Ana içeriğe atla

mor karbasi

mor karbasi
bir dinleyen bir daha bırakamaz mor karbasi'yi... hiç bu kadar iddialı bir cümle kurmamıştım, zaten kurulmaması da gerekir ama mor karbasi bu cümleyi bence fazlasıyla hak ediyor... oldukça uzun bir süredir hakkında ne bulduysam okuyorum, bütün müziklerini dinledim defalarca, bütün videolarını da izledim diyebilirim... istisnasız, dünyanın her yerinde tanınıyor, dinleniyor ve çok seviliyor...  hakkında yazılan bir çok yorumu da hiç üşenmeden okudum, aptalca yapılan siyasi yorumları saymazsak -ki o yorumlar da çok az-, 1 adet bile olumsuz ifadeye rastlamadım!... sanatın içine o anlamsız fikirlerini ille de sokmaya çalışanlar bile, "sesi ve müziği harika, bir şey diyemem, ama dır dır vır vır......" şeklinde yazmak zorunda kalıyorlar mecburen... asyadan amerikaya, afrikadan, avrupaya ve avustralyaya kadar her coğrafyada ve kültürde bıraktığı etki de neredeyse aynı: her türlü duyguyu aynı anda yaşatabilen, üzerken umutlandırabilen ses...

sadece tek bir müzik türüne tutkulu, başka hiç bir müziğe zerre kadar pirim vermemeye özen gösteren saplantılı dinleyiciler bile mor karbasi'ye ayrıcalık tanıyorlar... mor karbasiye bu derece hayranlıkla bağlı kalınmasının ve en başta iddialı bir şekilde ifade etmiş olduğum gibi bırakılamamasının tek bir nedeni var: sanatını yaşayarak ve yaşatarak icra ediyor olması... büyük bir içtenlikle ve samimiyetle yaptığı tek şey bu... söylediği her kelimenin arkasında büyük hikayeler var... bir türlü unutulamayan hikayeler... şarkılarının dilini de anlamanıza hiç gerek yok... o şarkının ne anlattığını rahatlıkla anlayabiliyorsunuz... tabii şunu da ilave etmek durumundayım; ladino söylediği için zaten konuyu tahmin edebiliyorsunuz, o ayrı ama mor kabasi üzüntüyü de sevinci de hüzünlü söylemesine rağmen, siz ne anlattığını anlayabiliyorsunuz... o derece doğal bir aktarımı var yani... uzun uzun anlatmaya çalışmaktansa, ilk dinlediğimde donup kalmama sebep olan judia adlı parçasını paylaşayım... the beauty and the sea albümünden... klibinde kürt kökenli iranlı yönetmen bahman ghobadi'nin ünlü ve unutulmaz yapıtı kaplumbağalar da uçar filminin can alıcı sahneleri kullanılmış... bu filmi mutlaka izlemenizi öneririm bu arada...



ses bu kadar mı etkili ve doğru kullanılır!... topu topu 5 küsur dakikalık bir şarkı ama insanı oturduğu yere çivileyen bir eser... parça bitince "bu neydi yahu" deyip, bir kaç kere daha dinlememek oldukça güç... iddialı ifadeler kullanıyorum sürekli ama gerçekten böyle düşünüyorum ve böyle düşünmeyene de henüz rastlamadım... sadece benim düşüncem yada beğenim olsa, bu şekilde zaten yazamam...

judia, çok önemli bir şarkı... ben yukarıda filmde kullanılan versiyonunu paylaşmayı tercih ettim ve bu versiyon albümdeki halinden çok daha iyi bence... filmdeki görüntülerin kullanılmış olması da etkili tabii ama sadece dinlediğimde de bu versiyon bana daha etkileyici geliyor... albüm versiyonu için tıklayın... aşağıdaki bağlantıdan da resmi web sayfasına sosyal paylaşım sayfalarına ulaşabilirsiniz...

www.morkarbasi.com

judia'nın sözleri mor karbasi'nin annesine aitmiş... şarkının özü şu: "nereye gidersen git, adın her zaman yahudidir" judia aslında yahudi demek ama şarkıda kadın olarak algılanıyor...
Judia will be your name...

