Ana içeriğe atla

doğaçlama


öncesi ve olası sonrası hakkında pek fikir sahibi olamadığımız, belirli bir tekniği olmayan, becerebilirsen eğer, kendi geliştireceğin bir teknikle üstesinden gelmek zorunda olduğun birkaç ölçüsüdür koskoca bir senfoninin bize göre tam da ortasında bulunan hayat…

çok büyük bir senfoninin birkaç notasını çalma sorumluluğu bize verilmiştir… kimilerine göre bu senfoninin bütün notaları muhteşem bir düzenin kontrolündedir… şef almıştır eline batonu ve yönetiyordur senfoniyi… kimilerine göre ise doğaçlamadır bu senfoni… doğaçlama bir senfoni! (var mı ki böyle bir şey?)… öyle basit bir caz parçası değil!... her iki durumda da bizim için çok da fazla bir şey değişmez çünkü asla tamamını dinleyebilme şansımız yoktur… bu birkaç notayı biz mi çalmak istemişizdir yoksa git çal mı demişlerdir o da belli değil…

bilinen tek şey şudur: o notalar bizim tarafımızdan çalınacak!…

çalmaktan vazgeçebilirsiniz…

size verilen bu birkaç notayı bir şekilde çalmadığınızda, bunun kurallara aykırı olduğunu düşünebilirsiniz… yada çalmadığınızda koskoca bir senfoninin içine edebilirsiniz... belki de çalsanız da olur, çalmasanız da ama bilmiyoruz işte…

senfoninin en önemli notalarını siz çalacak olabilirsiniz!

eğer gerektiği gibi çalmazsanız senfoni bozulabilir!

yada en gereksiz notaları size aittir senfoninin ama siz en önemli notalar size ait zannedebilirsiniz!

öyle yada böyle, bu notaları çalmayabilirsiniz… ama çalacaksanız eğer senfoninin içine etmemelisiniz… mükemmel giden bir senfoninin tam da en güzel bölümünde tek başınıza bile her şeyi berbat edebilirsiniz… büyük ustalar anca toparlayabilirler işi... yada kim bilir büyük ustasınızdır ve bozuk senfoniyi toparlayacaksınızdır…

senfoninin içine edenler de, sonradan toparlayanlar da bence büyük ustalardır… yada şöyle diyebiliriz belki: büyük ustaların ne yapacakları belli olmaz! ya toparlarlar yada içine ederler… yada bize göre senfoninin içine edilmiştir ama senfoni gayet güzel gitmektedir aslında!… bunu da bilmiyoruz işte…

(hiç bir şey bilmiyoruz!)... bu daha iyi ve öz oldu...

diyelim ki artık sizin notalarınız geldi!... o an!

bir sürü nota içinde sizin basacağınız nota sayısı bir adet bile olabilir... yada bir sürü nota basmanız gerekiyordur... belki de size bırakılmıştır… ne yaparsan yap denmiştir… belki de biz burnumuzu sokarız koca senfoniye… bunlar hiç önemli değil… önemli olan tek şey artık senfoni bizden bir şey bekliyor olsa da olmasa da bizim de bu koskoca notalar yığınında bulunuyor olmamızdır…

çalacağımız tek bir nota bile koskoca senfoniyi bozabilir... yada mükemmel yapabilir...

bir sürü notamız hiç duyulmayabilir bile!...

tam da o andayız şimdi… senfoni sizin bölümünüze kadar bir şekilde gelmiş ve diğer müzisyenler size bakıyorlar…

evet artık başladı doğaçlamanız… ilk notalarınızı basmaya başladığınızda defalarca tökezleyeceksiniz... hatta büyük usta bile olsanız, sizi diğer müzisyenler hep tutup kurtaracak… ama bu hakkınız çok sınırlı!... iyi kullanmak lazım bu hakkı… yok öyle sürekli sendelemeler, tökezlemeler… koskoca senfoni sizi bekleyemez… öğrenmek ve iyi bir doğaçlama tekniği geliştirmek zorundasınız… vaktiniz çok fazla değil ki!…

