalır... daha sonra belki 10 kişi kalırsınız ve "en iyi 10" videolarında yeriniz ayrılır... en sonunda yaşayan "en iyi 3" olabilirsiniz, belki de "tüm zamanların en iyisi!"... bakın, yetenek hala daha % 30!... o değişmez, genlerle geldiği kadar...

yeteneğiniz size ilk adımı attırır... belki ilk bir kaç adım... sonrasıyla pek de ilgilenmez... yani siz siz olun; sakın büyük müzisyenlere, sanatçılara "aman canım ne olacak, bende de olsa o yetenek, ben de yapardım" vs gibi şeyler söylemeyin, yazmayın, aklınızdan da geçirmeyin... gerçekten çok ayıp...

yetenek üzerine çok çalışma!... bunları zaten herkes biliyor, neden yazdım ki boşuna... belki bilmeyen vardır, kalsın artık...

hafiften deli olmak en az pratik kadar önemli bence... en az "hafiften" deli olacaksınız unutmayın... fazlasının zararı yok... o delilik deyip geçtiğim kısım da sizi harekete geçirir... deli cesareti gibi bir şey... özgüven de sağlar... özgüvende de aşırıya kaçmamak lazım...

mesela deliler gibi hayranı olduğunuz vai şehrinize geliyor ama siz kendinize güvenmediğiniz için kabuğunuzu kıramıyorsunuz... bu çok önemli işte...

bazı şeyler hayatınızda sadece bir kere ayağınıza gelir... iki kere çok zor... tek bir gün bakın!... 27 haziran 2015!... patrick saatini bile belirtiyor...

bir diğer konu ise pek de bizim elimizde olamıyor... o da şans... şansınızı kendiniz yaratın diyorlar ya şu çok bilmiş kişisel gelişimciler!... şans yaratılabiliyor mu gerçekten yoksa kişisel gelişimcilerin zırvalıklarından biri mi? bilmiyorum...

bir diğer önemli konu ise "taklit"... evet, sanki çok kötü bir şeymiş gibi geliyor bu taklit etme işi ama kesinlikle olmazsa olmaz... pardon, olmazsa olmaz değil... işe taklit ile değil, tamamen kendine özgü tarzla başlayan çocuk az görmedim ben... bu sayfada da var onlardan... ama o apayrı bir kulvar oluyor... öyle deliymiş gibi davranma değil de gerçekten delilik oluyor o... ben burada genele hitap ediyorum...

işin taklit kısmı, bıçak sırtı denebilecek bir durum... tam kararında olmak zorunda yoksa gümler gidersiniz... bi ayarı var onun... mesela bu yazıda konumuz olan kişi, taklit kısmını çok uzatmış durumda... taklit sadece bir minik adım olarak kalmalıdır...

gerçek ile taklidi arasındaki o fark ise burada yatar... gerçeği varken, taklidini kim yapsın?... bir yolu açan ile o yoldan geçenler arasındaki fark da çok önemlidir... anlaşıldı mı?...

patrick souza gerçekten steve vai'yi de şaşırtacak kadar iyi... aşırı derecede iyi... ama çok iyi olmak tek başına hiç bir zaman yetmez!... bu da anlaşılmıştır herhalde...

çok laf etmişim, hastası olduğum bir vai parçası sıkıştırayım araya... tender surrender... vai'den de mutlaka dinleyin derim...



gelelim en önemli konuya... tutku... bunda aşırıya kaçıp kaçmamak size kalmış... eğer bu yoksa, yukarıda bahsettiklerimin eksiksiz tamamını çöpe atın... istediğiniz kadar yetenekli olun, hiç bir anlamı yok... boşa enerji kaybı... yeteneğin sanıldığı kadar önemli olmadığının bir kanıtı da bu tutku işte...

gerisi size kalmış artık... mesela hayal kurma vs... hayal edince oluyormuş:)... daha bir çok konu var, onlar da size kalmış... bir tek "hırs" a kaptırmayın kendinizi ve yarışmayın, yeter... yarışacaksanız da ille, tek rakibiniz kendiniz olun...

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

org

benim hastalık boyutunda bir takıntım vardır bu org konusunda, bir kaç paylaşımımda bahsetmiştim daha önce... ülkemizde "org" olarak adlandırılan çok geniş bir müzik aleti grubu olması ve farklı adlandırılmalara gidilmeden, tamamına org adı verilmesidir bu takıntı... aslında bu takıntımda pek de haklı değilim, biliyorum ama üzerinde tuşları olan, birbiriyle alakasız her türlü cihaza tek bir isim verilip, org denmesini de hep yadırgamışımdır... keyboardlar & piyanolar başlıklı eski paylaşıma göz gezdirirseniz anlarsınız bu takıntımı... bu gereksiz takıntımda pek de haklı değilim dememin sebebi ise şu; aslında benim "org" denilip geçilmesini yadırgadığım cihazlar da "org" denen şeyin geliştirilmiş, elektronikleştirilmiş, dijitalleştirilmiş halleri... üstelik türkçe karşılıkları da yok ve tamamına org deyip geçmek de yanlış sayılmaz...

benim takıntılı biçimde "gerçek org" dediğim ve hayranı olduğum şey aşağıdaki muhteşem varlık oluyor...


