kendini tüketen tekelci zihniyet

murat ömür tuncer
agora gençlik senfoni orkestrasının kurucularından ve şeflerinden biri murat ömür tuncer... agora orkestranın fikir babası ve her ne kadar kolektif bir yapılanma olsa da, sürükleyeni denebilir... aynı zamanda besteci... her iki bağlantıya gidip de iyice bi okursanız sevinirim... blog dilinde bu gidin okuyun anlamına gelir, hatırlatmama gerek var mı?... özellikle aşağıdaki bağlantıyı da okumanız şart...

ago'dan mozart ve film müzikleri

yukarıdaki fotoğrafını, sadece jimi hendrix'e benzettiğim için seçmedim... hani kafalarımızda kalıplaşmış bir klasik müzikçi vardır ya? (tamam, saçma bir şey ama var yeminle) üstüne üstlük orkestra şefi kalıbı da vardır... işte o kalıpların biraz dışında biri olduğunu vurgulamak için seçtim... blogçulukta bu şudur aslında: bu fotoyu gören ne kadar rocker varsa tıklar bu paylaşımı::)))... reyting uğruna anlayacağınız tüm bu zevzekliğim:)...

kafamızdaki o kalıplaşmış klasik müzikçi var ya?... işte o kalıba görüntü olarak uyan ama ruh olarak zerre kadar o kalıpla alakası olmayan klasik müzikçi de az değilmiş... yazı onlarla ilgili...

aşağıdaki yazı tahminimce azcık ciddi olacak, bu sebeple ben kendimi biraz yumuşatmaya çalışıyorum salakça esprilerle... bu yazıyı da en çok rocker'lar çok sevecekler gibi sanki... boşuna koymadık o fotoğrafı... fenderli olsa daha iyiydi ya neyse artık...

"hakkımdaki süslü püslü laflara katılmam mümkün değil" diyor kendisi ama ben süslü püslü laf etmeyen, gördüğünü yazan biriyim... üstüne üstlük, hafiften odun biriyimdir, anlamam pek süslü laflardan... doğruyu yapıyor ve söylüyor murat ömür tuncer, ben de yazıyorum, hepsi bu aslında... söz konusu sadece kendisi de değil, agora senfoni'nin tüm gençleri doğru yoldalar...

bir türlü geçmeyi başaramadığım asıl konuya geçmeden önce net biçimde şunu ifade etmek istiyorum: yazacağım her şey tamamen beni bağlar ve ne murat ömür tuncer'i ne de agora senfoni'nin gençlerini sorumlu kılar... yani aşağıdaki videoda konuşan kendisi ama yorumlar ve ilaveler sadece benim görüşlerim... hatta bazı konulara onlar da katılmayabilirler...



biliyorum, bağlantıları okumadınız ama videoyu da atlamamışsınızdır herhalde:)... o kadar da değildir yani...

videonun sonunda "kırbaç etkisi yaratıyor" demiş olması yüreğime su serpti... onun dışında neler söylediklerini aşağıya yazacağım... bu öylesine bir konuşma gibi görünmekle birlikte, bence titizlikle üzerinde düşünülmüş bir konuşma... en azından bazı ifadeler özellikle seçilip, sarf edilmiş... ara ara ciddi laf sokmalar da içeriyor... yani bazı laflar adrese teslim edildi çoktan... eminim ilk ve en dikkatli dinleyenler de o adres sahipleri olmuştur...

