timur selçuk: bugün... yarın... daima...

ilk defa çekinerek hatta korkarak yazıyorum... çok hassas, çok titiz bir sanatçı hakkında, bence çok önemli bir sembol isim hakkında yazmaya çalışacağım çünkü... kendisiyle ilgili bir şeyler karalamamın ayıp olacağını bile düşünüyorum... bir şeyler karalamak dedim ama yaz yaz bitmeyecek bir isim timur selçuk... 1900 yılından başlayıp; bugün, yarın ve daima dememiz gerekecek olsa da, kapasitem ölçüsünde 2 kelam etme gereği duydum timur selçuk hakkında "mecburen"... biraz uzunca olacak gibi bu yazı, bakalım bu yıl içinde bitecek mi...


neden mecburen?... yaklaşık 1 hafta önce, 2 lise öğrencisinin muhabbetlerine kulak misafiri oldum... daha doğrusu çaktırmadan kulak kabarttım çünkü konuşmalarının arasında geçen timur selçuk ifadesi kulağıma takıldı... biri diğerine "ya timur selçuk diye biri var internette, bütün parçalarını indirdim mp3 e, benim kıza hediye ettim, bayıldı be" deyince, diğeri "o kim lan" dedi... zannedersin ki, timur selçuk yeni yetme bir internet müzisyeni!... es kaza kalkıp da timur selçuk burayı okursa; kırıklık, burukluk olmasın içinde... gerçi zaten timur selçuk un kaygıları olacağını düşünmüyorum hiç ama benim ciddi kaygılarım var...

ben bu diyaloğu gayet olumlu ve umut dolu buldum... 2013 yılında, 15 yaş civarı 2 genç arasında geçen bu diyalog aslında çok şey ifade ediyor... birincisi; onlarca yıl öncesine ait ispanyol meyhanesi, sen neredesin, ayrılanlar için, pireli şarkı, hürriyete doğru, bu gün yarın daima ve benzeri şaheserler, bugün de kızların bayılmasını sağlıyor... üstelik her şey bu derece hızlı iken, her şey mümkün olan en kısa sürede tüketilirken... timur selçuk tüketilemeyenlerden biri demek ki... ikincisi; büyük ihtimalle gençlerin önemli bir bölümüne timur selçuk ulaşmıyor...

timur selçuk, "sanatsal" olarak çok yaşlıya da, çok gence de ulaşabilen bir meziyete fazlasıyla sahip ancak bugünün iletişim araçlarıyla bu iş çok zorlaşıyor... timur selçuk u dinleyince beğenmeyecek insan yoktur ama sadece fiziksel olarak ulaşabilmek gerekiyor... bu da timur selçuk un işi değil... bizim işimiz... sanatçı; izini, sesini, çizgisini bırakır... kimyasal olarak ulaşır, alabilen alır; ulaşabilen ulaşır...

artık çok kolaycı olduğumuz için, bize ne gelirse onu alıyoruz... gelemeyeni bilmiyoruz... şöyle bir bakayım sağa sola, güzel olanı, iyi olanı araştırayım, inceleyeyim, bulayım diye bir sıkıntımız yok... bize zorla dayatılanı alabiliyoruz... o zaman da olmuyor işte, çok eksik kalıyoruz... işte benim yukarıda bahsettiğim kaygım bu noktada başlıyor... bu kaygı bende ciddi boyutta var ama nedense pek önemsenmiyor...

ispanyada bir eski kitapçıda, valencianın en önemli caddelerinden biri olan "calle colon" -colon; colomb dur- hakkında 4 ciltlik, ansiklopedi kıvamında bir kitap dizisi görmüştüm kalın kalın ve hayretler içinde kalmıştım... topu topu taş çatlasın 2 km lik cadde!... bizde koskoca istanbulun yoktur öyle detaylı kitabı... o günden beri olur olmaz gelir aklıma o eski ciltler ve her şey için düşünürüm "olmalıydı şunun da cilt cilt kitabı" diye... önem arz eden herkes ve her şey için mutlaka olmalı cilt cilt kitaplar... ama yok ne yazık ki... okumadım, sadece varlığını biliyorum, timur selçuk için yazılmış bir kitap var neyse ki... "aydınlanmanın ışığında sanat insanlarımız: timur selçuk" cilt cilt değil belki ama bu kitabın, daha doğrusu bu serinin varlığı beni gerçekten çok mutlu etti... papirüs yayınevinden çıkmış ve bol yazarlı bu kitabın hazırlayanı ise feridun andaç... bu seriyi okumak şart oldu... konuyu saptırıyorum ama inanın içim burkuldu kitabın fiyatını görünce... 5 tl!... indirimi bile var!... 3.75 tl bu kitap!... bu sayfada en çok kullandığım kelimeyi yazacağım yine... "neyyyse..."