şunun …

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

akdeniz üniversitesi devlet konservatuvarının piyano bölümünde liseyi tamamladıktan sonra, bilkent üniversitesi müzik ve sahne sanatları fakültesi kompozisyon bölümünde onur türkmen ile sürdürdü çalışmalarını ve eğitimini başarıyla tamamladı... asıl hocası onur türkmen olmakla birlikte; kendisine büyük emeği geçen diğer hocalarından da bahsetmeden olmaz... yiğit aydın ile armoni ve orkestrasyon, tolga yayalar ile polifoni, fugue ve post tonal teori (yazdığıma pişman olmaya başladım:))... aynen yazsan olmuyor, türkçeleştirsen olmuyor, ne biçim ders arkadaş bunlar... tonal ötesi:)))...)... neyse; konuya hakimmişim gibi davranayım, bir çok "uzman yazar!" öyle yapıyor, benim neyim eksik:)... maria nowotna ile kulak eğitimi (ne güz…

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka... aşağıdaki paylaşımları da bu yazıdan sonra yaptım, onları da araya ilave edeyim dedim... aşağıdakiler de okunacak...

cem esen'den cosmic variations

cem esen ve ayşe ece güneşş…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

ıraz yıldız

çok fazla paylaşıma aynı şekilde başladım, artık tat da vermiş olabilir ama ıraz yıldız da oldukça uzun bir süredir hakkında mutlaka yazmak istediğim çok önemli genç sanatçılardan biri... ve ben şimdiden bu klişeleşmeye başlayan girişe ek olarak, klişeleşmeye başlayan kapanış cümlemi de en baştan yazayım; yakın yada uzak gelecekte kesinlikle kalbur üstü bir cazcı olacak ıraz... hiç kimseye bu kadar emin olarak yazmamıştım bu öngörümü... bütün derdim, klasikçileri cazcı yapmak benim:)...

ıraz yıldızı ben fazıl say sayesinde tanıdım... fazıl sayın övgüyle bahsettiği genç bir piyanisti yakalarım da bırakır mıyım hiç... o zamandan beri aklımda ama şimdi o yazıyı bulamadım... bulunca eklerim mutlaka... izlediğim ilk videosunu hemen paylaşayım... bu kadar mı hissederek çalınır!... aslında çok daha yakın tarihli canlı kayıtları da var ama ben özellikle bu kaydı paylaşıyorum..

fazıl say - nazım balad 1



burada da bir çok kez elimden geldiğince paylaşmaya çalıştım, son yıllarda ülkemizde genç y…

samida

gürcü dilinde üç kız kardeş anlamına geliyor samida... yani yukarıdaki fotoğrafta gördüğümüz üç sanatçı; damla şahin, yudum şahin ve tamara şahin kardeş oluyorlar... ilk defa yüzleri göstermeyen bir fotoğraf seçtim burada, ilginç oldu ama fotoğraf güzel ne yapalım, aşağıda tekrar paylaşırım, tanış olursunuz artık... ben de az önce tanıştım kendileriyle ve hemen paylaşmaya başladım... bir yandan dinliyorum müziklerini, bir yandan da yazıyorum... ilk izlenimlerimi yazayım hemen: parçalar kısa:)... bir de şunu yazayım, yeni tanış oldum dedim ama bu kardeşlerden birini tanıyorum sanki...

ben genelde bu şekilde paylaşım yaptığım için, yazmaya başlayıp da sonradan paylaşımı iptal ettiğim de az olmadı ama samida şu anda oldukça iyi gidiyor... youtube tarafından bana önerildiği için izlediğim ilk videoları "budur işte!" dedirtmişti, şu anda evet kesinlikle budur işte diyorum... çok başarılılar... dinlemeye başladığınız anda eğitimli müzisyenleri dinlemekte olduğunuzu hemen anlıyors…

gökay özgür

uzun süredir ilgiyle takip ettiğim ve bir süredir de yazmak isteyip, bir türlü yazamadığım, diğer yandan hakkında az da paylaşım yapmadığım bir genç piyanist gökay özgür... bir kaç yıldır mimar sinan güzel sanatlar üniversitesi istanbul devlet konservatuvarı'nda prof. dr. gülden gökşen ile piyano eğitimlerine devam eden öğrencilerin başarı haberlerini sıkça paylaşır oldum... mesela bir tanesine şöyle bir göz gezdirin derim çünkü oradaki fotoğrafa hayranım ben... boy boy, envayi çeşit piyanist göreceksiniz, işte o boy boy genç piyanistin en boylusu olarak sürekli dikkatimi çekerdi gökay özgür ama hakkında yeterli bilgim olmadığı için şimdiye kadar paylaşamamıştım...

fotoğrafta abi gibi duran gökay özgür, gülden gökşen'in diğer öğrencilerinin gerçekten abileridir... piyanoya 15 yaşında başlamış ve bu sebeple sanat otoritelerini şaşırtıyormuş çünkü 15 yaş çok geç bir yaşmış piyanoya başlamak için... "5 aylıktı, kürdilihicazkar makamında ağlar, mama kaşığını evfer usulünde v…