çocuk aklımızla koskoca bir senfoni orkestrası kurduk... hakikaten öyle oldu...
türkiyenin dahi, sıra dışı, en yetenekli gençleri değiliz, bu makyajdan da çok sıkıldık... sıkılmaktan çok, ben o çocuklara büyük kötülük yapıldığını düşünüyorum... ayrıca yazarım belki... şunu da belirteyim, o çocukların biraz pohpohlanmaya ve ayarında şımartılmaya haklarının olduğunu da düşünüyorum... suyu çıkarılmadan... kantarın topuzunu kaçırmadan... başka ne zaman pohpohlanacaklar yahu...
müzikteki tekelci zihniyet hem müziğe hem de dinleyiciye zarar veriyor... tekelci zihniyetin dikte ettiği aynı programlardan, aynı insanlardan çok sıkıldık... eski unkapanı plakçılar çarşısı zihniyetini konser salonlarına taşıyan zihniyet!...
problemlerin hiç bir zaman çözülememesinden çok sıkıldık... çözülürse, problem kalmaz ve problem olmayan yerde hiç kimseye ihtiyacınız kalmaz...
hayatlarımızın bu kadar çok politikleşmesinden çok sıkıldık... siyasete bulaşmayız ama politikasız da yaşayamayız, olmaz... katılmıyorum bu fikre...
sıkılmaktan da çok sıkıldık... buna bir şey bulamadım:)...
bir şeyleri protesto ediyorsak, önce çözüm önerimizi sunmalıydık... bizim çözüm önerimiz, kolektif bir şekilde yan yana gelmekti ve bunun karşılığı da müzikte senfoni orkestrası kurmaktı... kurduk geçtik ve kısa zamanda da güzel işler yaptık, bazen de ne güzeldir ki çok eleştirildik... saf mı değiştirsem!... kolektif, yan yana, birlikte, protesto... iş sarpa sarmaya başladı:)...
fakat bugün gelinen noktada; hiç bir salon kapılarını bize açmıyor... yada açamıyor!... açanlar da bizden tonla para istiyor... fakat bizim bir sponsorumuz yok, bağımsız bir topluluğuz ve çok da mutluyuz... yine de bir sponsor fena olmazdı... sokakları, okulları, üniversiteleri, festivalleri yoklamakta yarar olabilir...
çalıştığımız firmaların bazıları aranıyor, "murat size paranızı verdi mi?" yada "yok mudur bu çocuğun bir açığı?" diye soruluyor... çok ayıp, gerçekten çok ayıp...
orkestrada çalan müzisyenlerin hocaları aranıyor, onlara türlü direktifler veriliyor... ayıbın ötesinde, çok tehlikeli kötü bir davranış... bu videoda beni ciddi biçimde üzen ve bu paylaşımı yapmama sebep olan en önemli konu... bu orkestrada öğrenciliği devam eden bir çok genç var bildiğim kadarıyla... "yok canım, klasik müzik camiası ne kadar çirkinleşebilir ki" diyenlere duyurulur...
ama bilinmiyor ki, şucu bucu zihniyeti orkestramızda işlemiyor... bizim orkestramız, bir yada bir kaç şefin orkestrası değil... orkestramızın tek sahibi, onu oluşturan genç müzisyenler... kaldı ki, perde arkasına geçip, savunduğum bu fikri savunmaya devam edebilirim... istenilen odur belki?...
biz çocuklar, 60 kişi, bir araya gelip; kimseyi kesmiyoruz, kimseyi öldürmüyoruz, karıncaya bile zarar vermiyoruz, yerlere tükürmüyoruz, lüks arabamızla hız yapmıyoruz, hayvanlara zarar vermiyoruz ama bunun gibi bir ton şeye zaten maruz kalıyoruz... bu kısmı aşağıda yazarım unutmazsam...
bu hareketlere maruz kalan sanatçının zaten bir çatlaktan filizlenmesi gerekmiyor mu?... yahu sanatın ve sanatçının gerçekten olduğu bir yerde; zaten bunların hiç birisinin olmaması, bu videonun çekilmemiş olması ve bu paylaşımın da yapılmıyor olması gerekmez miydi?...
ülkede bir çok gençlik orkestrasına, sanat galerisine ihtiyaç var, genç fikirlere ihtiyaç var... bize ihtiyacınız var... buna mecbursunuz... kendi çocuklarınızın geleceği için, böyle gençlik hareketlerine destek vermeniz gerekiyor çünkü bizim yaşlarımızda pek çok genç artık gitmek istiyor ancak ben türkiyeyi seviyorum, gitmek istemiyorum ve kimsenin de gitmesini istemiyorum... bu bir sıkıldım, bunaldım, bıktım videosu değildir, zaten bunlar için benim yaşım çok genç... diyor ki, bu genç yaşımda, ben sanatımla ilgilenip, çok mutlu olup, çok da mutlu edebilirdim ama beni uğraştırdığınız zırvalıklara bakın, salon bulamıyorum, vaktimi ve gençliğimi sıkılmakla harcatıyorsunuz...
zaten bizim nesilde karşılaşılan zorluklar, kırbaç etkisi yaratıyor... bu musiki camiasının neden iki yüzlü olduğunu anlayamıyorum... burada biraz itirazım var... sizde yaratıyor olabilir, nesilde pek yaratmıyor... mecazi denebilecek bir "anlayamıyorum" olmuş, çok iyi anlıyor, hatta çok iyi biliyor bence ama bizlere soruyor şunun yanıtını: "ne için bu iki yüzlülük? özellikle klasik müzik alanında, bu iki yüzlülüğü yapmaya değer mi?"...