helak olduk neyse diye diye...



timur selçuğun hangi yönünü yazayım ki ben şimdi... türkiyenin son 50 yılına resmen damgasını vurmuş bir sanatçı... sadece sanatçı da değil, bir fikir adamı, dava adamı... yazının tepelerinde 1900 yılından başlamak lazım dememin sebebi de o... timur selçuk hayatının başlarında büyük ihtimalle sadece babasının oğlu idi... öyle olur; "falancanın oğlu" ifadesi ile tanınırsınız hele hele babanız münir nurettin ise!... bilmiyorum, tahmin ediyorum sadece, timur selçuk büyük ihtimalle uzun bir süre "münir nurettin in oğlu" olarak tanınmıştır... "münir nurettin in oğlu" olmak ile "timur selçuk" olabilmek arasında öyle bir duvar vardır ki, çoğu kişi aşamaz onu ve kalır falancanın oğlu/kızı olarak... ülkemizden örnek vermeyeyim, ayıp olur, bizde de bir çok "falancanın oğlu/kızı" var... ama mesela "frank zappanın oğlu" babasının adını aşamadı! çünkü öyle her baba yiğidin harcı değildir frank zappayı aşabilmek... ama timur selçuk aşmayı başardı ve "münir nurettin selçuk" ve "timur selçuk" ayrı ayrı kilometre taşları haline geldiler... burada yatan sır şu olmalı: en az baban yada annen kadar iyi ve farklı olacaksın çünkü onlar bunu hakediyorlar... timur selçuk onu başardı ve en az babası kadar başarılı oldu...

yıllar sonra, gün gelir; münir nurettin için "timur selçuğun babası" derler ve en çok gururlanan da münir nurettin selçuk olur... çok mu önemli peki münir nurettin in yada tiyatro sanatçısı şehime erton un oğlu olmak? onlara yakışır bir evlatsanız eğer, tabii çok önemli... doğup büyüdüğünüz evde münir nurettin ve şehime erton nefes alıyor!... önemli olmaz mı... ustan evinde, dizinin dibindesin... evin duvarlarında olmayacak sesler yankılanmıyor ki! münir nurettin yankılanıyor... etkisinden kurtulmak kolay mı?... yada gerek var mı kurtulmaya etkisinden?...



beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın
denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın
öylesine yıktın ki bütün inançlarımı
beni sensiz bıraktın... beni bensiz bıraktın...

güfte: ümit yaşar oğuzcan

münir nurettin hakkında yazmak beni fazlasıyla aşar... ama şunu belirteyim, araya sıkıştırayım, münir nurettin selçuk hakkında her türlü bilgiyi barındıran çok geniş kapsamlı, bilgi kaynağı ciddiyetinde bir resmi web sayfası şart!... bach ın web sayfası var ama münir nurettinin yok...

bereket timur selçuk un resmi web sayfası mevcut;

http://www.timurselcuk.net

timur selçuk un sayfasından kendisine ait detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz... ben şiddetle tavsiye ediyorum... özellikle sohbet köşesini... keşke timur selçuk her gün sohbet etse köşesinde... ama vakti yok... işi çok...