ilk başlarda tökezlemelerinize kahkahalarla gülen diğer müzisyenlerin suratları bir vakit gelecek asılmaya başlayacak!…

sürekli daha fazla şey bekleniyor olacak sizden… ve vakit sınırlı belki de artık sizin bir sonraki müzisyene katlanma vaktiniz geliverecek… hatta öyle bir an gelecek ki diğer müzisyenler artık sizin gözünüzün içine bakıyor olacaklar toparlamanız için… hemen iyi bir teknik geliştirmeniz lazım… aksi taktirde… aksi taktirde dedim ve kaldım burada çünkü aksi taktirde ne olur bilmiyorum!… aksi taktirdesi yok bu işin ki!... var mı?...

doğaçlama dedik diye sakın “kafadan salla gitsin bir şeyler” olarak anlamayın bunu!... öyle salla gitsin ile olmuyor!... bunun öncesi var! sonrası da var! önce ile sonrayı çok iyi bağlamanız lazım! sizden istenen bu!... yoksa çık ortaya bir kaç nota bas anlamsız anlamsız, çık git değil!…

çoğu zaman böyle oluyor sonuçta, müzisyen anlamsız anlamsız bir şeyler çalıp gidiyor!... onlardanbiri olursanız olmaz… olmamanız gerektiğini düşünüyorum… burada el birliğiyle ortaya konan koskoca bir doğaçlamadan bahsediyoruz!… kolay değil… size diğer müzisyenler 2 kere bakarlar… birinci bakışlarında başlayacaksınız… ikinci bakışlarında bir diğer müzisyene bırakacaksınız… yok öyle kafana göre takılmak, kafana esince kolay yoldan sıvışmak... ne olur kafanıza göre takılıp, kafanıza esince bırakırsanız?... hiç bir şey olmaz... sadece çok ayıp olur...

doğaçlama denen şey kuralsız görünen bir kurallar bütünüdür... sizden önceki en son notayı sizden sonraki ilk notaya tatlı bir şekilde bağlamanız lazım…

doğaçlamanız iyi gidiyor artık diyelim… tekniğinizi belli bir yere kadar geliştirdiniz… orada kalabilirsiniz! ötesi olmayabilir!… eyvah eyvah… çok büyük sorun değil aslında bu… iyi niyetle başladınız doğaçlamanıza ama elinizden gelen budur… siz küçümsemiş olabilirsiniz ama diğer müzisyenler sizden çok memnun kalmıştır!… bu çok iyi… sorun yok… rahat olun bence…

bunun tam tersi, öyle bir doğaçlama yaparsınız ki hem de taaa en başlarda! henüz işin başındayken bile doğaçlamanız gıpta ile izlenir… her ikisi de çok var bu senfonide… hatta çoğu zaman “çok erken bitirdi” filan derler ama sorun değildir o kadar… "o kadar önemli 2 nota" basıp gitmişsinizdir ki daha 35 olmadan... fazla bile gelmiştir!...

bazen tam kıvamındadır her şey… sendeleye sendeleye başlarsınız… gittikçe daha iyi olursunuz… sonuçta harika bir doğaçlamaya imza atarsınız… bu çok iyi bir doğaçlamadır... ayakta alkışlanıp, alnınızdan öpülürsünüz...

bazı müzisyenler sizi kıskanırlar!... çekemeyebilirler!... hatta kesinlikle doğaçlamanızın bozulması için araya kendi uyduruk notalarını serpiştirmeye başlarlar!… nasıl olur da siz onlardan daha iyi notalar basarsınız!... olacak iş değil… onlar gülünüp geçilecek müzisyenlerdir işte… iki notayı da onlar için sallayın geçin… eğer gülüp geçmeyi beceremezseniz, onları ciddiye alırsanız; bu tamamen sizin sorununuzdur, onların değil...

bazen de mükemmel bir doğaçlama sahibi olacakken tam da; enstrümanınızı elinizden alıverirler!... sustururlar… genelde böyle olur senfoni içinde… susturulma olasılığınız çok yüksek… senfoniye fazla gelirsiniz… susmamanınız gerekiyor… asla susmamalısınız...