My mother kissed my forehead when I was born,
a kiss of love
my mother gave to me when I was born.

Filled with pain she said:
Judia, Judia will be your name [x2]

My mother lit the candles of Sabbath,
they illuminated my eyes
my father sang to me festive songs,
they remained in my heart.

And he said to me:
Judia, Judia will be your name [x2]

In my dark eyes,
in my dark hair
the flames of my country
burned like candles
like candles of consolation.

Silently, as they burned out they said:
Judia, Judia will be your name [x2]

And I wanted to run away,
and lose my way
to no longer carry the pain in my heart
the horrible mark on my chest
as they died screaming
and I cried by the river.

Judia, Judia will be your name.
sözlerinin türkçesini buldum ama bana çok alakasız geldi!... ingilizcesini paylaşayım, siz bakın çaresine... ingilizcesi de ne kadar isabetli bilmiyorum çünkü ispanyolcası ile pek de uyumlu gelmedi bana... neyse... yukarıdaki oldukça doğru sayılır...

yukarıda da bahsettiğim gibi, en önemli ladino şarkıcılarından biri mor karbasi... bu arada ladino, 15. yüzyıl ispanyolcası ile ibranice karışımı bir dil ve o dönemde ispanyadan sürülen yahudilerin ülkemize, daha doğrusu ege bölgesine taşıdığı dil oluyor... bilindiği üzere, ispanyadan sürgün edilen bu insanlar sefarad olarak tanınıyorlar ve oldukça köklü bir kültüre sahipler ancak yakın bir zamana kadar kullanılmaya devam eden bu dil maalesef bugün yok olmakla yüzyüze... sefarad, ibranicede ispanya demektir ve ispanyadan ayrılan yahudiler kendilerine sefarad demişlerdir... kullandıkları ladino dili ise ispanyolcanın kastilyano lehçesine türkçe, ibranice ve biraz da rumca kelimeler karışmış halidir... kaybolma tehlikesi altındaki ladino dili için genelde bu ifadeler kullanıyor ama ben bir ara ilgilenip okumuştum, ladino dilinin aslında o dönemde ispanyada kullanılan dil olduğu, oradan kovulan ve osmanlı devletine sığınan sefaradlar tarafından bir çok kelimenin osmanlıcaya sokulduğu da ifade ediliyor ve bu bana daha mantıklı geliyor...

shecharhoret paylaşayım arada, bu harika şarkıyı dinlerken okumaya devam edin... en az judia kadar güzel bir diğer karbasi şarkısı... yine ilk albüm olan the beauty and the sea'den... tabii şunu belirtmem şart, bu şarkıyı 1976 yılında da ofra haza seslendirmişti... diğer bir çok ladino şarkıcısı da seslendirmiştir...



düğün şarkısıymış aslında... yani öyle deniyor, yeni öğrendim... sözleri kabaca şunu anlatıyor: "aslında esmer değilim, bembeyazım ama yaz güneşi beni kara yaptı... denizciler bana esmer kız diyorlar, bir daha derlerse onlara giderim... kralın oğlu bana esmer kız diyor, bir daha derse ona giderim..." arkadaş böyle düğün şarkısı mı olur yahu:))... damadın suratına baka baka:))... neyse... benim en çok dikkatimi çeken şarkının ilk cümlesi oldu, gerisi hikaye... shecharhoret, esmer demek bu arada... bu parçanın devamı morenicadır ve ayrı bir şarkıdır...