ilginçtir, münir nurettin de, timur selçuk da yurt dışından opera eğitimi için çok ciddi, çok cazip teklifler almışlar... her ikisi de geri çevirmişler bu teklifleri... münir nurettin paris operasından gelen çok cazip kontrat teklifini neden geri çevirdiğini şöyle açıklamış;
"o zaman kim münir nurettin olacaktı türkiyede? benden iki satırla 'paris operası'ndan bir müslüman tenor geçti' deyip unutacaklardı."
şu mecburi ve faydalı bilgi hazinesi google a girip, timur selçuk yazdığınızda, sağ tarafta bilgileri hemen çıkıyor artık her önemli kişi gibi... herkesin çıkmıyor tabii... çok güzel, faydalı... ama timur selçuk için "türk pop müzik yorumcusu, piyanist, ve besteci" yazıyor... e tabii benim tepem attı onu görünce... pop alerjim var ya benim -ki aslında pop kötü değil ama biz her şeyin suyunu çıkarıyoruz ya! onun da çıkardık fazlasıyla- neyse, benim alerjim olduğu için o tabiri görünce bozuldum... interneti doğru kullandığınız sürece sorun yok, gerçekten en büyük bilgi kaynağı ama aynı zamanda yanlış kullanan için resmen bir çöplük...

timur selçuk için ses sanatçısı diyebilirsiniz, doğrudur... pop müzik sanatçısı olmanın çok ötesinde, lirik prensimizdir... tabii ses sanatçılığının öncesinde ve ötesinde, orkestra şefidir, bestecidir, yorumcudur, çok da iyi bir piyanisttir... aile etkisine ek olarak; galatasaray lisesine devam ederken, istanbul üniversitesi devlet konservatuvarında da öğrenim görmüştür... sonrasında paris yılları başamıştır ve ecole normale de musique de paris de eğitimine devam etmiştir...

eğitim bitince artık üretkenlik başlıyor, hem de ne başlama... ümit yaşar oğuzcan, faruk nafiz çamlıbel, orhan veli, nazım hikmet ve attila ilhan şiirlerini besteliyor, plak yapıyor ve piyanosu eşliğinde konserler vererek o eşsiz parçaları seslendiriyor... dönüyor paristen, istanbul oda orkestrasını kuruyor... o da yetmiyor, özel öğrencilere eğitim verdiği çağdaş müzik merkezini kuruyor...



timur selçuk adını ilk duyduğumda ben de "o da kim yahu?" demiştim... o zaman da bizim "abilerimiz" vardı!... dediler "devrimci" "yoldaş"... ilk dinlediğim parçasıdır yukarıda paylaştığım "pireli şarkı"... daha doğrusu orhan velinin pireli şiiri... ne anlarım ben o yıllarda... cem karaca gibi bir şey bekliyorum devrimci denince... "bu mu siyasi!" demiştim... aradan yıllar geçti, ben çok kısa bir süre önce idrakine varabildim bu şarkının... şiirin daha doğrusu... daha ne kadar siyasi olabilir ki bir şiir?... "bunu tutmadın sen pek, bak o zaman şunu dinle" dediler... timur selçuk sesinden tabii: "ekonomi tıkırında ekonomi tıkırında... kriz var kriz var... bunalım var..." olmamamıştı, benim çocuk kafam bunları siyasi olarak kabul edemiyordu... cem karaca gibi "parkasıyla vuruldu, yatar iken buldular....." gibi bağırması gerekiyordu bence ama olmamıştı, benim kafam almamıştı timur selçuk u devrimci yoldaş olarak:)... sonra aradan bir kaç hafta geçmişti, abim "al bu kaydı dinle bakalım" diyerek odtü konserini dinletmişti, bol cızırtılı olsa da iyi idi... ikna olmuştum...:)... artık timur selçuk da bana göre devrimci idi:)...



benim için timur selçuk un siyasi yönü pek ön planda olmadı hiç... çok güçlü siyasi kimliklerden biri olmasına rağmen üstelik... benim açımdan bakınca, timur selçuğun sanatsal yönü çok daha ağır basar... ve sanatçılığıyla birleşen kişiliği, fikirleri, hayat görüşü...

bence aşktır timur selçuk...

gönüllere kazınmış durumda olan ispanyol meyhanesi, sen neredesin, ayrılanlar için, bugün yarın daima, kara sevda gibi unutulmaz ve unutulması mümkün olmayan parçalarını da burada paylaşmama gerek yok... ben bu blogta sadece örnek olması amacıyla bazı paylaşımlarda bulunuyorum...

ben sadece çok gençlere sesleniyorum, diğerleri zaten ezbere biliyorlar; dinleyin timur selçuk u... tanıyın tanıma fırsatınız olmamışsa... çok şey kazanacaksınız... burada çok fazla video paylaşmak istemiyorum, zaten videolarına ve müziğine ulaşmak çok kolay... canlı kayıt videoları web de bol bol var... müziğine ulaşmak ise çok daha kolay, gidiyorsunuz, bandrollüsünden harika albümlerini satın alıyorsunuz...

karantinalı despina/attila ilhan...