ben yanlış anlamış, yanlış yorumlamış olabilirim, mutlaka siz de dinleyin...

benim istisnasız her kelimesine tam olarak katıldığım bir konuşma... galiba murat ömür tuncer de benim gibi kendisini yumuşatmak için olayı hafiften karikatürize etme yolunu seçmiş... aslında oldukça ciddi bir manifesto gibi bir şey olmuş... videoyu izleyen, yılgınlık ve vazgeçme hissedebilir ama ben öyle hissetmedim... tam tersini hissettim...

en tepede bağlantısını verdiğim, agora gençlik senfoni orkestrası paylaşımını okursanız göreceksiniz, hiç de alışık olunmayan bir şekilde kurulan bu orkestranın, belli bir kesimin canını çok sıkacağını öngörmüştüm... bunu öngörmek de öyle matah bir şey değil, kendileri de zaten öngörmüşlerdir... zaten öngöremeyende vardır bir tuhaflık... yada gerçekten oldukça gençtir -ki ago müzisyenleri gerçekten çok gençler... orkestra müzisyenleri öngörememiş olabilirler, hatta çok şey umut edip, yıkılmış da olabilirler...

"yancı" geleneğimizden bahsetmiştim o yazıda... bir araya gelen gençlerin orkestrasını tanıtırken, canlarını sıkmamak için de bir çok şeyi yazmamıştım doğal olarak ama yukarıdaki videoda anlatılanların hiç biri öyle sürpriz filan değil... tersi olsaydı çok şaşırırdım...

agora senfoni kurulurken; murat ömür tuncer, varsa diğer başı çekenler ve gençlerden de ağzı laf yapan 1-2 temsilci, eğer o "yancı" kesime gidip; "sayın ulu bey/hanım, ocağınıza düştük, gelin bize abilik, ablalık, analık, babalık yapın, siz olmazsanız biz hiç bir şey yapamayız, ne olur tutun elimizden vs vs vs" deselerdi (ki bu daha şatafatlı, usulüne uygun bir prosedür gerektirir büyük ihtimalle, ben de bilmiyorum), medyatik bir şeyler olsaydı işin içinde, mesela o ulu zaat çevresinde gülümseyen aciz ve iş bilmez gençlerle fotolar filan olsaydı, işte anlayın yahu, bu sorunların hiç biri olmazdı... şimdi işler tıkır tıkır yürüyordu... her salon açmıştı kapılarını ardına kadar... koyu yazdım, çünkü yaşanan bu sıkıntıların bence tek sebebi bu... başka sebepleri varsa, camia bilir, ben bir tek bunu biliyorum çünkü pop müzik endüstrisi değil konu... ama yine de şuradaki paylaşımlara da göz atın isterseniz, ne olur ne olmaz...