bir şey yazınca, yarım bırakmak olmuyor, yahudiler ispanyadan neden sürgün edildiler? onu da yazayım bari... önemli konu, çünkü mor karbasi'yi bir bakıma o dönemin kastil-leon kraliçesi 1. isabella'ya ve aragon kralı 2. ferdinand'a borçluyuz... özellikle isabella'ya... özetle şöyle oldu; yahudiler çok eski dönemlerde yerleşmişlerdi aslında iber yarımadasına... ispanyada islamiyetin hakim olduğu dönemde, müslümanlar hıristiyanlara ve yahudilere hoşgörü ile yaklaşmışlardı ve özellikle yahudi halkın katkılarıyla ispanya oldukça gelişmişti ve hoşgörü ortamı ve refah sebebiyle ispanya yahudilerin göç ettiği bir yer olmuştu... bu süreçte kuzeyde dar bir alanda yaşayan katolikler zamanla güçlenerek ispanyanın tamamına 14. yüzyılda yeniden hakim oldular... tabii ilk yapmaya çalıştıkları, buradaki yahudileri hıristiyanlaştırmaya çalışmak oldu... bu plan ters tepti çünkü yarı yahudi yarı katolik tuhaf bir toplum oluştu... bazı yahudiler hıristiyanlığa geçtiler ancak bazıları hristiyan görünüp, yahudiliğe sadık kaldılar ve sonuçta yahudilik yer altına indi yani gizli ve bilinmeyen bir halk kitlesi doğdu... bu durum özellikle kendi geçmişinde de yahudilik bulunmakla birlikte koyu bir katolik olan isabellayı çok rahatsız ediyordu... gün geldi, isabella ile ferdinand evlendiler!... ferdinandı kullanmak için evlenmiştir bu isabella kesin... neyse, dedikodu yapmayalım... 1478 yılında engizisyonu kurdular ve 1492 yılına kadar dinini değiştirmeyen yahudileri yakarak öldürdüler... 1492 yılının başlarında kral ve kraliçe alhambra kararnamesini imzaladılar ve 31 temmuz tarihine kadar tüm yahudilerin bütün varlıklarını bırakarak ispanyayı terk etmelerini istediler... bu arada, 31 temmuz tarihi yahudiler için matem ve oruç günüdür yani o tarih özellikle seçilmiştir... uzatmayayım, 1492 yılında ispanyadan sürgün edilen yahudiler, daha sonra sicilya ve portekizden de uzaklaştırıldılar...



burası müzik bloğu, dolayısıyla her şey objektif olmak zorunda... 1735 yılında kurulan ispanya kraliyet tarih akademisi, tarihi kaynakları araştırmak ve belgeleri toplamak amacıyla görevlendirilmiştir... daha sonra resmi kimlik kazanan bu kurum real academia de historia başlığıyla tüm belgeleri yayınlamıştır... bu belgelere göre; yahudileri ispanyadan kovan sistem içinde etkin olan çoğu önemli kişinin de aslında sonradan katolik olan yahudilerdir!... bu dönme yahudiler konverso olarak tanımlanmaktaydılar... isabella'nın da geçmişinin musevi olması, sonradan koyu bir katoliğe dönüşmesi de en az bu kadar ilginç...

bu paylaşımda ben sadece şu kadarcık bir yorum yapayım: yahudiler, o dönemde matematikten anlayan, ticaret yapan, bilgili tek toplum idi... bir diğer ilginç nokta da şu; colomb'un da gizli yahudilerden olduğu konusunda ciddi belgeler var... özetle, aydın ve bilgili kesim her zaman sorun olarak görülmüştür ve yok edilmiştir... sonradan katolik olan konversolar için bile...

1492 yılında başka ne oldu? yine ispanya vardı gündemde... hem de dünyanın yeni keşfedilen öbür yakasında... yahudiler ispanyadan çıkarılmalarından sadece 2 ay sonra colomb amerika kıyılarına ulaştı... cenovalı kaşif ispanya krallığı himayesinde çıktı sefere ve karşı kıyıya ulaştığında kendisini karşılayan kızılderililerin ne kadar insancıl olduklarını, savaşmayı hatta kılıcı bile bilmediklerini yazdı seyir defterine... yazmakla kalmayıp, ispanya kraliçesine de anlattı... bizim şu ferdinand ile isabella kendisini barcelonada karşıladılar ve amiral yaptılar... yetmedi, keşfettiği bölgenin valisi de oldu colomb... colomb'u sevmediğim gibi, şimdi uzayda dolanan kaşifleri de sevmiyorum zerre kadar... ödüm kopuyor gariban bir gezegen keşfedeceğiz diye... aklımızdaki uzaylılar hep gelişmiş yaratıklar olduğu için üstünde durmuyoruz ama kalkıp da gariban bir gezegen keşfedersek olacakları tahmin etmek hiç de zor değil...