Başlıca yapıtları arasında, Sen Nerdesin?, Ayrılanlar İçin, Beyaz Güvercin, İspanyol Meyhanesi adlı şarkılar, Nereye Payidar?, Tak-Tik, Sakıncalı Piyade, Küçük Adam N'Oldu Sana, Rümuz Goncagül, Galileo Galilei,Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Halide, Lozan, Abdülcanbaz, Woyzeck adlı oyun müzikleri, oda müziği yapıtları olarak Paris Mektupları, (gitar ve yaylılar için), Saksağan, (soprano saksafon ve yaylılar için) Bir Çift Sözüm Var (solo kontrabas ve yaylılar için), Bentler (arp ve nefesli sazlar için), Pireli Yapıt (iki piano için), Yolculuk (Piano, keman, klarinet için Mishigan Üniversitesi Verdehr Trio siparişi), şan ve Piano için çağdaş Türk şairlerinden şarkılar, Tarih Merdiveni bale süiti, Mevlana uvertürü, Yunus Emre bale müziği, Üç İstanbul orkestra süiti ve film müziği, Bir Uzay Masalı operası, "İstanbul'un Çağırdığı Su" (belgesel), Sarıpınar 1914, Cahide, (TV dizileri), Hakkari'de Bir Mevsim, Kuyucaklı Yusuf, Gülüşan, Polis, Mavi Sürgün, Dönüş Yolu, Abdülhamit Düşerken film müzikleri, Yasaklar ve Sarı Naciye müzikali bulunmaktadır.
başlıca çalışmalarını alıntı yapmak zorunda kaldım sayfasından çünkü o kadar çok ki! ve daha fazlası da var... benim amacım biyografisi ve eserleri hakkında detaylı bilgi vermek de değil zaten... arzu eden zaten gerekli bilgiyi bulur...
"çocukluğumda, kaldığımız tatil beldelerinde 'öğle sıcağında garsonlar servis yaparken, ben denize giremem' derdim ve gider garsonlara yardımcılık yapardım. benim yapım bu. bahşiş vermek istediklerinde de 'ben münir'in oğluyum. bahşiş kabul etmem' derdim. alnından ter akan insandan yanayım."
timur selçuk ve bazı bir kaç sanatçı benim için müziğin ve sanatın çok ötesinde bir anlam ifade eder... çok derindir o anlam... her sanatçı bir mum ışığı olup, çevresini aydınlatmak zorunda değildir... öyle bir sorumlulukları olduğuna ben inanmıyorum, daha doğrusu, ben sanatçılardan sanatlarının ötesinde bir şey beklemiyorum... ama timur selçuk gibi bazı sanatçılar gerek kişilikleriyle, gerek ahlaklarıyla, gerekse fikirleriyle gerçekten çok parlak bir ışık olabiliyorlar toplum için... beğenmeyen olamaz mı? tabii olabilir, hatta sevenleri az olur... zaten az olması iyidir...

türkiyede ne kadar az kişi tarafından sevilirseniz o kadar iyidir...

timur selçuğu herkes benimseyemez... içinde bulunduğumuz ortamda zaten herkes benimsemesin... iyinin, doğrunun, güzelin taraftarı her zaman az olmuştur ama öz olmuştur...

timur selçuk demek, asla "sadece o çok sevilen, dillere destan olmuş şarkıları" demek değildir... ispanyol meyhanesi, ayrılanlar için ve sen neredesini herkes zaten sever...

benim, hangi yaşımda olursam olayım, küçük bir çocuk gibi, örnek aldığım kişiler olmuştur hep... sayıları da çok azdır... "onun gibi olmalıyım" demişimdir... biri attila ilhandır mesela... çok bilgilidir, her şeyi bilir... ferhan şensoy da öyledir... attila ilhan yada ferhan şensoy gibi olmalıyım demişimdir ve gerekli gereksiz bir çok şeyi o sayede bilirim... yada erkan oğur mesela... onun gibi her yere kök salmalı, kökleri ruhun en ince, en ücra köşelerine nüfuz etmeli insanın demişimdir... her yere kök salabildim mi? hayır... timur selçuk gibi olmalıyım demişimdir hep... ahlaklı, ilkeli, titiz, seçkin, emekçi, emeğe saygılı... olabildim mi? bence olamadım... ama siz olun...