ama birilerinin burun sokmasıyla kurulan bir orkestra da meb salonunda iki bin kişiyi biraz zor toparlardı... o zaat-ı muhteremler durmadan bas bas bağırıyorlar salonlar boş diye!... boş olur tabii, her salona aynı kişiler gidiyorlar, gitmesi gerekenlere ters türs bakıyorlar, sonra da "yahu bu gençler ne kadar cahil cühela takımı! klasik müzik dinlemeyen cahil bir gençliğe sahibiz vıdı vıdı vıdı" gibi boş boş konuşuyorlar... yahu gençlerde bir sorun yok!... siz varsınız o salonlarda diye gelmiyorlar, size bulaşmıyorlar... evlerinde dinliyorlar... tıpkı benim gibi... müziğin hiç bir hali ile, türü ile bir derdimiz yok... genç değilim, dana gibiyim ve gençliğimden itibaren, onlarca yıldır gelmiyorum o konserlere... gençlerin içinde olmadığı hiç bir konsere gitmiyorum, içime fenalık geliyor, daral geliyor... bir zamanlar gidiyordum, baktım, her hafta aynı teyzelerle akraba gibi olacağız, her sene aynı kemacı abi geliyor, aynı eserler vs vs vs... arkadaş, ben o viyanada her sene düzenlenen muhteşem yeni yıl konserinden de bıkmış adamım, yeri gelmişken söyleyeyim... burayı okuyan hiç kimse o soruna çözüm olamaz ya neyse artık... gerçi benzerleri bizde de yapılıyor...

bu saf çocuklar, akılları sıra, gittiler koskoca bir orkestra kurdular... daha o sanat otoritesi zaat-ı muhteremler ne olduğunu anlamadan 2 de konser patlattılar!... iş mi yani şimdi bu!?... geç intikal etti ve o bir kaç konseri o sayede verebildiniz... yoksa onları da rüyanızda görürdünüz...

bizim en önemli ve ciddi bilgi kaynağımız olan ekşi sözlüğe (hakikaten ne kadar banal ve vulgar kişileriz, utandım şimdi okuyunca) başvurdum bu arada... ben yancı deyip duruyorum, acaba doğru bir ifade mi diye... gören de engin bir kahvehane kültürüne sahip sanacak beni ama galiba camia sahip o kültüre... ekşideki ilk okuduğum tarifler çok güzeller...
"kahvelerimizde, kankasına yan tarafta oturanın eli hakkında bilgi vermek suretiyle masanın tadını kaçırmakla görevli kişi..."
"bir arkadaşının kaliteli arabasında mevcut olan, şöföre bilumum boş park yeri, piyasa durumu, cd changer icin gerekli cd desteği, vb ile ilgili bilgi ve destek veren, yeri geldiginde otopark bileti peşinden koşan, zamanla arabayi sahiplenebilen insanlara verilen ad..."
"oyun masalarına sorgusuz sualsiz oturup beleş yiyip içmenin yanısıra oyunculara
tavsiye vermeyi kendi için borç bilen huzurbozucu..."
"oynama riskini göze alamadıklarından yancı olup beleşe içmelerine, yemelerine rağmen yenildiğinizde sizle en fazla dalga geçen grup bunlar olur. ıslak odunla kafalarına kafalarına vurulması caizdir..."
agora senfoninin en büyük sorunu, yancılarının bulunmayışı... "win – win approach" yok agora orkestrada:)... tırnak içinde yazdığım yeri googledan bulup okusunlar... yahu ne kadar beceriksiz ve saf çıktı bu gençler:)))... arkadaş, sorun sizde... çağın gereklerine uygun davranmıyorsunuz, gidip orkestra filan kuruyorsunuz kendi başınıza... tövbe estağfirullah... siz kimsiniz ki, gidip orkestra kurup, konser veriyorsunuz!... böylesine safça bir çocukluk yapacağınızı tahmin bile edemediklerinden, hazırlıksız yakalandılar, gafil avlandılar:)))... hiç onlar olmadan orkestra mı kurulur!... hem de öyle basit bir orkestra da değil, senfoni orkestrası... bak, yazdıkça ben de kızmaya başladım size...