mor karbasi ve diğer ladino şarkıcılarının şarkıları bu sebeple hep hüzünlü ve üzüntülüdür... bu hüznü sesi ile en iyi yansıtanlardan biridir mor karbasi ve günümüzde ladino dilinin yaşaması için de gayret sarfetmektedir...


mor karbasi, 2008 yılında çıkardığı ilk albümü the beauty and the sea ile adını dünyaya duyurmayı başardı... çarpıcı sesi ve sahne performansları sayesinde kısa sürede dinleyici kitlesi hızla genişledi... ikinci albümü daughter of the spring ile de ladino'nun divası olarak anılmaya başlandı... özellikle bu albüm sonrasında dünyanın bir çok ülkesinde konserler verdi... la tsadika isimli üçüncü albümünde ise annesinden gelen fas kültürü ağır basıyor... 1986 yılında jerusalemde doğup büyüyen mor karbasi'nin babası ise iranlı bir musevi... bu sebeple farklı coğrafyalardan köken alan bir kültüre sahip ve bu renklilik doğal olarak müziğine de yansıyor... bu kültürlerden beslenen geleneksel ve anonim eserler yanında, kendisine ait eserleri de seslendiriyor mor karbasi... 2016 yılında da en son albümü ojos de novia çıktı piyasaya...

faslı annesi, büyükannesi, hatta daha da büyük annesi şarkıcı mor karbasinin ... kim bilir önceki büyük anneleri de şarkıcıdır da kendisi de bilmiyordur... özellikle anne tarafı çok fazla sanatçı ruhlu anladığım kadarıyla... annesi sürekli yanında mor karbasinin ve en büyük desteklerinden biri... ilham aldığı kişi de doğal olarak annesi... annesinin hikayeleri ve şarkı sözleri albümlerinde mor karbasinin... büyük annelerinin ortalıkta ulu orta şarkı söylemeleri büyük olasılıkla yasak idi çünkü o dönemlerde pek de hoş karşılanmazdı kadınların şarkı söylemeleri ama mor karbasi bugün dünyanın her yerinde şarkılarını seslendiriyor... 500 küsur yıllık kültürü yaşatmak için çabalıyor... eskiden ulu orta söylenemeyenleri bugün o söylüyor tıpkı diğer ladino şarkıcıları ve müzisyenleri gibi... ve bütün bunları da en iyi şekilde yapıyor...

son albümünden aynı adı taşıyan şarkısıyla bitireyim artık... ojos de novia... yani sevgilinin gözleri...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

mohsen namjoo

az önce tanıştım mohsen namjoo ile ve yine ilk dinlediğim parçasında, hatta daha parça başlar başlamaz "budur" dediklerimden oldu... şu anda henüz 2. parçadayım ve dinlediğim ilk parça ile ikinci parça arasında zerre kadar alaka yok! sevdim bu adamı:)... zannedersem zaman zaman olduğu gibi "çok engin bir derya" ile karşılaştık yine ve zaten ben de bu bloğu boşuna yazmıyorum, öğreneceğiz bakalım ne kadar enginmiş mohsen namjoo ... karşılaştığım ilk bilgiyi -saçma da olsa- hemen vereyim; ülkemizde muhsin namcu diyenler de var!... hatta uzun uzun tartışmalar bile yapılmış bu konuda!... biri diyor sen hatalısın, öbürü diyor; hayır sen yanlışsın... her konuda olduğu gibi, bu konuda bile ciddi bir ayrışma söz konusu... klasik ülkemiz insanı durumu... tamam, gerçek adı doğal olarak farsça ve yazılışı farklı çünkü mohsen namjoo iranlı bir sanatçı... bu konuda bile tartışmaya ne gerek var anlamış değilim... çok mu zor? bakarsın adamın sayfasına, o neyi kabul etmişse, s

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin... aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim... "çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum... "nasıl çocuğa gitar al

gelem gelem (djelem djelem)...