sanatçıdan sanatı haricinde pek beklentisi olmayan biriyim dedim, evet öyle ama ahlak, ilkelilik, doğruluk, seçkinlik (ki itici gelir seçkin lafı nedense ama seçkin olmanın nesi iticidir anlamış değilim), titizlik, çalışkanlık, üretkenlik, paylaşım ve öğretmenlik bir sanatçıda bir araya geldiğinde de tadından yenmez... timur selçuk gibi...

timur selçuk benim için "uysal ama yırtıcı bir kuş" tur... ilkelerine dokunmadığınız sürece uysal, dokunmaya kalktığınızda ise; şahin... zaten öyle olması da gerekmez mi?
demokrasi, “birlikte üreterek, paylaşarak ve haksızlıklar karşısında dik durarak” var olma bilgeliğidir”... bunun dışında kalan yaklaşımlar “orman kanunu” özleminde olanların başvurduğu yollardır... bireysel çıkara dayalı küçük mutluluklar ortak yaşanacak büyük acıların toprağını hazırlar…“ahlaklı insanların, ahlaklı yurttaşların” insan olmaktan, yurttaş olmaktan kaynaklanan “maddi ve manevi haklarının” önündeki engellerin kaldırılması için gerçekleştirilecek bir “çağdaş devrim” söz konusudur. bu “devrim”  silahla değil, evrensel insan hakları ve evrensel hukuk kurallarının hayata geçirilmesi için verilecek bir mücadeleyle gerçekleşecektir. ahlaklı insan, ahlaklı yurttaş, “üreten, paylaşan ve haksızlıklar karşısında dik duran” kişidir.
yukarılarda bir yerlerde "en yaşlıya da, en gence de hitabeder timur selçuk" gibi bir şey demiş olmam lazım... aynı zamanda "antipatik" tir de... kötü bir şey değil bu... çizgi üstü kişiler çoğu zaman antipatiktirler... çünkü bilgili, kültürlü, doğru, doğrucu, dik kafalı ve inandığına sadık, aldatmayan, kandırmayan, dürüst ve gerektiğinde insanın suratının ortasına çakan kişilikler mecburen antipatik bulunurlar çünkü her durumda haksız kalırsınız karşılarında ve kaçarsınız... korkup kaçtığınız kişiye de bir kulp takmanız gerekir; antipatik dersiniz, sevimsiz dersiniz...

timur selçuk antipatiktir... ama! kendisini sevimsiz bulan kişiyi alın konserine götürün, timur selçuk geçsin piyanosunun başına solo olarak piyano çalsın söylesin... yine sevmez! ama saygı duyar, güler, eğlenir, düşünür, şaşırır, eski aşkları aklına gelir, buruklaşır, gider, gelir, inanamaz... yine sevmez ama saygı duyar... çok iyiydi der, felaket piyano çalıyordu, çok komik söylüyordu der... ısınır, sevmek ister ama sevemez!... timur selçuk budur...

yıllar önce, piyanosu eşliğinde 2.5 saat izleme fırsatım olmuştu... piyanoda takip etmesi zor parmaklar, söylediği bazı şarkılar sanki pop! ama değil!... teatral ve alaycı bir ses... sözler zaten ümit yaşar, faruk nafiz, attila ilhan, nazım hikmet, orhan veli... şarkı yaptığı şiirlerden çok etkilendiği ve şiirleri özenle seçtiği aşikar... o şiirleri yaşamış ve konserlerinde resmen yaşatıyor... çoğu zaman yerinde duramayan, zıplayan bir vücut, sallanan koskoca bıyıklar... bembeyaz bir piyano, bembeyaz takım elbise, koskoca bir sahne, ortada ufacık timur selçuk... karantinalı despinayı söylerken sanki sahnede despina var... muammer bey de var... izleyicilerde hayran hayran bakan gülen gözler... ben tıpa tıp aynı ortamı bir tek petrucciani konserinde hissetmiştim... başka hiç bir sanatçı bana bu tuhaflığı hissettirememişti... her 2 konserden de dayak yemiş ama yumuşamış, çok mutlu, biraz kendine kızgın (çünkü eziliyorsunuz!) ve "yahu ne çabuk bitti bu" diyerek çıkmıştım...