bilmez misiniz? o koskoca oscarlar, grammyler, nobeller bile win-win üzerine kuruludur...

konu agora orkestra olduğu için, araya bir video sıkıştırayım... ago paylaşacağım zannettiniz değil mi? onlara kızmaya başladım, yol yordam bilmiyorlar... agora orkestraya gelsin bu eser... müjdat gezen'den hem de:)...



şimdi benim gibi camia! dışından olanlar "koskoca klasik müzik camiasında da yancı mı olur canım, abartmayın" diyorlardır... ben de var demedim zaten... dedim mi? demedim...

bi an şöyle bir zorunluluk hissettim: ben bu kadar lafı, sadece videoda anlatıldığı için, tahminler yada söylenenler üzerine etmiyorum... biliyorum... ago konserine ard niyetle gidip, konser eleştirisinde ago'nun başarılarından hiç bahsetmeyip, konuyu üç-beş çocuk, 2 öğrenci şefin heveslerini almalarına ve benzeri zırvalıklara bağlayanları da biliyorum sonuçta... türkiye'de olmayan, sanat eleştirmenliği ve yazarlığı üzerine de yazacağım zaten... o da çok önemli, paralel olmakla birlikte, apayrı bir konu... sonraya bırakıyorum... ama sanat eleştirmenliği ve sanat yazarlığı da benim bu basit bloğumda kurduğum cümlelerden öteye gidemiyor ne yazık ki... "sahneye önce ali çıktı, bach çaldı, sonra veli çıktı, mozart çaldı, ali kendisinden bekleneni çaldı, veliyi çocukluğundan beri takip ediyorum, hızla gelişiyor vs vs vs!" bu mu yani?... arkadaş bunları ben bile yazabiliyorum... evet, o konu gerçekten bu konudan daha önemli... sonraya kalsın...

şu anda yazmakta olduğum konu gerçekten çok önemli değil... bunu da belirteyim, her şey olağan akışı içinde gidiyor ve gençler rahatlıkla üstesinden gelirler... bu tip sıkıntıları yaşamayan yoktur... ben hiç ne olacak bu gençlerin hali diye düşünmedim ama müzik yapmak yada müzik dinlemek için bu kadar sıkıntı yaşamanın ve yaşatmanın anlamı nedir? onu irdeliyoruz... ilerleyen günlerde de irdelemeye devam ederiz...