çingene bayrağı "öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti" "gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum... çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz   çingeneler   çingene müziği   tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği içi

gnossienne

source: martha graham center of contemporary dance www.marthagraham.org Photograph by Soichi Sunami gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser... önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk ba

can özhan ve öğrencileri

can özhan yazıya nasıl başlayacağımı bilemedim... kaç aydır duruyor bu paylaşım taslak olarak ama elbisesini giydirip, paylaşmam lazım... ben normal koşullarda can özhan gibi ünlü ustaları değil de, ünlü birer usta olacak genç sanatçılarımızı yazıyorum... can özhan da genç sanatçı ve 32 yaşında bu aralar ama bloğun konseptinin çok dışında bir sanatçı artık... çok başarılı ve benim hiperaktif sanatçı olarak tanımladığım sanatçılarımızdan can özhan da.. konserler, projeler, ustalık sınıfları, orkestra kurmalar vb bir çok farklı aktivite devam ederken, bir çok da genç kemancı yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor... hepsi de çok başarılılar ve aslında her biri ayrı ayrı paylaşımları fazlasıyla hak ediyorlar ama ben bu tip paylaşımlar yapmayı tercih ediyorum.. yani ortada bir proje, orkestra, destek programı vs gibi bir ortak çalışma içinde yer alan genç sanatçılarımızı paylaşma gibi... bu paylaşımın konusu ise; en az sanatçılığı kadar başarılı olduğu öğretmenliği can özhan'ın... v

çocuklar müziğe hangi enstrümanla başlamalı?

piyano neden bu paylaşımı yapıyorum? önce onu yazayım... neden olacak, çok soru geliyor... çocuk ve genç sanatçılarımızı paylaştığım için sık sık, doğal olarak bana soran aile çok oluyor bu konuyu ve bazı başka konuları... en çok sorulan sorulardan biri de şu: "bizim çocuk müziğe çok meraklı, hangi enstrümanla başlasın? hangi kursa gönderelim?" kabaca bu soru çok geliyor... tabii devamı da var... bir kaç soruyu da ayrı bir paylaşımla yazarım... daha önce çocuğa gitar nasıl alınır? gibi bir paylaşım yapmıştım, onu okuyan, bu piyano işini de soruyor haliyle... bir çok özel kurs var... enstrüman satan mağazalar var... müzik öğretmenleri vs var ama galiba anladığım kadarıyla aileler verilecek cevabın tarafsız olmasına özen gösteriyorlar... yani doğal olarak işin içinde ticari, parasal, ekonomik vs vs konular olunca, galiba tatmin edici olmuyor... mesela piyano kursu veren bir yere sorduklarında aldıkları cevabın "piyano" olması onları tatmin etmeyebiliyor... beni de e

cansu naz eriş konseri

cansu naz eriş belçika musica mundi school 'da piyano eğitimine devam etmekte olan başarılı genç piyanistlerimizden cansu naz eriş , 21 şubat günü çok başarılı bir resital verdi musica mundi bach konser salonu nda... ben böyle tam konser kayıtları gördüğümde mutlaka paylaşmaya çalışıyorum, bu konseri paylaşmak için başladım yazmaya ama çok taze ve harika bir başarı haberi ile de karşılaştım... önce o haberi vereyim; pariste düzenlenen 18. c oncours international de chatou piyano yarışması nın yaş sınırlaması olmayan konser piyanisti kategorisi nde ikinciliğe layık görüldü... yarışmada birinciliğe layık görülen kimse de olmadığı için, doğal olarak yarışmanın birincisidir cansu naz... birinci seçilmemiş olması da yarışmanın kalitesini ve zorluğunu göstermesi açısından çok önemli... her türlü sıkıntıya, kısıtlamaya rağmen; gece gündüz çok yoğun bir çalışma ve tempo içerisinde geçirdiği şubat ayına yedi canlı etkinlik ve bir yarışma galibiyeti sıkıştırmayı başaran cansu naz eriş hakkın