sustuğunuz anda bir başkası sahiplenmeye kalkar mükemmel doğaçlamanızı... senfonide asla susulmaz... kuraldır...

susmazsanız bir süre sonra susturamayacaklarını anlarlar… çünkü korkaktırlar ve teknikleri boktan olduğu için susar kalırlar zaten…

cebren ve hile ile susturulursanız eğer -ki korkakların son silahıdır bu- o zaman doğaçlamanıza devam edebilecek müzisyenler çıkacaktır… çıkmayabilir!... size bağlı!...

bir de bırakın doğaçlamayı, notalara bakarak bile çalamayanlar var... onlar hep bahane bulurlar… enstrümanım iyi değil derler yada sizin gibi müzisyenlere bok atmaya başlarlar… daha önceden çalınmış olan doğaçlamaları yeniden çalmaya çalışırlar… başka doğaçlamaları çalmaya kalkarlar… sahiplenirler… bunlar ise kaka müzisyenlerdir!...

doğaçlaması çok uyduruk olduğu halde “mükemmel” zannedenler yada öyleymiş gibi gösterenler de çıkar!… bunlara da gülüp geçmek lazım… zaten çok büyük ihtimalle ne kadar boktan bir müzisyen olduklarının ve doğaçlamalarının çok boktan olduğunun farkındadırlar… onlara yapacak bir şey yok…

bizden istenen yada kendi istediğimiz şey neydi? senfoniye birkaç "anlamlı" nota serpiştirmek… iyi bir teknikle, isabetli doğaçlamalar yapan müzisyenler hemen ayırt edilirler… farklıdırlar… iyi bir teknikle berbat çalan müzisyenler de hemen ayırt edilirler… onlar da farklıdırlar... bu iki grup nadiren girerler senfoniye… diğerlerinin büyük bir bölümü ise silik müzisyenlerdir… belki de en fazla senfoninin alt yapısını oluştururlar onlar… onların da büyük bir bölümü sürekli birbirlerinin notaları arasına kendi uyduruk notalarını serpiştirir dururlar…

bu sebeple; senfoninin alt yapısı bir türlü düzelmez...

eğer iyi bir doğaçlamaya imza atmak istiyorsanız, bir kere tekniğiniz çok iyi olacak… bunun için çok çalışmak lazım… daha senfoniye katılırken az yada çok yetenek lazım… başkalarının notalarını değil, kendi notalarınızı çalmanız lazım iyi yada kötü…

senfoninin öncesini çok iyi biliyor olmanız lazım... size kadar olan bölümü iyi okumanız gerekiyor… senfoninin öncesini ve sonrasını iyi bir şekilde bağlamak için size verilmemiş olan notaları tahmin edebilmeniz lazım... belki de işin sırrı burada!?… evet; işin tek sırrı burada!... iyi okuyandır iyi doğaçlamaya imza atan...

çaldığınız nota sayısı filan hiç önemli değildir… çaldığınız notaların senfoni için sahip olduğu değer de pek önemli değildir… önemli olan elinizden geleni elinizden gelen kadar yapabilmiş olmanızdır…

senfoninin en önemli bölümü de olabilirsiniz, en önemsiz bölümü de ama önemli olan sizin senfoniye katabildiklerinizdir… senfoni içinde aslında önemli yada önemsiz bölüm diye bir şey de yoktur zaten... her müzisyen öneme sahiptir… yeter ki farkına varabilsin...

senfoninin bölümlerini önemli önemsiz diye ayırmaya kalkanlar bazı kendini bilmez müzisyenlerdir! yeter ki senfoninin bir bölümüne doğru düzgün bir kaç nota yerleştirebilin… senfoni müzisyenleri içinde adınız mutlaka geçecektir…

Yorumlar

Ayın Çok Okunanları

aslıhan keçebaşoğlu

başarılı genç bestecilerimizden aslıhan keçebaşoğlu; finlandiya'nın ünlü sibelius müzik akademisinde master yapmaya hak kazanmış... bugün birden karşıma çıkınca bu haber, çok sevindim... kendisi hakkında iki kelam etme fırsatım da çıktı bu arada...