gençlere güvenmemin ve rahatlıkla aşarlar dememin altı kesinlikle boş değil... sadece ago yada müzik alanında değil bu güvenim... yöntemleri farklı, yıkıcı değil, yapıcı ve belki ara ara gerektiği kadar sert... geçtiğimiz aralık ayı başında bir bildiri yayınladı agora senfoni, o bildiriyi de paylaşayım istedim...
Ankara'da sayıları gittikçe artmakta olan gençlik senfoni orkestralarına karşı duyduğumuz derin sevgi, saygı ve umudu bildiriyor olmak büyük mutluluk. Bizler, bu hareketlerin tamamına dostluk elimizi uzatmaktan ve dayanışma içinde olmaktan her daim onur duyacağız. Hiç şüphe yok ki, işte bu gençlik hareketlerinin ilkeleri ve vizyonları; başta Ankara olmak üzere, ülkemizin mevcut sanat ortamını daha verimli, daha barışçıl ve daha zengin bir ortak paydada buluşturma gayesini işaret etmektedirler.
İletişim çağının gençleri olarak, hayallerimizin gerçek zeminlerde filizlenebilmesi için aksini düşünmek ya da iddia etmek elbette olanaksız olurdu. Zaten Agora Gençlik Senfoni Orkestrası'nın kuruluş bildirgesinde de yer alan; "mevcut sanat ortamında genç sanatçıların karşılaştığı sorun ve tıkanıklıklara kolektif bir bilinçle hareket ederek, orkestra akademisi niteliğinde çalışmalarını sürdürmek, konserler vermek ve çözüm odaklı bağımsız alternatif bir topluluk olarak algılanmak" bizim en temel ideallerimizin başında gelmektedir.
Bu vesileyle; AGO dışında aktif konserlerine devam eden ve her biri genç, idealist, özverili müzisyen arkadaşlarımızdan oluşan AGSO Ankara Gençlik Senfoni Orkestrası, Bilkent Gençlik Senfoni Orkestrası, Anka Filarmoni Orketrası, Gazi Gençlik Oda Orkestrası ve Bilkent Çocuk Senfoni Orkestrası, şehrimizde sanatsal girişimleri sevinç ve umutla karşılayan herkesin sahip çıkması, desteklemesi, talep etmesi ve ciddiye alması gereken oluşumlardır. Siz değerli dostlarımıza saygıyla duyurulur.
agora gençlik senfoni orkestrası, sadece ankaradaki gençlerin kolektif bir hareketi olarak başladı çalışmalarına ama ülke genelindeki tüm genç müzisyenlere de kapıları açık... amaçları da belli; ülke genelindeki genç müzisyenlerin bi araya gelmesi ve ankara'da sayıları gittikçe artan gençlik orkestralarının ülke geneline özendirilmesi... eğitim çalışmaları yapıp, konserler vermek de amaçlar arasında... tek istedikleri yapıcı yaklaşım ve destek... ago genel müzik direktörü murat ömür tuncer ve ago kurucu şefi yağız oral yanında; keman ve oda müziği eğitmeni reyyan başaran, orkestra şefleri erol erdinç, orhun orhon, orhan öner özcan gibi önemli isimler de gençlere özellikle eğitim açısından ciddi destek veriyorlar...

ne güzel aslında değil mi?... var mı herhangi bir sıkıntı?... ama gerçekten kim olduklarını ve sayılarını bilmediğim tekelci zihniyet açısından bir sıkıntı söz konusu zannedersem... nerede ne gibi bir sıkıntı buldularsa artık!...

müzikteki tekelci zihniyet diye geçiştirdiğimiz konu, mafyavari bir maceraya dönüşmüş!... genç ve başarılı bir sanatçının açığını aramak da nedir?... çok daha önemlisi, bir öğrencinin hocasını aramak da nedir?... ne dendi ki hocası aranınca?... ne denmiş olabilir?... gerçekten çok merak ettim ne dendiğini... sizce ne dendi?... bu kısmı "şimdilik" bu kadar yazıyorum çünkü bu ciddi bir konu...

tekelci zihniyete de bir şarkı gelsin benden...



aşağıda yazacağım dediğim bir yer vardı... diyor ki murat ömür tuncer özetle "biz kötü bir şey yapmıyoruz ki"... adam kesmiyoruz, hayvanlara zarar vermiyoruz, sağa sola tükürmüyoruz, lüks arabamızla hız yapıp, birilerini öldürmüyoruz ama benzerlerine neden maruz kalıyoruz diye soruyor... gerçekten, bu gençlerin kime ne zararı var?... neye yada kime nasıl bir zarar verebilirler ki?... müzik yapıyorlar... o kadar... zaten eğitimliler, eğitim almaya devam ediyorlar, eğitimsiz de olabilirlerdi, ne var bunda... sanatta zorunlu/zorunsuz eğitim zaten hiç bitmez... bir araya gelmişler ve provalar yapıyorlar, salon bulabilirlerse konserler veriyorlar... tatillerinden vazgeçip, çalışıyorlar... daha iyi olmaya çalışıyorlar... bugün eminim, andre rieu da daha iyi olmak için çabalıyordur... fazıl say da... yuja wang da... bu gençler de daha iyi olabilmek için provalar yapıyorlar, iyi bir orkestradan çıkması gereken, terminolojik olarak ne dendiğini bilmediğim o polifonik sesi daha iyi yakalamaya çalışıyorlar... tecrübelerini artırma gayreti içindeler... ve zaten onların hayatı bu!... yahu bu gençler bunu yapmak için eğitim alıyorlar yada almışlar ve onların işi bu... ne yapacaklar başka?... konservatuvar okuyup, ameliyata mı girecekler?...