gordion oda orkestrası

gordion oda orkestrası geçtiğimiz haziran ayında yeni bir orkestramız daha dünyaya geldi.. gordion oda orkestrası .. son yıllarda bu konuda çok güzel kıpırdanmalar var ve yeni orkestralar, korolar, projeler, etkinlikler dikkat çekmeye başladı.. bu yeni ve genç oluşumların bir kısmı maalesef çinliler yarasa çorbası içtikleri için çeşitli şansızlıklara denk geldiler ama ben kaldıkları yerden yollarına devam edeceklerinden eminim... orkestranın en önemli hedefi; genç sanatçılara mesleklerini icra edebilme şansı vermek... sadece orkestracılık anlamında değil, solistlik anlamında da kendilerini gösterebilme yolunu onlara açmak... tabii ki bunu yaparken benim gibileri de barok konserlerle buluşturacaklar... buluşacağız gordion oda orkestrasıyla ancak birlikteliğimizin devamı için sürdürülebilirliğin sağlanması da şart... oldukça fazla sayıda genç sanatçımız gordion bünyesinde bir araya geldiler ve büyük bir heyecanla çalışmalarını sürdürüyorlar.. günümüz şartlarında, mutlaka sponsorlarının o

ilham perileri

ilham perileri (müzler) biraz sakat bir konuya dalasım geldi, bakalım işin içinden çıkabilecekmiyim... şu anda çok az bilgim var şu ünlü ilham perileri hakkında... şöyle bir olası kaynaklara da göz gezdireyim dedim, gözüm de korktu ama yıllardır hep ilgimi çeker bu ilham perileri... müzler de deniyor, musalar da... ingilizce muses... hemen her dilde yunanca orijinaline sadık kalınmış... Μοῦσαι (moũsai) ise orijinali oluyor... yunanca tabii... müz kelimesinin kökeni de "men" miş... bana pek bi alakasız geldi ama öyleymiş sonuçta... men kelimesi ise çok fazla ciddi anlamlar taşıyor: akıl, düşünce ve yaratıcılık!... umarım ingilizce insanoğlu denen "men" buradan gelmiyordur ama sanki öyle... bu kadarla da kalmıyor, bu 3 ana kavramın altını dolduran konular çok önemli; bilim, edebiyat ve sanat... konu ağır anlayacağınız... men kelimesinden köken aldığı söylenen müzler ise sanat, bilim ve edebiyat alanında eserler veren insanlara ilham getirmekle görevli periler.

trio mandili

trio mandili zannedersem ünlü olma derdi tasası olmayan bu üç genç kız, isteseler de istemeseler de ünlü olacaklar... hatta olmuşlar bile... belki de çağımızın kendine özgü imaj ve tanıtım çalışmalarından biridir, öyle gibi gelmedi ama bilemem... bu yazı uzun olamayacak ve yazdığım şeyleri pek de emin olamadan yazacağım, baştan söyleyeyim çünkü bu hanım kızlarımız gürcistandan oluyorlar ve dillerini anlamayı bırakın, alfabeleri bile doğal olarak enteresan... bu sebeple çok da bilgi sahibi olamadım henüz ama beğendim ve paylaşmak istedim... hatta şu anda bir yandan isimlerinin latin alfabesiyle yazılışını aramakla meşgulüm:)... çağımıza özgü bir imaj ve tanıtım çalışması olabilir dememin sebebi; "trio mandili" nin uygun buldukları, diledikleri yada belki de denk gelen herhangi bir yerde video çekip, internette paylaşmaları... bana çok doğal geldiler yani "biz işte böyle çalar söyleriz öylesine, beğenirseniz dinleyin" tarzında bana çok hoş gelen bir tarzları va