son yıllarda eserleri ile adını sıkça duymaya başladığımız aslıhan keçebaşoğlu ile ilgili olarak öncelikle ufak bir hatırlatmada bulunmam gerekiyor, sonra bu kısmı silip atacağım okuluna başladığında... 

hem sibelius akademisine finlandiya dışından başvuran 25 aday içinden ön eleme ile seçilen 7 kişiden biri olmayı hem de o 7 kişi içinden sıyrılıp, okula kabul edilen 2 kişiden biri olmayı başardı aslıhan keçebaşoğlu... özetle bu önemli okulda yüksek lisans yapacak ancak 7 temmuz tarihine kadar acil olarak 2500 euro desteğe ihtiyacı var... sonrasında da oturma izni ve yaşamsal giderleri için de önemli bir desteğe ihtiyacı olacak doğal olarak... ilgilenenler için adresini vereyim hemen... 

aslihankecebasoglu yazacaksınız... sonrası bildiğin…

çocuğa gitar nasıl alınır?

başlığı atmam çok uzun sürdü!... "çocuğa gitar nasıl alınır" tuhaf geldi... "gitar çocuğa nasıl alınır" daha tuhaf... "nasıl çocuğa gitar alınır" ilginç oldu... "çocuğa nasıl gitar alınır" daha değişik oldu... her neyse işte, yazının bütün bu değişik sorulara yanıt vermesine çalışayım da olsun bitsin...


aslında çok zor bir konu hakkında yazacağım çünkü bu sayfaya "çocuğuna gitar almayı düşünen ama bunu nasıl yapması gerektiğini bilmeyen, işin içinden çıkamayan kişiler" arama motorları tarafından zorla getiriliyorlar ama bu sayfada öyle bir konu yoktu... artık olmak üzere... gelen kardeşlerimiz elleri boş dönmesinler diye düşündüm ve bildiğim kadarıyla yazayım dedim...

"çocuğa gitar nasıl alınır" ve "gitar çocuğa nasıl alınır" sorularının yanıtı basit ve hemen geçeceğim; cebe bir miktar para konulur ve müzik aletleri satan yerlerden birine gidilip, satın alınır... bunu geçiyorum...

"nasıl çocuğa gitar alınır"…

çağla karaali

çağla karaali de 3 yaşında müziğe başlayanlardan... her ne kadar konservatuvarda 12 yaşından önce gitara başlayamazsın demişlerse de uzman kişiler, 5 yaşında gitar çalmaya zaten başlamış... çok da iyi çalıyor ayrıyetten... ben de bunu anlayamıyorum!... konservatuvardaki uzmanların dünyadan haberleri yok mu?...

konservatuvarı 7 yaşında kazanmış... 8 yaşında da engelliler için konserler vermeye başlamış... konservatuvardaki değişmez sabit kurallar sebebiyle de ayrılmış daha sonra... çok da iyi yapmış bence... sanatta kural olamaz... 1 yaşında ise sanatçı, sen ona uyacaksın... yapmak istemediği bir şeyi yaptırmaya çalışmayacaksın... onun kulu kölesi olacaksın sayın konservatuvar kardeş... o sana uymayacak, sen ona uyacaksın... kendinden daha iyi bakacaksın ona...

ben başka ülkelerin çocuklarını yazarken hiç bu tip sorunlarla karşılaşmıyorum!... ülkemiz çocuklarını yazmaya başladığım andan itibaren hep sorun hep sorun!... amerikalı, koreli, fransız çocukların aileleri çok mutlu!... onları…

idil ve ela'dan başarı haberi

yine bir gülden gökşen hoca klasiği... iki öğrenci, 2 birincilik... idil atlıer ve ela demirkaya; the muse müzik yarışmasına katılıp, birinci olmuşlardı ama ben ertelemiştim bu paylaşımı çünkü ödül olarak yunanistanda konser vereceklerdi haziran sonunda...

temmuz ayına girdik ya, "konser verilmiş mi? bi bakayım" dedim, verilmiş tabii... ben de paylaşayım artık dedim...