özetle; bir araya gelip, müzik yapıyorlar... başka konserlere gitmeyen ben, onları canlı da dinlemek için bekliyorum... şimdiye kadar verdikleri konserler oldukça ilgi çekti, herkesin kolayca dolduramadığı salonu basamaklarına varıncaya kadar doldurdular... çok başarılılar, içlerinden çıkardıkları oda orkestraları da çok başarılılar, hatta ödül de aldılar... hiç bir zararları yok...

bakmayın benim burada laf edip durduğuma, büyük sanatçılardan kendilerine ciddi biçimde sahip çıkan ustalar da oldukça fazla... unuttuğum olur diye isimlerini yazmıyorum... pirinçle taşı ayırmak çok önemli... destek olan o büyük sanatçılarımız kendilerini nasıl olsa biliyorlar... bu videoya ve benim yazdıklarıma alınan varsa eğer??? var mı? işte onlar sorun... onlar da kendilerini biliyorlar... ortada hiç bir sorun, hiç bir sıkıntı yokken, bu gençler de müzik yapıyorlarken, sevenleri ve destekleyenleri de çokken, ARKADAŞ, SİZİN SIKINTINIZ NEDİR?... bu blogta ikinci defa büyük harf kullandım, diğerini de unuttum hangi konudaydı... GENCECİK BİR SANAT ÖĞRENCİSİNİN HOCASINI ARAMANIZA SEBEP OLABİLECEK KADAR ÖNEMLİ NASIL BİR SIKINTINIZ VAR Kİ?...

diyelim ki başarılı değiller... olabilir... bakın "diyelim ki" dedim... gençlik orkestrası, adı üstünde... bir kısmı da öğrenciymiş... eğer yanlış yada eksik gördüğünüz konular varsa, çatır çatır eleştirin... sanatsal, teknik eleştiriler tabii... yerden yere vurun... gidin, öğretin... destek olun... provalarına katılın... hatalarını söyleyin, nasıl olması gerektiğini gösterin... onlara salon ayarlayın, gidin konserlerine çalın siz de... maddi katkıda bulunun... ne bileyim, çok bilenler sizlersiniz... ben çok bildiğim konuda, gençlere çelme takmıyorum... onlardan 50 yıllık bir tecrübe beklemiyorum... ne kadar yapıcı ve olumlu yazıyorum değil mi?... halbuki asıl derdinizi ben de biliyorum, gençler de biliyorlar... siz zaten biliyorsunuz...

evet, ülkemize bol bol gençlik orkestraları, sanat galerileri gerekiyor... bu kadar da değil, genç spor kulüpleri de gerekiyor... gençlere yönelik bir çok şey gerekiyor... ve bir çok eleştiriye karşın; ben ülkemizde son yıllarda çok iyi gelişmelerin olduğunu da düşünüyorum... ortada gerçekler var... çok fazla eleştiri ve tukaka lafı var ortalıkta ama bugün hiç olmadığı kadar çocuk ve gençlik orkestramız var... hiç olmadığı kadar kendisini ispatlamış genç yeteneğimiz var... farklı yol izleyen çok genç şeflerimiz var... çok iyi okullarda öğrenimine devam eden bir çok genç ve çocuk var... butik konser salonları, sürekli konserler, çizgi üstü genç oda müziği orkestraları var... çocuklar da artık konserlere çıkabiliyorlar... destek olan kişi ve kurumlar ellerinden geleni yapıyorlar... yeterli mi? tabii ki çok daha fazlası gerekli... daha fazlası gerekirken, sağa sola çelme takmanın anlamı nedir?...