dövülmüş halı gibi çıkar seyirciler timur selçuk konserinden...

televizyonda görmüşsünüz timur selçuğu yada petruccianiyi... normal bir adam... sahnenin ortasında görüyorsunuz sanki zeus... canlı izlemek ve izlerken timur selçuk tiyatrosunu yaşamak çok farklı gerçekten... bu yazdıklarımı, timur selçuğu canlı izlememiş olanların anlaması kesinlikle mümkün değil... orkestra eşliğinde izleyenler bile o derece kavrayamazlar... sadece piyanosu, taburesi ve timur selçuk olacak...

müziğine gelince... haddim değil, bana düşmez ama benim tanımlayamadığım bir müziği var... seçkiler içindeki parçalar mesela... yani dillere destan olanlar... öylesine dinle, keyif al... şu hafif batı müziği denirdi eskiden, öyle gibi... ama değil işte... tamamı senfonik... batı müziği ama sanki içinde münir nurettin gizli!... çok mu iyi sentezlemiş timur selçuk doğu ile batıyı? yoksa bana mı öyle geliyor... timur selçukta çok şey gizli... gizli demek yanlış olur, kamufle edilerek veriliyor... ben buna çaktırmadan veriyor derim... iyi sanatçı, iyi müzisyen size çaktırmadan istediğini verir...

çok iyi bir tenor timur selçuk... multi enstrümantalist aynı zamanda yani bir çok enstrümanın ustası... en kolay yutulan parçalarının bile içinde senfoni saklı...



biz aşkla başı dönmüş iki çocuk / bütün bir bahar o çiçek ben yaprak
yarabbi ne güzel sevişiyorduk / dünyayı bu aşktan ibaret sanarak
aşktı bizlerdeki onlardaki mantık / onlardan yana çıktı kahpe felek
birer kalp bıraktılar bize kırık / ömür boyu gözyaşı döktürecek
kim ne karıştı ne istedi bizden? / göz mü deydi ne oldu bu sevdaya?
ayırdılar bizi birbirimizden! / hem de göz göre yürek parçalaya!
kırık kalpler... cahit sıtkı tarancı...

timur selçuk doğrularını, inandığını sonuna kadar şiddetle savunan korkusuz bir sosyalist... ülkemizde pek akla yatamayan bir durumun da yaşatanı... inançlı bir sosyalist... nedense, hiç bir dayanağı da olmamasına rağmen, sosyalistler inançsız kabul edilirler... sağlam bir paradigmadır... sosyalistse, ateisttir paradigması... halbuki yok öyle bir şey... var diyen ispatlasın... timur selçuk inançlı bir sosyalisttir...

inançlı sosyalist timur selçuk u anlayabilen çıkmadı bu ülkede... 5 vakit namaz kılıyorum ben dediğinde, "delirdi" dediler... iyi bilmek zorundayız; büyük sanatçılar delidirler! zır delidirler zaten... timur selçuk da zır delidir... tıpkı; beethoven, salvador dali, paganini ve bir çokları gibi...

timur selçuk, 1980 öncesinde faşizme karşı duran, halka, emekçiye arka çıkan bir sanatçı idi... her zaman da öyle olmuştur... ortaokul yıllarından itibaren, günümüze kadar da namazını aksatmamıştır... erbakan hocanın din bezirganlığı yapmasına da dayanamamış, "dini senden öğrenecek değiliz, ben inançlı, namazını kılan bir solcuyum" deme gereğini duymuştur...
"önemli olan sağcı, solcu olmak değil. ister kürt olun, ister sünni, ister alevi… ahlaklı bir türkiye cumhuriyeti vatandaşı değilseniz, ciğeriniz beş para etmez!"
ben timur selçuğun müziğine hayranım... dürüst, korkusuz dik duruşuna ise çok daha fazla hayranım...