the muse, internet üzerinden video paylaşımına dayalı bir yarışma ve videonuzu yarışmaya göndererek katılım sağlıyorsunuz... değerlendirme sonucunda alınan puanlara göre dereceler veriliyor ve her kategorinin birincilerine konser verme imkanı sağlanıyor... bütün dünyaya açık bir yarışma ve neredeyse tüm enstrümanlara ek olarak vokal yanında, oda orkestrası, geleneksel enstrüman ve amatör kategorileri de mevcut...

ela ve idil, birinci oldukları için konser verme hakkı kazandılar ve 29 haziran günü saat 19:00 da atina'nın en büyük salonu olan megaron konser salonunda sahne aldılar... yapılan yorumlarda, büy…

cem esen

yıllardır takip etmeye çalıştığım bir isim besteci ve piyanist cem esen... daha doğrusu, takip etmeye başladığım belki de ilk genç müzisyenlerimizden kendisi ama yıllardır hakkında hiç paylaşım yapmadığım bir isim aynı zamanda... bu sayfada neden bir çok genç yetenekten henüz bahsedememiş olduğumu açıklarken de cem esen'i örnek göstermişim:)... bakınız, burada... gitmişken oraya; sağa sola da bir göz gezdirin, öyle dönün...

tabii hakkında hiç bilgi vermemiş de değilim... sağ üstteki "ara" kısmına adını yazıp, okuyabilirsiniz... mesela "neden önceliğimiz geleceğimizdir?" sorusuna yanıt ararken de cem esen'in hayran kaldığım eserlerinden biri olan free variations op. 7 eserini paylaşmıştım... bu paylaşımı ben çok önemserim ve okunmasını isterim, verdiğim bağlantıdan okuyun mutlaka...

içinde gürültü eksik olmayan bir evde dünyaya gelmiş cem esen de... yani anne de baba da müzisyen... komşuların sevmediği türden evler sanatçı evleri... "vayyy sen müziğe n…

orta çağdan günümüze hurdy gurdy

hurdy gurdy, 12. yüzyıl öncesine ait yaylı bir çalgıdan köken aldığı düşünülen oldukça eski bir müzik aleti... ilk ortaya çıktığı yer; bazı kaynaklara göre avrupa ama orta doğu orijinli olduğu konusunda neredeyse fikir birliği var gibi... üstelik atasının rebab olması da kuvvetle muhtemel... gerçi köken araştırmalarında bu kadar gerilere gidilmesi ne derece doğrudur bilmiyorum çünkü nihayetinde bütün enstrümanları en eski bir kaçına bağlayıvermek de biraz mantıksız geliyor bana... rebabın aşırı değişmiş bir hali oluyor bu durumda...

çok daha eski resimler mevcut ama ben birbirlerine benzeliklerinden dolayı jules richomme ye ait 1882 tarihli yukarıdaki tabloyu ve günümüze ait aşağıdaki fotoğrafı paylaşmayı istedim... aşağıdaki fotoğraf ise günümüzün ünlü folk rock grubu eluveitie nin gözde elemanı anna murphy ye ait... yazının sonunda bir videosunu paylaşırım mutlaka ama şimdilik şunu söylemek gerekir ki; 133 yıl öncesi ile günümüz arasında çok şey değişmiş olabilir ama işin özü aynı …

can çakmur

çok dikkat çeken, çok başarılı bir genç piyanist can çakmur... hakkında bir şeyler yazmak için hep ileri bir zamana ertelediğim isimlerden biri kendisi ama fırsat buldukça ertelediğim bu gençleri de yazmaya çalışıyorum... can çakmur, bir çok genç yeteneğimize oranla daha fazla tanınma fırsatı yakalamış olan bir isim... tabii bu tanınırlığın sebebi, elde ettiği büyük başarılar sonuçta ve dolayısıyla medyada daha fazla yer aldı... türkiyede ilgili medyanın bile ilgisini çekebilmek için bir kaç deveye birkaç hendek atlatmanız gerekiyor... zaten ondan sonra da medyaya ihtiyacınız kalmıyor:)...