her genç yukarıda saydığım olanaklara sahip mi? değil tabii ki... durum vahim çok! ama ülkemizde sanat eğitimi vermekte olan kurum sayısı da aslında fazla... fazla derken, şöyle fazla; aktif sanat hayatına kolayca girebilseler, tabii ki fazla değil... ama durum öyle değil ki... gençler, kendilerine bir yol çizmişler, sizin sanat aşkınız o yolu kesmekten mi geçiyor?...

ve en önemlisi; bir araya gelip, kendi kendilerine senfoni orkestrası kurup, 1 sene içinde bir kaç başarılı konser verebilecek ve beğeni toplayabilecek kadar yetenekli, kendi ayakları üzerinde durabilen, başarılı, hevesli, sanatına odaklanmış gençlerimiz var... klasik müziğin içinde bulunduğu ve çok da dertli olduğunuz sorunların da çözümü bu değil mi? aslında çok mutlu olup, kendinizi onlar için parçalamanız gerekmiyor mu?... tam da istemeniz gereken şeyi yapmıyorlar mı?... normalde bu gençlere hiç bir karşılık beklemeden her kapının ardına kadar açılması gerekmiyor mu?... dünyada bunun örnekleri çok değil mi?... bu orkestra avrupanın her hangi bir yerinde kurulmuş olsaydı, konserlere davet etmeyecek miydiniz?... o konserlerde en önde oturup, ertesi gün ballandıra ballandıra bahsetmeyecek miydiniz?... "gelişmiş ülkelerde neler oluyor, eller aya biz yaya" diye laflar etmeyecek miydiniz?...

eee sorun nedir?... sıkıntınız nedir?... çok mu dizi izlediniz son yıllarda da telefonlar, açık aramalar, baskılar vs vs vs?... bakın, artık eskisi gibi değil, bugün hiç kimsenin, hiç kimseye ihtiyacı filan yok... sadece biraz desteğe, hatta engellenmemeye ihtiyaç var... gölge etmeyin, bir kenarda hiç bir sorun çıkarmadan nefes alıp vermeye devam edin, o halinizle bile harika bir destek vermiş olursunuz... zaten fazlasını isteyen yok ki sizden... pardon yahu, zaten sorun o idi:)))...

siz bir çok şeyi elinize yüzünüze bulaştırırken, onlar zaten senfoni orkestrası kurup geçtiler...

bugün artık canlı konserler izliyoruz sürekli... iş oralara kadar vardı... dünya değişti (iyi yada kötü) ama şu köhne zihniyet hala daha tazeliğini koruma sevdasında... yahu yemin ederim size hiç ihtiyaç falan yok, sağa sola burnunuzu sokmayın, yeter... en büyük ihtiyaç, sizin susmanız...

sanat aşkı; ortalıkta kasım kasım boy göstermek değildir... egonuzu tatmin ettiğiniz, kendinize yaşam alanı yarattığınız o ortam dışındaki her şeyi karalamak da değildir... ön sıralardan konser izlemek, kokteyllere katılmak, ben keşfetmiştim demek, sadece güzel iki satır karalamanız için hürmet görmek vs vs vs değildir... "ben olmadan asla olmaz" hiç değildir... hiç de gerekli, ihtiyaç duyulan, varlığı hissedilen yada yokluğu hissedilmeyen kişiler de değilsiniz... bunu bilin... pardon, varlığınız ciddi biçimde hissediliyormuş... sadece kendinizi tükettiğinizin hiç mi farkına varamayacaksınız?...

Hiç yorum yok

Çok Okunanlar

Blogger tarafından desteklenmektedir.