bembeyazdı tüyleri öyle parlaktı, açsam ellerimi birden uçacaktı
eğildim kulağına dur gitme dedim, hareli gözlerinden öpmek istedim
duydum avuçlarımda sıcaklığını, duydum benden yıllarca uzaklığını
çırpınan kalbini dinledim bir süre ve uçmak istedim onunla göklere
…ahlaklı bir yurttaş ve ahlaklı bir insan olmaya gayret ediyorsanız, bütün kusurlarınız içinde hatta bilmeden yaptığınız yanlış içerisinde, hatta ufak tefek ahlaksızlar içinde diyelim (ki hiç birimiz kusursuz değiliz), yeter ki isteyerek yapılmasın o, o zaman büyük yaşınızla birlikte o çocuk yanınızı muhafaza ediyorsunuz. zaten beyaz güvercin de, elinize alıp, okşadığınız, küçükken sığmayan ama büyüdüğünüz zaman avucunuza koyabileceğiniz,  saf ve masum duran insanın o ahlaklı yanı. yaradan’ın hepimizin içine koyduğu ama bazılarımızın onu değil de, şeytanı ön plana çıkarttığı…
en başta yazdığım gibi, timur selçuk böyle yaza yaza bitecek kadar kolay bir insan değil... şu yazıyı yazmak için bile "birazcık" sağı solu taradım, neler neler öğrendim... her şeyi derleyip toplayıp yazmam da mümkün değil... farklı noktalara sadece minik değinmelerden öteye gitmem de mümkün değil... timur selçuk un sadece kabaca hayat hikayesini ve diskografisini, eserlerini, çalışmalarını yazmak bile öyle kolay değil... en başta çekiniyorum hatta korkuyorum demiş olmamın sebebi de buydu zaten... böyle bir sanatçı hakkında yazarken asla es geçmemeniz gerekenler var... titiz davranmanız gereken noktalar var... sadece müzik yada sanat da değil ki!... çok fazlası timur selçuk... mutlaka yazmam gerektiğini düşündüğüm bilgiler çıktıkça eklerim buraya...

internette, insanların fikirlerini serbestçe ve açıkça yazdıkları ortamlarda timur selçuk hakkında yazılanları tek tek günlerce okudum... öğrencilerinin anıları, diğer sanatçıların söyledikleri, dinleyicilerinin görüşleri... çok fazla... timur selçuğa resmen tapan o kadar çok insan var ki!... bunun yanında, timur selçuk u hiç sevmeyenler de  var... çok doğal... beni en çok memnun eden konu ise şu oldu: "timur selçuğu sevmeyen insanlar bile kendisine sarsılmaz bir saygı duyuyorlar ve büyük müzik adamlığına da kesinlikle vurgu yapıyorlar"... bu o kadar önemli ki!... hayatın anlamı resmen bu...

timur selçuk; "çok sevilip, saygı duyulan" bir insan... aynı zamanda "sevilmediği halde yine saygı duyulan" bir insan... bence bundan ötesi zaten yok...
"zirveler yalnızdır, güneş önce onların alnına doğar, alttakiler ışığı ve sıcaklığı ancak öğleye doğru alırlar, bu acı verici bir duygudur, "rahmetten" nasipsiz yürekler, bunu kin ve nefrete dönüştürürler"
münir baba "güzel beste güzel şiire yapılır" demiş... yani "şarkı sözü" değil, şiir!... timur selçuk da hep çok güzel şiirleri bestelemiş... timur selçuk söz yazarak sanat yapmadı, şarkı sözleri ile mesaj vermedi... verilen mesajları ve şairlerin duygularını olabilecek en güzel şekilde besteleyip dinleyiciye aktardı... işin gerçeği o kadar zor ki bu!... beste yapıp, şarkı sözü yazmanın çok ötesinde, var olan şiire müzik yapmak... "dur şu kelime yerine, şu kelimeyi koyayım da müziğe uysun" gibi bir kolaylığa kaçmadan, çok güzel bir mankene en güzel elbiseyi giydirmek... timur selçuk ustalığı işte... işte bu sebeple; bugün, yarın ve daima timur selçuk diyoruz...





1 yorum:

yorum İÇİN BURAYI TIKLAYIN
20 Ocak 2014 11:15 ×

Sizin şarkılarınızla büyüdük Timur Bey ve hala büyümeye devam ediyoruz sizinle.

Yanıtla
avatar

Öne Çıkan Yayın

orta çağdan günümüze hurdy gurdy