can çakmur hakkında detaylı bilgi alabilmeniz için öncelikle resmi sayfasının adresini paylaşayım... çok iyi hazırlanmış güzel bir sayfaya sahip can çakmur... fırsat buldukça araya sıkıştırıyorum, her genç yeteneğimizin mutlaka böyle bir sayfası olmalı diye düşünüyorum... umarım bir çokları gibi sayfasına kilidi vurup da facebook, instagram vb gibi pek işe yaramayan ortamlara geçmez...

www.cancakmur.…

gnossienne

gnossienne denince akla önce yaratıcısı erik satie geliyor doğal olarak ama onun dışında akla hayale gelebilecek her şey de geliyor ruh durumuna göre... özellikle o büyük üne sahip olan gnossienne no 1 dinlerken ben parçayı her seferinde başka başka hissediyorum... bu eserin aslında hiç bir şekilde eğlenceli, neşeli vb filan olması mümkün değil gibi çünkü doğaya aykırı ama bana komik ve neşeli geldiği bile oldu!... yorumu dinleyenin ruh durumuna  bırakabilen bir eser...

önce şu yukarıdaki fotodan bahsedeyim, koreografisi amerikalı efsane kadın dansçı martha graham a ait 1926 nisanında prömiyeri yapılan dans gösterisinden... fotoğraf 1927 yılına ait ve gnossienne dans performansından bir enstantane... martha graham, 1991 yılında 97 yaşında öldü... amerikanın en eski dans kumpanyasının kurucusu ve ölene kadar da koreografilerini sürdürmüş... gnossienne ise martha grahamın ilk bağımsız dans gösterisi...

asıl adı eric alfred leslie satie olan ve adını daha sonra erik olarak değiştiren er…

gelem gelem (djelem djelem)...

"öldüğüm zaman beni ayakta gömün çünkü bütün ömrüm dizlerimin üstünde geçti"

"gyelem, gyelem", "jelem, jelem", "dzelem, dzelem", "dželem, dželem", "delem, delem", "djelem, djelem", "celem, celem"... ve daha bir çok benzeri türevi var bu "gelem, gelem" in... farklı çingene (roman) diyalektlerinde birbirine benzeyen ama farklı yazılan bir çok örneğine rastladım... aşağıdaki fotoğrafta bile, bir yanda dzelem yazarken, hemen yanında verilen sözlerde djelem yazılmış... en yaygın olarak kullanılan ise "gelem" olduğu için, ben de o şekilde yazıyorum...

çingeneler, çingene kültürü, müziği ve çingene katliamı hakkındaki aşağıdaki yazıları da okuyabilirsiniz

çingeneler

çingene müziği

tüm dünyadaki çingene halklarının ortak marşı oluyor gelem, gelem... insanın içini titreten çok önemli bir çingene şarkısı... zarko jovanovic e ait... çingeneler arasında çok sevildiği için marş olarak kabul edilmiş 197…

deniz neva ertürk

"gelecekte caza geçebilir" yada "bakarsınız, progresif müzik yapar" vb gibi bir takım kehanetlerde bulunamayacağım bir paylaşım olacak gibi görünüyor genç piyanist deniz neva ertürk hakkındaki bu paylaşım... sürekli takip edenler anlamıştır ne demek istediğimi ama ilk defa okuyan anlamayabilir; ben özellikle prog ve caz hastası olduğum için, burada gençlerin kafalarını çelip, klasik müzikten biraz saptırmaya çalışan bir tipim ama deniz neva ertürk'ü dinlerken, kendisine bu tip lafların pek işlemeyeceğini anlamış bulunuyorum... gelecek ne getirir tabii bilinmez, bakarsınız yeni bir ayşedeniz doğar ama deniz neva nedense bana tam bir klasik piyanist izlenimi verdi... yani klasik eserlere harfiyen bağlı, bilinen orijinal halleri ne ise bire bir çalma azmi içinde bir konser piyanisti sezdim... anlatamadım değil mi?... farkındayım:)... ama anlatmadan bırakmam merak etmeyin...

adına inatla klasik denen bu muhteşem müzik, diğer müzik türlerinin de anası olduğu için, …